MHP DAVASI VE ÜLKÜCÜLER ADINA

17 Haziran 2011 01:52 / 2441 kez okundu!

 


2 kişiden birinin ne olduğu belli de, ne olmadığı belli değil arkadaşlar. Bu sebeple bu yazıyı bir MHP tahlili ile almak zaruri olmuştur. Hiç de öyle kasetten, falandan filandan ele almayacağım sesleniş ve serzenişimi… Daha kesin ve daha keskin bir bakış ile belirteceğim.

Çünkü bu hareket çizgilerini, tabanda kaybetmese de, tavanda kaybetmiş görünüyor. Oligark haline dönüşmüş yöneticilerin elinde sabır, sükunet ve sitayiş ile bekliyor. Akıllarındaki sabır, bilinsin ki, gözlerinde ve yüreklerinde sabırsızlıktır.

AKP'nin başarısı, besbelli ki, dinamizmdir, Başbakan 2002'den bu yana her dönem farklı bir kadro ile seçime girmiş, böylece yarattığı sirkülasyonun rüzgarı ile oylarını katlayarak ilerlemiştir. Hatta ve hatta bu sirkülasyonu sadece vekil düzeyinde değil teşkilatlar bazında da gerçekleştirerek, hiçbir kral ve prens adayının vazgeçilmez olmadığını göstererek seçmenine karşı güven tazelemiştir. Oysa MHP'nin kadrolu memur gibi, Gnl. Bşk. Yardımcıları ve vekilleri var ve ben 21 yaşındayken geçirdiler bu partiyi ele ve o günden bugüne ben 35 yaşına gelmişim, hala aynı kadrolar arasında değiş tokuş olan bir rantiyeye dönüşmüş MHP kadroları.

Biliyorum ki, akl-ı selim ve salim olarak kaleme aldığım bu yazıdan sonra, itiraz etmemeyi ve susmayı, yani bir robot olarak kumanda masasına bağlı hareket etmeyi ERDEM zanneden arkadaşlarım, beni önce birbirlerine, sonra genel merkezlerine ispiyon edecek, bakın Fatih Hoca neler yazmış diye… Olsun varsın ben diyeceğim ve ben söyleyeceğim. Çünkü 3 dönemdir MHP'nin politikası, HAREKET kavramından kopmuş, İKAMET kavramına dönüşmüştür. Adıyla müsemma bir parti olmaktan uzaklaşmış, kendi doğrularını yargılayıp farklılıklara yaranma çabasına dönüşmüş bir topluluk haline gelmiştir.

Bu meseleyi elbette şöyle açabilirim. MHP için temel ideolojik noktalar için betimlenen kavramlar, her nedense, ülkücü olmayan rendekarlar tarafından aşırılıkla itham edilmiş, ülkücü olmayan rendekarlara hayran, bizim rendekar özentileri ise ‘’bakın aşırı diyorlar bize, hadi biraz yontulalım’’ havasına bürünmüş ve bunun için kendi kavramsallarının dibine ilk önce dinamit koymuş, sonra ise terk etmiştir. Bu terk ediş merasimini ise görsel şölene dönüştererek, ilk önce ülkücülerin şekil ve şemalleri için kitapçıklar bastırmış, orada sözüm ona salon erkeği yaratmak adına bir takım maskaralıklar dayatmıştır. Halbuki beyaz çorap ve hilal bıyık takıntılı olarak gördükleri, ülküdaşlarını düzeltmeye çalışırken, fikri ataları Osman Yüksel SERDENGEÇTİ'nin kılık kıyafet, dayatmasına yaptığı saldırıları bilseler elbette ki utanırlardı. Çünkü ülkücüler, FENOMEN'e(1) değil NUMEN'e(2) ehemmiyet verirdi.

Ülkücü taban-tavan zıtlığının sadece ilk meyvalarıydı bunlar ve katlana katlana günümüze kadar seyroldu maalesef. Hele hele bir de bu kopuşun üzerine ideolojik cehalet eklendi ki, ülkücü hareketin en temel propaganda vasfını oluşturan SOHBET kültürü böylece tamamen ortadan kalktı ve insanları bir arada sadece hırslar ve tutkular tutmaya başladı. Zaten yontulma hevesindeki özenti arkadaşlarımıza medya sektörü ile merkezileşme bir haltmış gibi yutturulunca, merkezin partisi gibi davranmak adına, merkez sağın ne kadar pragmatist(3) adamı var ise MHP kadrolarına doldu. Merkez Sağın pragmatist adamları anlayamadıkları ülkücü tabanın sesine ilk müdahaleyi TURANDAN, ikinci müdahaleyi ise DİNDEN uzaklaştırarak yaptılar ve bunun adına ise uzlaşım dediler.

Yahu ilginçtir ki, Türkiye’nin aziz halkı ve ideolojimizin temel dayanağı milletimiz, son 10 yıldır merkez sağı tahliye tasviye ederek, canına ot tıkar iken, nedense bizimkiler bir merkezileşme türküsü tutturmuş devam ediyorlar. Esasında anlaşılmayacak bir mesele değil bu… Çünkü sen yıllarca, kendi tabanın ve halkınla, sadece mitingler ve kongreler yolu ile buluşursan, genel merkezine devlet memuru edasında mesai kavramı ile gelip, matematiksel soyut mistisizme kafa yorup, icatmış gibi halkın karşısına çıkarsan, yetmemiş gibi ezbere hamasi retorikleri(4) dört duvar arasında hazırlatıp, meydanlarda dayatırsan, gündemi basından takip etmekten başka bir silahın kalmamıştır. Böylece seni gerçeklerden haberdar eden teşkilatın çökmüş, yerine ise sana merkeziliği dayatan kompradorlar(5) ordusu ise işbirlikçin olmuştur.

Eh doğal olarak bırak Türkiye’yi dünyanın Kasımpaşalılaştığını fark edemediğiniz yüksek manastırlarda, elbette yeni ve devinimsel siyaset üretilmez AKİL edilmez, suret etmiş siyaset NAKİL alınır ve bunun adına da, merkezileşme yaftası vurulur.

Elbetteki başarı arayarak bulunan bir şey değildir, fakat başarı arayışları yaparak, safsata ile kendini kandıran bir zümreye elbette dahil olmayacağım. Çünkü yok bize saldırdılar, yok bizi hedefe koydular söylemleri ile BÜTÜN ÜLKÜCÜLER'i bir duygusallık batağına saplayarak, her dönem meclise kapağı atmaya çalışmak, bu milletin GERÇEK TEMSİLCİSİ olarak gördüğümüz ÜLKÜCÜLER'i acınacak bir kitleye dönüştürmek, elbette bana HAİN diyecek olanların İHANETİDİR. Çünkü ülkücüler üzerinde koparılan bu duygusal fırtına, onların mantıklarına bir hakarettir.

O sandıktan çıkan yüzde 13'ün içinde benim de ve sülalemin de oyu var. Çünkü 13 Haziran sabahı meclise girilmiş olsa da, bu mağlubiyeti hazmetmeyeceğimize olan bir inancım vardı. Fakat ONUR, maalesef zindanların ücra köşelerinde bırakılmış bir ustura, şehit mezarlarında tecelli eden bir ayet olmuş ve partimin başına nereden geldiği belli olmayan ÜLKÜSÜZler çöreklenmiştir.

Ülkücüler son 10 yıldır bu partiyi fedakarane çalışmaları ve siperane eylemleri ile meclise taşımaya muvaffak olmuştur. Bilinsin ki, ortada bir başarı varsa bu, TAVAN’ın değil TABAN’ın başarısıdır.

Arkadaşlar gezin bir Anadolu'yu, taşraya bakın A-KE-PE'nin başarısının sırrı teşkilatlarında mı gizli yoksa genel merkez siyasetine yön veren çekirdek kadroda mı gizli? Elbette ki, liderinde ve çekirdeğinde, onların yarattığı rüzgarda gizli. O halde bir parça daha HAREKET ile donanmış bir genel merkez ÜLKÜCÜ HAREKET’in hakkı değil midir?

Ama salon asilzadesi görünümünü elde etme uğruna, A-KE-PE'lilere bidon kafalı diyen zihniyet nasıl yaladıysa avucunu, böyle oligark cümleleri kuran elitistler de yalar avucunu… Hadi orada çağdaşımsı yarı-aydının bir canhırhaş bir ötekileştirmesi vardı ve bunu söylediler bu milletin evlatlarına… Arkadaş sen kendi tabanını ötekileştirerek, yarı-aydınımsı varlıklarla niye aynı türküyü tutturup, saldırırsın ülküdaşlarına????

Evet sayın Genel Merkezim, bu başarı sizin değil, beyaz çorap giyip, Hilal Bıyık bırakan ülkücülerin asil duygularının başarısıdır ve sizi baraj altında bırakma hesabı yapmayarak, 3 hilalli sancağı meclise taşımışlardır. Sancak bizim San bizim, bu yolda verecek can bizim.

Yastığımız Mezartaşı
Yorganımız Kar Olsun
Biz Bu Yoldan Dönersek
Namus Bize Ar Olsun

Artık kadrolaşmanın mucidi ülkücüler ilk önce kendi kadrolarını istiyor ve kadroları ile kavga eden bir genel merkeze tahammül etmiyor bu böyle biline…

------------------------------------------------------------------------
1 Görünüş görünen
2 Düşünülen, bilinen, görünmeyen
3 Faydacı

4
söylev
5 Globalist oluşumun yerli işbirlikçileri.


Mehmet Fatih DOĞRUCAN

15.06.2011


Son Güncelleme Tarihi: 26 Haziran 2011 13:38

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.