İzmir'de Yağmur Suyu

04 Şubat 2021 00:45 / 753 kez okundu!

 

 

Yılmaz Ayata’dan geçen yazımda bahsetmiştim. Uluslararası tecrübesi de olan, Priştina zamanında İzsu’da çalışmış olan Ayata hatıralarını yazıyor. Umuyorum bu yıl içinde biter. Afet yazım üzerine İzmir’de Yağmur suyu bölümünü yolladı. Altta metinden alıntılar:

 

****

 

 

İzmir’de Yağmur Suyu

 

 

Yılmaz Ayata’dan geçen yazımda bahsetmiştim. Uluslararası tecrübesi de olan, Priştina zamanında İzsu’da çalışmış olan Ayata hatıralarını yazıyor. Umuyorum bu yıl içinde biter. Afet yazım üzerine İzmir’de Yağmur suyu bölümünü yolladı. Altta metinden alıntılar:

 

“…..Yağmur suyu konusunu sürdürüyoruz. Yapılan yanlışlıkları irdeleyeceğiz ama, önce Başkanı kuşatıp hiçbir işe karıştırmayan ve bunu yaparken de medyayı kontrol altına alan üst yönetimin yola çıkış söylemini ele alalım. 

İlk itiraf  “Ne demokrasisi, nereden çıkarıyorsunuz bunları!” şeklinde gelmişti de çenem düşmüştü hani.

 

Arkadan gelen ise daha özel:

“Hiçbir şeyin iyisini yapmak durumunda değiliz!” 

Bunu söyleyen bir mühendis. Mühendisler de mezun olurken doktorlar gibi yemin etmeli aslında. Hiç olmazsa bir baskı unsuru olur, etrafta bulunan diğer mühendisler arasından bu söyleme karşı çıkanlar olabilirdi.

 

Eğer kamu görevi yapıyorsanız, her zaman yapabileceğinizin en iyisini hedeflemelisiniz. “İyisini yapmak durumunda değiliz” dediğiniz zaman yaptığınız işin ne kadar iyi, ya da kötü olduğunu ölçme şansı kaybolur. Bunu söylüyorsanız, kimse de size karşı duramıyorsa, bu durumdan başka kimsenin haberi olmamasını da sağlayabiliyorsanız, artık gerisi sizin kumaşınıza kalıyor.  

Bu söylemle yola çıktığınız zaman hedefinizin doğru iş yapmaktan ziyade zevahiri kurtarmak, iş yapmadan yapmış görünmek olduğu anlaşılabilir. Bunun anlaşılmaması için de medyayı kullanıp, yapıldığı iddia edilecek işlere methiyeler düzdürdünüz mü herkesi kandırdığınızı zannedebiliyorsunuz. Hatta uzunca bir süre de kandırabiliyorsunuz.

 

Bu giriş sonrasında yağmur suyuna dönelim. 

Efendim, Meteorolojinin ve Devlet Su İşlerinin, bölgeler için, şehirler için yıllık, 10 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık yağmur istatistikleri vardır. Bu istatistiklerde yağışlar metrekareye düşen kilogram yağış olarak ifade edilir. Şehir altyapıları planlanırken 100 yıllık bir ömür biçilerek planlanır. Özellikle de, yağmur suyu toplama sistemleri planlanırken bu nedenle 100 yıllık istatistikleri değerlendirmek yolu tercih edilir. Şöyle açıklıyayım, yıllık istatistik, son bir yıl içerisinde yağışlı günleri, yıllık yağış miktarını, en yüksek ve en düşük yağış miktarlarını kg/metrekare olarak verir. 10 yıllık istatistikte o süre içerisinde düşen en yüksek ve en düşük yağış miktarları, yağışlı günleri ve toplam yıllık yağışları verir. Mukayeseli olarak değerlendirdiğinizde artık İzmir’in yağmur rejimi hakkında bir fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz. 50 ve 100 yıllık değerler de bu fikrinizi güçlendirir. 

Burada mühim olan 100 yıllık istatistiklerde en yüksek yağış miktarıdır. Yani geçen 100 yıl içerisinde bir kere düşen en yüksek yağış miktarının gelecek 100 yılda tekrarlanma olasılığını dikkate almak gerekir. Çünkü dediğim gibi, kentsel kanalizasyon ve yağmur suyu sistemlerine 100 yıllık ömür biçilir. Yağmur suyu şebekesi bu yükü taşıyacak şekilde hesaplanır ve uygulanır. Tabii bu hesap son derecede pahalı bir çözümdür, ama bir sel felaketinin getireceği mal ve/veya can kayıplarının maliyeti ile kıyas kabul etmez. Tabii bu durum, dillere pelesenk olan “önce insan!” söyleminin dilde değil yürekte olması ile doğrudan bağlantılıdır.

Yönetimler için çok zor bir karardır bu ve kimse böyle bir yatırıma böyle bir kaynak gömmeyi istemez ama yapılacak başka bir şey olmaması gerekir eğer yağmur suyu sorunu gerçekten çözülecekse. Ama siz yola çıkarken “hiçbir şeyin iyisini yapmak durumunda değiliz” derseniz yapacağınız kötülüğü ölçmek de mümkün olmayacaktır.

Önce bir üniversiteden yapacaklarınıza destek olacak bir bilimsel rapor istersiniz. Bir ya da, birkaç akademisyen bir bedel karşılığında, aslında İzmir’e o kadar da çok yağmur yağmadığını savunan bir kitap yazarlar. Bilmeyen, anlamayanlar için bu çok zor değildir. İzmir’de kabaca yıllık toplam 700 kg yağmur düşer metrekareye. İyice insafsız olacaksanız bunu 365 güne bölüp bir günlük değer bulursunuz, ve çok sevinip kaldırım yanlarına kanaletleri yerleştirirsiniz. İlk yağmurda foyanız ortaya çıkar ve bu sefer 700 kg'lık yıllık yağışı toplam yağışlı gün sayısına bölersiniz. O da gene ortalama 70 gündür. Böylece 10kg/metrekare gibi bir yağış yükü belirlersiniz. %100 toleransla 20kg/metrekare esasına göre uygulamanızı yaparsınız. Kötü bir mühendislik yapmışsınızdır, yasal olmayan bir şey yoktur, ama “ayıp”lı bir iş yapmış olursunuz. Çünkü yağışlı geçen 70 gün içerisinde öyle bir 10 gün vardır ki, o 700 kg lık yağışın önemli bir kısmı işte o 10 günde düşer ve her düştüğünde de şehri sel basar. Siz yağmur suyu sistemi yapmışsınızdır, aslında yapmadan bitirmişsinizdir sistemi ve yarın öbür gün sel basıp mal ve Allah göstermesin can kayıpları olursa, “doğal afet” denir geçilir, kimse de sizden hesap filan sormaz.

 

İzmir’de, dünyanın hiçbir kentinde, ya da hiçbir, yağmur suyu toplama altyapısı olan, kentinde görülemeyecek bir yağmur suyu toplama sistemi uygulanmıştır. Yapılan bir hesaplama ile, yağmur sularını taşıyıp, sel baskınlarını önleyeceği var sayılan kanal kesitleri uygulanır. Yağmur suları genel bir uygulama olarak kare kesitli kanallarla taşınır. İzmir’de kanal ebatlarını gözle görmek mümkündür, çünkü kare kesitin yüzeye gelen kısmında bir demir ızgara vardır. Bu ızgara yol boyunca, daha doğrusu kanal boyunca devam eder. İlk başta galvanizli saçtan yapılan ızgaralar trafik yükünü kaldıramamış, aylarca İZSU kaynak ekipleri sabahlara kadar kırılan ızgaraları tamir etmeye çalışmış, sonunda galvaniz saç ızgaralar demir döküm ızgaralarla değiştirilmiştir. Normal olarak, yağmur yağdığı zaman, suların ızgaralardan kanala akıp gitmesi beklenir.

 

Yağış miktarı kanalı doldurmayacak kadar az olursa bu kısmen de olsa gerçekleşir ama, yağış kanalı doldurursa ızgaraların asıl maksadı ortaya çıkar, sular dışarı taşar ve sel olur yayılır. Bu ızgara sistemi aslında uygulamayı yapan yönetimin seli kabullenmesidir. Sistem ayıplıdır.”

Tabii burada ayıp kelimesi çok nazik veya zayıf bir kelimedir bence!

Biraz uzunca oldu “alıntı”. Daha fazlasını isteyenler kitabı beklesinler. Veya cabbar bir gazeteci veya televizyoncu çıkar da gidip konuşur Ayata ile  belki. Özetle Başkan’a detay anlatılmadığı fikrinde Ayata. İşte buyrun detay. Değerli Tunç Soyer kardeşim. Küresel iklim değişikliğini de göz önüne alın lütfen. Denizlerin yükselmesi konusunu. Ya’hu bana ne? Ben yüksek bir yerde oturuyorum. Bu yeri bilinçli seçtim. Kaç yıldır da deniz seviyesinin yükselmesi dahil afet planı yapılsın diyorum.

 

Mahmut TOLON

03.02.2021

 

Son Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2021 16:21

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.