Aydın ne kadar serbest düşünebilir?

13 Mayıs 2018 15:50 / 128 kez okundu!

 

 

Genelde “aydın” denilebilecek insan memuriyeti tercih ediyor. Memuriyette de cesaret öne çıkacak boyutta tercih edilen bir meziyet değil. Dolayısı ile gelişmiyor. Sükunet ve huzur bozmama ön plana çıkan kişilik olguları oluyorlar.

 

*****

 

Aydın ne kadar serbest düşünebilir?

 

Büyük ezici çoğunluk her ilişkide düşünmeden, dinlemeden konuşanlar. Kendi gördüklerine, anladıklarına aykırı bir şey söylenince hemen tepki veriyor. Birazcık mürekkep yaladıysanız saygı görüyorsunuz. Ama “portakal orada kal” boyutunda.

 

Genelde “aydın” denilebilecek insan memuriyeti tercih ediyor. Memuriyette de cesaret öne çıkacak boyutta tercih edilen bir meziyet değil. Dolayısı ile gelişmiyor. Sükunet ve huzur bozmama ön plana çıkan kişilik olguları oluyorlar.

 

Dini disiplin insanları kesinlikle bir yerlere vardırıyor. Akademik disiplin karnemiz olabildiğince zayıf. Bu olguyu, yani akademisyenlerin pısırıklığını, çıkan kitabımda (Evrime İnanmak Ozan Yayınevi) somut örneğiyle paylaştım. “Aydın” da geçinmek zorunda.

 

Noam Chomsky örneğini ele alalım. Adam genellikle doğru tahliller ile gerek Orta Doğu gerekse ABD Başkanları hakkında konuşuyor, yazıyor ve çiziyor. Ama okuyan dinleyen ve anlayan kitle az. Kitle ani tepki veremiyor ancak süreç içinde doğrular gün ışığına çıkıyorlar. Chomsky İkinci dünya savaşından sonra her ABD başkanının Nürnberg mahkemeleri esasları dahilinde yargılansalar mahkum olmaları gerektiğini örnekler vererek açıkça söylüyor.

 

Siyasi akımlara bakıp, yorum yapmaya kalktığınızda insanların istediğini söylemediğinizde hemen saldırıya uğruyorsunuz. Siyasette korkarım hep “ehveni şer” olanı seçme hakkımız var.

 

Bunlar patlaya çatlayana kadar yedi. Diğerleri belediyede çok mu varlık gösterebildi? Bunların görgüleri betondan öte değildi, beton üniversitelerin, hastanelerin, Adliye Saraylarının içini doldurmak gerek. Ülke güneş enerjisi kolektörü çöplüğü halinde. Betonu üniversite yapmak için kaliteli hoca gerek dönüp başa geldik. Kaliteli hoca evet efendimci olamıyor. Kişisel sadakat isteyen cehalet ile uyum gösteremiyor. Büyük çoğunluğa hastane hizmeti geldi. Üç beş hekimin hegemonyası yok artık. Ama kalite ve kaliteye yetki verebilme zamanı geldi, tabii denetimi elden bırakmadan.

 

Anadolu yarımadasında coğrafi ve iklimsel kültür olarak disiplini sevmiyoruz. Kişiler kararları veriyorlar netice itibariyle. Kararlar sadece memurlara kalınca ki bunlara memur bilim insanları ve aydınlar da dahil, olaylar açmazlar halinde gelişiyor. Cesur karar verebilen bir lider yolları açıyor. Sonunda kişisel sadakat de önemli oluyor. Türkiye hala çevre konularında öncü ülke olabilir. Bir vizyon ve yetki olsa.

 

Olmadığını gören ve hisseden çocuklar da o neden ile süper kahraman oyunları ile kendilerini avutuyorlar. Tarafsız düşünceye tahammül yok. Gereğini anlayan da az. En yakın “aydın diyebileceğim” dostlar bile şu anki Cumhurbaşkan’ını tarafsız değerlendirmeye çalışınca “alnından kurşun, zehirlemek vs” düzeyinde tepki gösterebiliyorlar ve dönüp sonunda “senin gibiler bu iktidardan sorumlu” kelamına varabiliyorlar. Liseyi yurt dışında okuyup olayları kendimce okuyarak anlamaya çalıştığımdan eko odaları içinde kendi sarhoş olanlardan daha detaylı düşünebilme şansım oldu. Bir “Atatürkçü” arkadaşıma Engin Ardıç’ın Köy enstitüleri hakkında yazdığı bir cümleyi soracak olmuştum. Ülkenin ünlü “beyaz Türk” “aydınlarına” sorumu e-postaladı. Gelen yanıtların hepsi Engin Ardıç’a ana avrat sövme, satılık köpek vs. deme seviyesinde idi. Halbuki ben bir cümleye yanıt arıyordum. Eko odaları kısa yollar yaratıyor ve düşünceye uygun değil ve anında beklenilen tepki olmayınca da en hafifinden “ne kokar ne bulaşır” yaftası senin oluveriyor.

 

Bir çok şeyi de örneğin Kızılay’ın bir KİT olduğunu ve yetersiz ve vizyonsuz yönetildiğini, Tabipler odalarının ve genelde meslek odalarının işleve uygun olarak yönetilmediklerini vs yazıp çizdim. Kısmen kırk yıl oldu bazı fikirleri kağıda dökeli. Tekrar tekrar yazmak ne getirecek?

 

Yapacak da fazla bir şey yok. İlkel insan güdüleri ile yaşıyoruz ve yanı sıra bir kaç özlü söz kapıyoruz. Bir tanesi de mesafe tutmak. Zor anlıyoruz ve ilkel insan güdülerimizle çabuk reaksiyon veriyoruz.

 

Mahmut TOLON

13.05.2018

 

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.