Diyarbakır Anneleri Türkiye'ye Ne Kattı? - Cengiz ALĞAN

04 Ocak 2021 18:47 / 1466 kez okundu!

 

 

Pek çoğu daha önce kendisinin de HDP’ye oy verdiğini söyleyen anneler babalar, bugün artık “Başlarım sizin Kürdistan davanıza!” diye seslerini yükseltiyor ve PKK’nın ABD uşağı bir örgüt olduğunu, çocuklarını Amerikan çıkarları uğruna heba ettiğini belirtiyor. Yılların sol siyasi partilerinin görmediği bir gerçeği Diyarbakır Anneleri iki cümlede özetleyiveriyor.

 

****

 

Diyarbakır Anneleri Türkiye’ye Ne Kattı?

 

Diyarbakır Anneleri Türkiye ye Ne Kattı

 

Pek çoğu daha önce kendisinin de HDP’ye oy verdiğini söyleyen anneler babalar, bugün artık “Başlarım sizin Kürdistan davanıza!” diye seslerini yükseltiyor ve PKK’nın ABD uşağı bir örgüt olduğunu, çocuklarını Amerikan çıkarları uğruna heba ettiğini belirtiyor. Yılların sol siyasi partilerinin görmediği bir gerçeği Diyarbakır Anneleri iki cümlede özetleyiveriyor.

Hikaye Ağustos 2019’da, bir annenin kaçırılan oğlunu bulmak için Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl Başkanlığı önünde oturma eylemi yapmasıyla başladı. Sur ilçesinde yaşayan anne Hacire Akar, bir hafta önce nişanını yaptığı oğlu Mehmet bir anda ortadan kaybolunca polise başvurdu. Eve döndüğünde oğlunun telefonunu inceleyen Hacire Ana, HDP’den çok sayıda mesaj geldiğini gördü ve soluğu HDP il binasının önünde aldı.

Bu konuda tecrübesi vardı çünkü daha önce bir oğlu ve bir akrabası HDP aracılığıyla dağa çıkarılmış ve ölmüşlerdi. İl binasında hiç de hoş karşılanmayan Hacire Ana binanın camlarını taşla kırarak oğlunu alana kadar oradan ayrılmayacağını feryat figan ilan etti. İl yöneticilerinin saldırılarına da aldırmayan Akar binanın önünde geceli gündüzlü oturma eylemine başladı.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü de bir yandan araştırmasını sürdürüyordu. Dördüncü günün sonunda polisin sıkı takibi ve Akar’ın kararlı direnişi sayesinde Mehmet bulundu, annesine teslim edildi. Olayla ilgili bir il ve bir belediye yöneticisi gözaltına alındı. Dağa insan götürmede HDP’nin rolü ortaya çıktı. O andan sonra Kürt annelerinin yüreğine 40 yıldır ateş düşüren bu sorunda kökten değişiklikler oldu. Kıvılcım bir kere çakılmıştı.

Mehmet kurtuldu, evlendi, hatta bir de bebeği oldu. Annesi olmasa o da abisinin ve binlerce Kürt gencinin akıbetine uğrayacak, belki şu anda çoktan öldürülmüş olacaktı. Akar’dan cesaret alan ve devletin de kendilerini tavizsiz desteklediğini gören başkaları da kendi çocuklarını istemek için HDP binası önünde birikmeye başladılar. Bugün 180’den fazla aile, yaklaşık 500 gündür orada direniyor ve 20’den fazlası çocuklarına kavuştu.

Aslında Akar’ınki ilk deneme değildi. 2014’te henüz Çözüm Süreci devam ederken, yine başka anneler Diyarbakır Belediyesi önünde oturarak evlatlarını istediler. Fakat HDP’den çok sert tepki gördüler. Önce “iş birlikçi hain” diye aşağılandılar. Demirtaş bu annelerin MİT’ten para aldığını iddia etti. Belediye görevlileri anneleri saçlarından sürükleyerek uzaklaştırmaya çalıştı. Hatta o dönem belediye başkanı olan Kışanak’ın (ki kendisi de bir anne) emriyle, temizlik bahanesiyle, ailelere böcek muamelesi yapılarak köpük sıkıldı, çadırları yıkıldı. Devlet desteğini de arkalarında bulamayan aileler kısa sürede dağıldılar.

 

Peki Değişen Neydi?

Öncelikle, bir tek cesur çıkışın bile yılların ataletinden sıyrılmayı tetikleyebileceği görüldü. Anneler korku duvarını yıktı. Daha önce hem örgüt korkusundan hem de ses ederlerse dağda evlatlarının başına bir iş gelmesi kaygısından harekete geçmeleri zordu. Ama şimdi sonuç alabileceklerini gördüler.

Üstelik açılım zamanı hükümetin (her ne kadar henüz FETÖ devletten temizlenmemiş olsa da) samimiyetle elini taşın altına koyduğunu, süreci baltalayanın PKK olduğunu net biçimde görmüşlerdi. Çocukların isteneceği adres de artık netti: PKK’nın siyasi temsilcisi HDP.

Çeşitli siyasi partiler Diyarbakır Anneleri’ne “yanlış adrese” başvurduklarını, evlatlarını istemek için AK Parti’nin önünde oturmalarını söyleseler de anneler gerçeği biliyordu. HDP’nin ön kapısından giren arka kapıdan dağa gönderiliyordu. Yakalanan veya teslim olan çoğu militanın itiraflarında bunu apaçık gördük. Yani annelerin direnişinin ilk somut sonucu ailelerdeki korku eşiğinin aşılması ise ikincisi de HDP’nin PKK’ya “askerlik şubesi” görevini yerine getirdiğinin görülmesiydi.

Diyarbakır direnişi kararlılıkla devam ettikçe büyüdü, şehrin sınırlarını aştı. Örneğin Şırnak’ta aileler, uzun zamandır her perşembe, ellerinde Türk bayraklarıyla teröre karşı yürüyüş yapıyor, eylemi HDP binası önünde PKK ve HDP’ye lanet okuyarak bitiriyorlar. Şırnaklı aileler de çocuklarını doğru adresten, HDP’den istiyor. İzmir’de, küçük de olsa benzer bir eylem sürüyor. Hatta Almanya’da bile kızı PKK tarafından kaçırılan bir anne uzun zamandır parlamento binası önünde eylem yapıyor. Daha önce çoğunlukla devleti suçlayan aileler artık doğrudan PKK-HDP’yi suçluyor ve hesap soruyor. Terörle yaşadığımız 40 yılda bu daha önce olmuş bir şey değildi.

Ailelerin eyleminin ürettiği çok önemli sonuçlardan biri de PKK’ya eleman akışının büyük oranda kesilmesi oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sık sık açıkladığı rakamlara göre örgüte katılım sayıları son yıllarda neredeyse yüzde bire kadar düşmüş durumda (2014’te PKK’ya katılım 5 bin 600 civarındayken 2020’de sadece 52’de kaldı). Bu durum örgütün hem yurt içinde eylem yapma kapasitesini azaltıyor hem de kalan elemanlarıyla iletişim kurmakta zorlanmasına neden oluyor. Lojistiğin kesilmesinde de önemli rol oynuyor.

Bunu da yine örgütün Kandil’deki üst düzey yöneticilerinin basına yansıyan ifadelerinden anlıyoruz. Bu kişiler sık sık eleman bulmakta zorlandıklarından, sivil alanda kendilerine desteğin sıfıra yaklaştığından, hatta bazı şehirleri “tamamen kaybettiklerinden” şikayet ediyorlar.

 

“Başlarım Sizin Kürdistan Davanıza!”

HDP binası önündeki aileler basına verdikleri demeçlerde bir gerçeğin altını daha açık biçimde çiziyor. Pek çoğu daha önce kendisinin de HDP’ye oy verdiğini söyleyen anneler babalar, bugün artık “Başlarım sizin Kürdistan davanıza!” diye seslerini yükseltiyor ve PKK’nın ABD uşağı bir örgüt olduğunu, çocuklarını Amerikan çıkarları uğruna heba ettiğini belirtiyor. Yılların sol siyasi partilerinin görmediği bir gerçeği Diyarbakır Anneleri iki cümlede özetleyiveriyor.

Daha önce oy verdikleri HDP milletvekilleri yanlarından geçerken “Verin benim çocuğumu. Avrupa’da gezen, kolejlerde okuyan kendi çocuklarınızı dağa gönderin” diye haykırıyor. Yani olayın sınıfsal boyutunu da çok iyi analiz ediyorlar. Yoksul ailelerin umutsuzluğa sürüklenmiş, bazen uyuşturucu, bazen aileye isyan, bazen tamamen düzmece piknik, kamp vb. yalanlarla kandırılıp götürülen çocuklarının neye hizmet ettiğini görüyorlar.

Ailelerin turnusol kağıdı işlevi gören eylemlerinin işaret ettiği bir gerçek daha var. İkinci yılını yarılamak üzere olan oturma eylemine “Cumhur İttifakı” bileşenleri dışındaki hiçbir siyasi parti, STK, sendika, meslek odası vb. bir kez olsun destek vermedi. Yılların sözde insan hakları örgütleri “dostlar alışverişte görsün” babında bile ziyaret etmeye yanaşmadı.

Kayyum atamalarına karşı çıkmak için İstanbul’dan kalkıp Diyarbakır’a giden belediye başkanının aklına, HDP binası önünde oturan annelere bir bardak çay ikram edip dertlerini dinlemek gelmedi. Seçim kazanma gayretiyle gerçeğe gözünü tamamen kapatan siyasi aktörlerin hiçbiri, HDP’ye ters geleceğini bildikleri için, annelere destek anlamına gelebilecek tek söz etmedi.

Gün aşırı Demirtaş’ı savunan açıklamalar yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bir kez olsun Diyarbakır Anneleri’ni ağzına almadı. Sanatçılar, aydınlar, yazarlar da dut yemiş bülbüle döndüler. Türkiye’yi uluslararası mahkemelerde yargılatmak için bildiri yayınlayıp dünyaya duyuran imzacılardan kimse de çıkıp, en azından “Dertleri ne bu ailelerin?” diye sormaya bile tenezzül etmedi. Oysa 40 yıllık terör sorununun çözümünde annelerin üstlendiği rol net olarak ortaya çıkmıştı. Böylece terörün bitmesini gerçekten isteyenlerin ve bu mücadelenin önüne taş koyanların kimler olduğu da anlaşılmış oldu.

Diyarbakır Anneleri’ne destek olanlar muhafazakar hükümetin üyeleri, yıllarca “faşistlikle” itham edilen Milliyetçi Hareket Partililer (MHP), devletin her kademeden yöneticileri, yine muhafazakar çevreyi destekleyen kimi sanatçı, yazar ve aydınlar oldu. HDP binası önündeki merdivenlere oturup anaları dinlediler, gazetelerdeki köşelerinde izlenimlerini yazdılar, TV programlarında dertlerini anlattılar.

Destek bir de şehit ailelerinden ve çocukları Batı şehirlerinden kaçırılan, kandırılan ailelerden geldi. Dağda terörle mücadelede belki de karşı karşıya gelen asker ile PKK’nın kaçırdığı militanın anneleri, HDP önünde yan yana, teröre ve onu yaratan, destekleyen, sürdüren aparatlara karşı birlikte ses çıkardılar. İşte bu aynı zamanda Türkiye’nin bütünlüğünün de teminatıdır. Denizli’den, Trabzon’dan gelen şehit ailesiyle, Şırnak’tan, Hakkari’den gelen, çocuğu dağa kaçırılmış aile el ele, omuz omuza terör örgütü ve uzantılarıyla amansız bir mücadeleye girişebildi. 40 yıldır yalanlarla, manipülasyonlarla yanlış yönlendirilmiş insanlar annelerin direnişi sayesinde acılarını ortaklaştırabildi.

 

Devletin Rolü

Elbette bütün bunlar sadece Diyarbakır Anneleri’nin mücadelesiyle olmadı ama kapıyı açan onlar oldu. Öte yandan devlet, zamanında gösterdiği şefkat elinin geri çevrildiğini kamuoyuna açıkça göstermiş oldu. Böylece demir yumruğunu indirmenin haklı ve meşru gerekçesini de daha iyi anlatma fırsatı buldu. Çukur eylemleri sonrası viraneye dönen şehirleri yeniden ve eskisinden daha iyi inşa etti. Vatandaşlarına ve onların çocuklarına daha müreffeh bir yaşamın anahtarını sundu. İş olanakları, yatırımlar, yollar, havaalanları, kültür ve spor faaliyet alanlarını yaygınlaştırarak gençlere yeni bir hayat vizyonu gösterdi.

Bir yandan da terör tarihi boyunca başarılamamış olan ikna çalışmaları yürütüldü. İstihbari faaliyetlerden elde edilen bilgilerle çok sayıda gence ulaşıldı. Onların hayatını tehlikeye atabilecek her noktada titizlikle çalışma yapıp, örgütten kaçarak adalete teslim olmaları sağlandı (900’e yakın genç ikna edilerek teslim oldu). Teröristlere dağda örgüt yöneticileri tarafından anlatılan “Teslim olursanız işkence yaparlar, öldürürler, hapiste süründürürler” gibi yalanların tamamı çürütüldü. Teröre bulaşmamış ve örgüt hakkında işe yarar bilgiler verenler devletin korumasından yararlandı ve kamusal hayata geri dönebildiler.

Annelerin direnişi, son olarak, örgütten kaçanların itirafları sayesinde diğer gençlerin de örgütün gerçek yüzünü görmesine vesile oldu. Dağda yaşanan tecavüzler, kanlı infazlar, özgürlük vaadiyle götürülüp beyni yıkanmış robotlara dönüştürülen gençlerin dramı ilk kez bu kadar açıklıkla topluma anlatılabildi. Teslim olan pek çok militan HDP binası önünde bekleyen ailelerin çığlığından etkilenerek kaçtığını samimiyetle ifade etti.

İşte bütün bunlar o bir tek annenin, Hacire Ana’nın kararlı direnişiyle başladı. Çığ gibi büyüdü ve dünyanın belki de en vahşi terör örgütünün korkulu rüyası haline geldi. Şimdi PKK yurt içinde kıpırdayamaz hale gelmişse, eli kolu bağlanmış, ne yapacağını şaşırmış haldeyse, bunda Diyarbakır Anneleri’nin çok önemli bir payı vardır ve bu mücadele dünya çatışma çözümü literatüründeki şerefli yerini mutlaka alacaktır.

 

Cengiz ALĞAN

kriterdergi.com

01.01.2021

 

Son Güncelleme Tarihi: 09 Ocak 2021 15:30

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.