Britanya İşçi Partisi ve Irkçılık Tuzağı - Ian BURUMA

16 Mayıs 2018 19:58 / 465 kez okundu!

 

 

İsrail’in politikalarını ve bunları körcesine destekleyen ABD yönetimlerini eleştirmek için çok neden var. Fakat eleştiri bir şey; ABD ve İsrail’i insanlığa yönelik biricik en kötücül tehdit olarak görmek başka şey – ve bu, Birleşik Krallık İşçi Partisi’ni çıkmaz sokağa sürüklüyor.

 

*****

 

Britanya İşçi Partisi ve Irkçılık Tuzağı - Ian BURUMA

 

İsrail’in politikalarını ve bunları körcesine destekleyen ABD yönetimlerini eleştirmek için çok neden var. Fakat eleştiri bir şey; ABD ve İsrail’i insanlığa yönelik biricik en kötücül tehdit olarak görmek başka şey – ve bu, Birleşik Krallık İşçi Partisi’ni çıkmaz sokağa sürüklüyor.

 

NEW YORK - Sağ, solu anti-Semitizmle suçladığı zaman tuhaf şeyler oluyor demektir. Ne de olsa Yahudi nefreti tarihi olarak sağa ait bir patoloji olageldi. Fakat şimdi Britanya’da Muhafazakar politikacılar ve Daily Telegraph gibi sağcı gazeteler bazı İşçi Partisi Milletvekillerine yönelik anti-Semitizm iddialarına ilişkin büyük öfke içindeler. Muhafazakarların kendileri, özellikle Müslümanlar ve hatta komşu Avrupalılar söz konusu olduğunda, yabancı düşmanlığına karşı bağışıklık sahibi değiller. Fakat bu ikiyüzlülüğün bir nedeni var ve bu tamamen İsrail algılarıyla ilgili.

 

Solda anti-Semitizm çoğunlukla Filistinlilere yönelik İsrail politikalarına karşı çıkmada aşırı gayretkeşlik şeklinde ortaya çıkıyor. İsrail devletini eleştirenler, İsrail yerine “Siyonistler” dediklerinde onların bağnazlar olduğundan makul olarak emin olabilirsiniz. Eski Londra belediye başkanı Ken Livingstone buna bir örnek. Hitler’in bir tür proto-Siyonist olduğunu iddia etmesi, tarihi bir konuya tahrik edici bir mim koymaya çalışırken yapılan bir hatadan çok bizzat İsrail’in varlığını itibarsızlaştırmaya yönelik kasıtlı bir karalama.

 

Kendisi ateşli bir anti-Siyonist olan İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, Londra’daki bir duvar resminde çilekeş işçilerin çıplak sırtları üzerinde Monopoly oynayan, kanca burunlu, habis plütokratların tasvir edilmesinde pek bir yanlış görmediği zaman, Corbyn’in Hamas’ı övmesi ile bu daha modası geçmiş bir anti-Semitizm türü arasında bir bağlantı görülmesi de bağışlanabilir.

 

Belki bu adil değil. Corbyn sadece duyarsızlık göstermiş olabilir. Fakat hiç kuşku yok ki aşırı gayretkeş bir anti-kapitalizmin bazen solda anti-Semitizme savrulduğu oldu. Georges Sorel ve devrimci Sendikalistlerin Yahudileri aynen Londra’daki duvar ressamı gibi gördükleri on dokuzuncu yüzyıl sonları Fransa’sında durum böyleydi. Günümüzde George Soros’u emekçi kitlelerin en iğrenç düşmanı sayanlar için de durum hala böyle.

 

Soldan söz ederken farklılıkları dikkate almak gerekiyor. ABD’de genellikle devletin en yoksul kesimlere destek olması gerektiğine inanan her Demokrat Partiliye solcu deniyor. Fakat Avrupa’da ve diğer yerlerde, bir zamanlar sosyalizm denilen sınıf temelli ideolojiden geriye pek bir şey kalmamış bulunuyor. Artık ılımlı sosyal demokratlar ile ana akım muhafazakarlar arasında çok az fark var. Corbyn ve Livingstone’nun temsil ettiği sekter katı sol, beyaz olmayan insanlara karşı ırkçılık ve Batı emperyalizmi (ya da “yeni-sömürgecilik”) olarak algıladıkları şeye karşı ateşli bir düşmanlıkla hareket ediyor büyük ölçüde.

 

Sekter solun gözünde habis ırkçılık ve yeni-sömürgeciliği en açık bir şekilde temsil eden iki ülke İsrail ve ABD. Gerçekte Amerika’nın vargücüyle İsrail’i desteklemesi nedeniyle, özellikle Başkan Donal Trump’ın Binyamin Netanyahu hükümetine her istediğini yapma ruhsatı vermesi üzerine, İsrail’in Filistinlilere zulmetmesi ortak bir ABD-İsrail projesi olarak görülüyor. Washington ve Jerusalem, Siyonizmin ikiz başkentleri olarak görülüyor. (Bazıları “Yahudi parası” nedeniyle New York ve Hollywood’u da dahil edebilirler.)

 

İsrail’in politikalarını ve bunları körcesine destekleyen ABD yönetimlerini eleştirmek için çok neden var. Netanyahu’nun kabinesinin öndegelen üyeleri dahil, birçok İsraillinin Araplar hakkında ırkçı olarak tanımlanması adil görülebilecek görüşlere sahip olduğu sır değil. (Holokost hakkındaki son yorumları dikkate alındığında aynı şey FKÖ lideri Mahmud Abbas için de söylenebilir.) Ve Trump’ın beyaz olmayan insanlara dair algısı da pek dostane değil.

 

Fakat eleştiri bir şey. ABD ve İsrail’i insanlığa yönelik biricik en kötücül tehdit olarak görmek başka şey. Soldaki bazı bağnazlar açısından Siyonizm ve ABD emperyalizmi öylesine aşağılık ki bunların yeminli düşmanları solun dostları sayılmalı. İşte bu nedenle bazıları Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yaptıklarına mazeretler bulmaktan ve hatta onun propagandasını göründüğü gibi kabul etmekten mutlular.

 

Livingstone ve diğerleri, kendilerinin Amerikan-Siyonist habis tasavvurlarının yirminci yüzyıl başlarındaki sağcı anti-Semitist mecazlara ne kadar yakın hale geldiğinin farkında olmayabilirler belki. O zaman da ABD ve bir ölçüde Britanya, “Yahudi parası” ile ilişkilendiriliyordu. O zaman da insanlar “Yahudi iktidarı” Washington ve New York’tan hüküm sürüyor diye düşünüyorlardı. Rothschild ismi aynen şimdi Soros isminin olduğu gibi kullanılıyordu.

 

Sekter solun İşçi Partisi’nin başına gelmesi yeni bir olgu. Corbyn hep marjinal biriydi, Kuzey Londra’daki kendi seçim bölgesi dışında ismi nadir duyulan, eksantrik biriydi. Parti liderliğine yükselmesi hemen hemen Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’yi ele geçirmesi kadar akıl almaz görünüyordu.

 

Bir zamanlar İşçi Partisi, diğer yerlerdeki benzer sol partiler gibi, işçi sınıfı olarak bilinen kesimin çıkarlarını temsil ediyordu. Sendikaların güçlü olmasını destekliyordu, ve demiryolları ve posta sistemi gibi başlıca kamu kurumlarının devlet mülkiyetinde olmasından yanaydı. Sağlık ve eğitimin kamulaştırılması hayati meselelerdi. Birçok solcu aynı zamanda enternasyonalistti. İsrail’in ilk on yıllarında, sol orada hala iktidardayken, İşçi Partisi’nin büyük bölümü Siyonizme sempati duyuyordu.

 

Bu, 1960’lar ve 1970’lerde değişmeye başladı. İsrail iki savaş sırasında fethedilen Filistin topraklarını yöneten bir işgalci güç haline gelmekle kalmamış, Batı’daki sol ideoloji sınıf temelli sorunlardan emperyalizm ve ırkçılık ile savaşmaya doğru kaymaya başlamıştı. Birçok solcu kendini ırkçılığa karşı savaşçı olarak tanımladığı için “Siyonistler”e karşı çıkmada ne kadar aşırı gayretkeş olursa olsun kendini anti-Semitist olarak görmesi mümkün değildi. Gerçekte Siyonizm hakkındaki görüşleri ırkçılık karşıtı kimliklerini teyit etmekteydi.

 

Bu arada İsrail, Avrupa ve ABD sağında paralel bir kayma oldu. İsrail yönetimleri daha militan milliyetçi hale geldikçe Batı’daki yabancı düşmanları ve şovenistler, İsrail’in daha hararetli destekçileri haline geldiler. Ve işte bu nedenle, bir zamanlar Yahudi halk hakkında pek dostane olmayan görüşlere sahip Britanya Torileri [Muhafazakarlar – çev.] şimdi vicdanları rahatsız olmadan İşçi Partili politikacıları anti-Semitistler olarak kınayabiliyorlar. Ne de olsa İsrail’i seviyorlar, belki biraz fazla.

 

Ian BURUMA

 

Türkçesi: Sadettin Yumuşak

İngilizcesi: www.project-syndicate.org/commentary/labour-corbyn-anti-semitism-charges-by-ian-buruma-2018-05

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2018 14:40

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.