Berlin´de Hrant Dink Haftası (12 -19 Ocak 2011)

25 Ocak 2011 21:00 / 2515 kez okundu!

 


“Yorulmak mı? Ben en "Değerlim"i kaybetmişim, O´nun için yorulmuşum, çok mu?” (Rakel Dink-12.01.2011)

11 Ocak akşamı Berlin Schönefeld havaalanından Rakel Dink´i almaya gittiğimizde, onu nasıl karşılayacağımızla ilgili karmaşık duygular içindeydim, elinde küçük bir valizi ile çıktığında, önce ona nasıl hitap etmem gerektiği ile ilgili şaşkınlıktan sonra sıkı sıkı sarıldık birbirimize… Karşımızda kocaman yüreği ile Rakel Dink duruyordu… O andan itibaren Rakel Dink´in yüzüne, gözünün içine bakmak benim için cesaret işine dönüştü ve her seferinde de boğazıma yumruk gibi oturan gözyaşlarımla savaşmak zorunda kaldım… Berlin Hrant Dink Forumu Kurma Girişimi´nin, Rakel Dink´in de katıldığı toplantılarla birlikte 12 Ocak´ta başlatmış olduğu "Hrant Dink Haftası“, 19 Ocak´ta diğer grup ve kişilerin katılımı ile Berlin´in merkezinde yapılan Hrant Dink´i anma mitingi ile sona erdi…Hafta, Rosa Luxemburg Vakfi ve Almanya Sol Parti´sinin desteği ile gerçekleşti.

Havaalanından otele doğru yol alıyoruz, daha önce Berlin´e gelmiş miydiniz sorusuna Rakel Dink, gelmişimdir herhalde diyor, şehre yaklaştıkça yol boyunca gördüklerinden Berlin´i hatırlamaya çalışıyor, en nihayet kararını veriyor, hayır daha önce gelmemiş Berlin´e… Hrant Dink Berlin´e geldiğinde birlikte değilmiş, Berlin´i hatırlamaya çalışırken galiba sadece binaları sokakları hatırlamak değildi Rakel Dink´in çabası, belki de sevgili eşi Hrant Dink ile birlikte olduğu yerleri hatırlamaya çalışıyordu, hani vardır ya, oradaki anları da hatırlarsanız, anılara yeni bir canlı tanık bulacaksınız, sesleneceksiniz, işte görüyor musun, şimdi O yok yanımda… Rakel Dink´in gözlerinde o buğulu bakış belki de yokluğu, yokluğa alışamamayı anlatıyordu…

Kendisi ile birlikte, almanca yayın yapan medya çalışanları ile ve daha sonra hukukçu ve politikacılarla yaptığımız tanışma toplantısında Rakel Dink "… adaleti arıyorum, vicdanları uyanık tutmaya çalışıyorum…“ diye yanıt veriyor duruşma ile ilgili gelişmeleri aktarırken, yüreği, aklı olmuş bir insanı kaybetmekle kalmayıp, adaletsizlikle de mücadele etmek zorunda bırakılan Rakel Dink´in bir an omuzlarına yüklenen sorumluluğun boyutlarını düşününce, onun direnme gücüne saygı ve hayranlık duymaktan başka bir şey yapamıyorum.

Hrant Dink, Berlin´de de katledildiği günden beri ve daha sonra her 19 Ocak günü anıldı, ona yakışacak etkinlikler yapıldı, bunların hemen hemen hepsinde ben de bulundum, ancak Hrant´ın bize açtığı yolu sürdürmek için, savunduğu ve doğru bulduğumuz karşılıklı saygı içinde birbirimizi anlamaya çalışmanın Berlin´de hayata geçmesi için daha fazlasının yapılması gerekiyordu, bu aynı zamanda tarihimizle yüzleşme, kendi önyargı ve eleştirsek bile düşünce yapımızı esir almış resmi tarih anlayışımız ile cebelleşme ve soykırım tarihinin konuşulması anlamına geliyor.

Bilinen bir zorluk bizim de karşımıza çıktı, nasıl başlayacak bu diyalog, kimlerle, hedefi ne? Eleştirilebilecek bir tutum olabilir, ancak inisiyatif grubu bu soruların yanıtını yaşamda bulabilmek için Hrant Dink haftasını düzenledi, etkinliklerde Ermeni , Ssüryani, Rum, Alman, Kürt ve Türk arkadaşlarımız ve dost derneklerle birlikte bu fikri tartıştık, somutta… Doğru olan, bu fikrin, diyalog ve karşılıklı birbirini dinleme ve anlama sürecinin gerekli bir süreç olduğunun kavranması, bunun olmazlığı veya bazı önkoşullar olmadan olmazlığının ötesinde bir süreç olarak algılanıp tartışılmasıydı.

Tüm etkinlikler, Hrant Dink´e olan özlemimizin, katledilişinin engellenememesinin acısı ve utancı, görülen davasının abuk bir davaya dönüştürülmesinin önüne geçilmesinin gerekliliği bilincinin yarattığı duygu yüklü pek çok anın yaşandığı etkinlikler oldu; Tuba Çandar, Hrant biyografisinden okuma yaparken, gözyaşlarını tutamazken salona hakim olan sessizlik içinde bugüne kadar içinde hapsolduğumuz sessizliğin sesini duymuş olmamız, Karnik Gregoryan´ın babası Krekor Gregoryan ile yapmış olduğu “Babamın Yemekleri” filmini izlerken Dersim´den oğlunun babasına getirdiği bir şişe Munzur kaynak suyu ve Munzur dağının kekik fidanına birlikte sevinirken, Krekor Gregoryan´ın 1938 Dersim katliamında henüz beş yaşındayken sağ elinin orta parmağındaki kurşun yarasını ameliyat ettirmemesini ve parmağını kullanamamasını anlıyorum… Krekor ile sohbetimizde panik oluyorum, çünkü kendisinin babası ile birlikte 9 sene sürgün olarak Uşak´ta yaşadığını ve orada ermenice konuşmasının dilini keserim ha ile yasaklandığını öğreniyorum, bu kadar yakın olup da tanımamak, belki vardır, ancak bildiğim kadarı ile bizim oralarda bu konuda tek kelime konuşulmadığını düşünüyorum, sadece Krekor ve babası değil, daha kaç Ermeni vardı acaba yerinden yurdundan edilip sürgün yaşamı sürdüren, bilen var mı?

Bilmek için dinlemeye sabrımızın olması, yaşananların anlatılmasının olanaklarını yaratmamız gerektiği çok açık, bu doğrultuda sadece Ermeni, Süryani ve Rumların podyumda oturduğu toplantıda, arkadaşlarımız yakınlarının yaşamış oldukları vahşeti anlatırlarken, yine o iliklerimize işlemiş sessizliğin salonu doldurduğunu hissettim, bu toplantıda iki Kürt arkadaşımızın kendiliğinden podyumda oturanlardan kişisel olarak özür dilemeleri hepimize, birbirimize yakınlaşmak için küçük de olsa yeni bir adım attık duygusunu yaşattı. Ermeni Kilise ve Kültür Derneği korosunun Ermenice söylediği türküler ise ne kadar tanıdık, ne kadar bildik türkülerdi…

Katılımın beklediğimizden çok fazla olduğu bir başka toplantı ise, kimilerinin „ucube“ olarak nitelendirdikleri Mehmet Aksoy´un “insanlık anıtı” ile ilgili toplantısıydı. Mehmet Aksoy, yüzyıllardan beri üzerinde barış değil de sadece savaş çığlıklarının yükseldiği topraklarda bir barış abidesi yapmak istediğini, sanatçı gözüyle abidenin ayrıntılarını bizlerle paylaştı…

Günter Seuffert ve Karın Karakaşlı´nın Hrant´ın yazılarından yapmış oldukları seçkinin Almancasından yapılan okuma akşamına ise, Ermeni arkadaşlarımızın “daha ne kadar aynı konuyu konuşacağız, niye görmüyor ve anlamıyorsunuz bizi” soruları, diyalog ve bilgilendirmenin, Berlin Hrant Dink Forumu çalışmalarının ayrılmaz parçaları olacağının işaretini veriyordu.

Kısa bir süre önce tahliye edilerek tekrar Almanya´ya gelen Doğan Akhanlı bir diğer konuğumuz, kalabalık bir grupla birlikte kısa bir şehir turu yapıyoruz, Alman- Türk- Ermeni tarihi üzerine, bir parça soykırım tarihi bu, akşam söyleşimiz var onunla, toplantı salonu dolu, Almanya´da kendisi için sürdürülmüş dayanışmanın mutluluğu var Doğan´ın gözlerinde, sözlerine kendisinin demokrasi mağduru değil, Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların tanığı olduğu ile başlıyor, dört ay boyunca kaldığı cezaevinden anılarını paylaşıyor bizimle, güncel sorunları…

Etkinliklerden sonra mutlu olduk, milliyetçiliğe karşı demokratik bir tavır geliştirmenin, yüzleşmeden geçtiğini bir kere daha yaşadık, katılımcılarla birlikte çok güzel tartışmalarımız oldu, ancak yorgunum, yorgunluğum bir hafta boyunca yaşadığımız yoğun duygusal anlardan kaynaklı, ama bu yorgunluk yaklaşık yüzyıldır konuyu konuşmaktan değil yaşadıklarının yükünü, acısını, yitirdiklerinin yokluğunu yüreklerinde taşıyanların yorgunluğunun yanında nedir ki?


Saygılarımla,

Kadriye Karcı

Berlin Hrant- Dink- Forumu Kurma İnisiyatifi Üyesi
24 Ocak 2011, Berlin


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.