Hepimizin elele vererek, herkes için demokrasi talep etmesi günüdür

26 Nisan 2010 21:13 / 1945 kez okundu!

 


Bizi rehin alan 1982 anayasasına marazi bir bağlılığımız var. Bir tür Stockholm Sendromu.
28 yıl boyunca cunta anayasası ile yönetilmiş ülkemizde, yeni bir anayasa paketi kapımıza dayanmış durumda. Büyük değişikler için büyük sarsıntılar, büyük depremler beklenmemeli artık günümüzde. Değişiklik toptan değil artık perakende de olabilir. Uzlaşma kültürünü yaygınlaştırmadan, çağdaş gelişmeler için sabırla açılan kuyulara "bir darbe"de yuvarlanmak bizim gibi ülkelere özgü bir garabet iken bugün en doğal demokrasi söylemine dönüştü darbesiz hayat!!!

Gerçi geçmişte kurnazlık yapan Ak Parti iktidarı, biraz da MHP’nin tuzağına düşerek, sadece türban alanında bir ilerleme yapabilmek için parçalı anayasa değişimine kalkışmıştı. Ancak CHP ve yargı oligarşisi buna izin vermedi. Şimdi yeni bir girişim yapıyor. Acelesi var çünkü birileri de onu kapatabilmek için acele ediyor.

“Hukukun üstünlüğü”nün, “kanun üstünlüğü” ya da “yargının üstünlüğü” olarak anlaşılmasının yaygın olduğu Türkiye’de elbette Türk Silahlı Kuvvetleri Partisi’nin görüşleri alınmadığı için sürecin tıkanması mümkündür. Gerçi şu sıralarda bu partinin demeç vermesi, görüş belirtmesi pek mümkün görünmüyor çünkü bu hakkını muhtıra vererek, gösterişli basın toplantıları düzenleyerek biraz erken tüketti.

Ülkemiz aydınlarının özellikle 1982 anayasasını hem savunması hem nefret ediyor görünmesinin altında ise, kendisini rehin alanlara (askerlere) duyduğu marazi bağlılık yatıyor olabilir. Yani işin içinde Stockholm Sendromu’ndan mustariplik var gibi… Çünkü dünün ilerici, solcuları hatta "aydınları" bugünün gerici direnişçileri. Aydınların aydınlanması için de anayasamızda köklü değişimlere ihtiyaç var. Sağ-sol eskisi gibi, klasik anlamda birbirinin tam zıttı olmasa bile, birbirinin ne yazık ki alternatifi de olamıyor.

Bu anayasadan toptan kurtulmak isteyenler galiba daha bir süre bekleyecekler…

Kim bilir? Belki de parça parça değişim daha gerçekçidir… Bu yüzden de toptancılık serbest piyasalarda değer kazanamıyor. Butik satışlar gözde.

HSYK’nın yapısındaki değişiklik kaçınılmazdır.
Yargı sistemi, ülkemizin değişiminin önündeki tıkaç rolünü fazlasıyla iyi yapıyor. Bu yüzden HSYK’nın yapısı genişlemeli ve ülkenin geleceği 7 yargıcın ağzından çıkacak sözlere bağlanmamalı. Eski köhne sistemler, kendi hukukunu tesis eder. Değişim başladığında uyum da iyi yönetilmelidir. Bu yüzden yeni tür hukukçulara hiçbir dönemde bu kadar ihtiyacımız olmamıştır. Haber portalımızın Yayın Danışmanı İlhami Mısırlıoğlu'nun çok yerinde bir söylemiyle;

"Gün gelecek, AB hukukundan haberli ancak Avrupa Merkezci bakış açılarına da pabuç bırakmayan;

Evrensel hukukun yanında İslam hukukundan da haberli ancak değişim ve yorum dönemini yeniden başlatacak kadar cesur olan;

Ataerkil yapının esas olarak düzen taraftarı olduğunu unutmayıp Feminizm’den haberli olan, cinsiyetçilik, türcülük yapmayan;

Dünyanın ekonomik, politik, felsefik gelişiminin yönü konusunda kafa yoran ancak yaşadığı toprakların bilim, kültür, hukuk tarihini 87 yıldan ibaret saymayan;

Yerel ile evrenseli kendi toprağının ruhuna uygun biçimde harmanlayan o adaletli hukukçular bu ülkenin baş tacı olacaktır."
İnşallah!!!

Böylece şu an ülkemizdeki en tutucu kesimlerin başında gelen; dünyadaki büyük değişimin uzağında kalmış, hatta yaşamdan kopmuş; statükoculuğun önde giden atlıları olan kötü, çapsız, memur, devletçi hukukçular dönemi kapanabilir ve halkın zenginliğinden, çeşitliliğinden ürkmeyen; devleti değil, halkı devletten koruyan bir anayasanın gereğine inanan, askeri vesayeti allayıp pullayıp halka yedirme uğraşında olmayan, yeni bir kuşak sivil hukukçular ülkenin ufkunu yeniden açabilir.

Yeni anayasadan yana gibi görünüp, sürecin önünü tıkamak için ellerinden geleni yapacak epeyi hukukçu da var bizde. Mevcut düzenin en muhafazakar savunucularının hukukçular içinden çıkması normaldir. Sabih Kanadoğlu gibi hukukçuların özenle müzeye kaldırılıp, Osman Can gibi hukuk felsefesinden haberli olanlarının etkin olabilmesi için daha bir süre geçecek.

Parti kapatmanın, parlamento iznine bağlanması doğrudur.
Gerçi parlamentonun çoğunluğu demokrat olmayan bu anlayışta olduğu sürece, bu izin sağlanınca bu kez de ne yazık ki BDP ve benzeri partilerin kapatılması durmaksızın sürecek demektir, Ak Parti türü partiler ise artık kapatılmaz.

Yani;

Geçmişte bu parti kapatmalar çoğunlukla yanlış kullanıldı, bunu biraz zorlaştırmak iyi olur.

Mecliste gelecekte de Ak Parti'nin belirli bir ağırlığı olacak. BDP çizgisindeki partiler de Ak Parti'nin esas muhalefeti olacak.

Egemenlik milletin ise, bunu kullanma hakkı meclise verilmiş ise, milletvekilleri bu hakkı kullanabilmelidir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyoruz ama ülkemizde bunun yalan olması için çabalayan çok. Özellikle ordu, yargı ve medyanın tüm cumhuriyet tarihi boyunca yaptıklarına bakarsak, bu sözleri haksız çıkarmak, "yalan "etmek için gösterilen çabayı görebiliriz. Ayrıca kadınlar açısından bakılınca durum daha da acı çünkü ülkenin yarısı kadın ama egemenlik erkeklerin… Azınlık gruplar ve fikirler yönünden bakılınca, özellikle adaletsiz seçim barajları akla düşünce, görüyoruz ki egemenlik halkın derken mutlaka durup düşünmeliyiz. Tüm bunlara rağmen bir meclis anayasayı değiştirebilmelidir. Yoksa yeni anayasa yapmanın fiili yolu olarak geriye sadece darbecilik kalmış olur. Parti kapatılması konusunda ise özetle Venedik Kriterleri temel alınmalı ve konu meclisin iznine bağlanmalıdır. Anayasa yapamayan bir meclis ne işe yarar ki o zaman?

Daha karma, daha demokratik çözümler aranması doğrudur çünkü tüm yetkiyi hukuk felsefesinden, dünyanın ve zamanın ruhundan habersiz, İkinci Dünya Savaşının bittiğini de bilmeyen Japon askeri kafalı yargıçlar diktatörlüğüne vermektense, arayışta olmak iyidir.

Asker ve sivil yargı arasındaki görev ayrımının netleştirilmesi zorunludur.
Aslında bizdeki askeri yargı garipliği demokratik nitelikli hiçbir ülkede yoktur. Askeri kesimin apayrı bir yargı mekanizması kurması kabul edilemez. Yoksa yeni Şemdinli vakaları bu ülkenin ufkundan eksik olmaz. Sivil kesim yargılar, mahkum eder; askeri yargıya devredilir, hepsi beraat eder. Bu komedinin son bulması lazımdır. Yargıtay’ın bozduğu değişiklik, geri dönülmez biçimde gündeme alınmalıdır. Suçsuzluğun "askerisi" olmaz...

Yüksek Askeri Şura ve HSYK kararlarına yargı yolunun açılması zorunludur.
Tersi durumda “egemenlik kimde?” sorusu hep sorulmaya devam edilir. AB ülkelerinde varılan düzey neyse bizde de yapılacak değişiklik ondan aşağı olmamalıdır.

Özetle, Ermeni meselesinde milliyetçiliğe sapıp ayak sürüyen; Ruhban Okulu ve Azınlık Vakıfları konusunu derin devletin eski formatından bir türlü çıkaramayan, belki de çıkarmak istemeyen, Hrant cinayetinin kaynağına gitmekten ürken hükümetin; yeni ve demokratik bir anayasa konusunda tutarlı bir çizgi izlemesinin zor olacağı bellidir. Yine de ülkenin demokrasi yanlısı tüm güçleri bu süreci dikkatle izlemeli, sürece olumlu anlamda müdahale olanaklarını sonuna kadar kullanmalıdırlar.

Günümüz, hepimizin elele vererek, herkes için demokrasi talep etmesi günüdür. Anayasa değişiklik paketi de bu mönünün ara sıcağı olarak kabul edilmelidir. Bilinmez belki de bir süre daha ara sıcakla idare ederiz...


İzmirizmir.net
29.03.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
30 Mart 2010 14:28

hurkus

DEMOKRAT YARGI'DAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PAKETİ ÖNERİSİ

Demokrasi ve Özgürlük için Yargıçlar ve Savcılar Birliği tarafından, bir anayasa değişikliği paketi önerisi hazırlandı. Demokrat Yargı tarafından hazırlanan öneri, gerekçesi ve karşılaştırmalı tablolarıyla aşağıdaki linkten izlenebilir...


DEMOKRAT YARGI


29 Mart 2010 17:04

alia

Darbelerle "terbiye edilmiş" bu ülke aydını, daima gerçek yüzünü gizlemek zorunda kaldı... Bu yüzden, bizim hayatımız "maskeli balo" oynamaktan ibaret olmuştur yıllarca... Belki de, Stockholm Sendromu dediğiniz budur; alışılmış maskelerden kurtulamama ya da gerçek yüzünü gösterme korkusu... Gün, demokratikleşmeye inanmış insanların bize zorla maskeler taktıranların sultasını kırma günüdür. Bu vesile ile, Demokrasi maskesi takmış oligarşik diktatorya yanlılarının da maskeleri düşmektedir. Bir deli gömleği gibi üzerimize giydirilmiş bu darbe anayasasından demokratik bir anayasaya geçmek için, başka tüm kaygılar ve takıntılar bir kenara bırakılmalıdır. Aslında bu kaygı ve takıntıları körükleyenler de, bu maskeli balo'nun ila nihayet sürmesini isteyenlerdir... Evet, darbe anayasasını değiştiren her türlü demokratik değişikliğe EVET deme günüdür... Selamlar.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.