BİZ O İZMİRLİLERDEN DEĞİLİZ!

20 Nisan 2017 17:09 / 594 kez okundu!

 

 

Ülker'e eskiden yasak koyan Kemalistlerden de; paranoya yapıp Ülker'i darbe hazırlayıcısı ilan eden linççi muhafazakarlardan da; Pınar Süt karşıtlığıyla referandum üzüntüsünü atlatmaya çalışanlardan da; olur olmaz konularda boykotçuluk oynayarak kendini gülünç duruma sokanlardan da değiliz, demek isteriz! 

 

BİZ O İZMİRLİLERDEN DEĞİLİZ!

 

İlginç günlerden geçiyoruz.

 

İslamcıların bir kısmı Ülker'in kötü bir reklamında "subliminal mesajlar var, darbeye çağırıyor" diyerek İstanbul'da Ülker binasına yürümeye kalkıyor, bir kısım basını da yanına alarak bir tür linç kampanyası yürütüyor ve herkesi Ülker ürünlerini boykot etmeye çağırıyor. 

 

15 gün sonra bu kez İzmir'de bir iş adamı 16 Nisan referandumu konusunda Evet oyu lehinde olacak kimi çok da gerekli olmayan laflar ediyor. Bu kez İzmir'in laikleri ayaklanıyor ve ona destek sunan tüm ülkeden paralel düşünenlerle birlikte, Pınar ürünlerini boykota çağırıyorlar.

 

Biz iki olayda da marjinal kalmayı göze alarak farklı bir tutum aldık. Ayrıntılarda kimi eleştirilerimiz olmakla birlikte boykot ve linç yaklaşımlarını kınadık.

 

Ülker için şöyle yazılmış bir yazı şurada:

http://www.izmirizmir.net/nuhungemisi-mesele-belki-ulker-olabilir-y4532.html

 

Şimdi de Yaşar Holding ve ürünlerinin aleyhine başlatılan kampanyayı yanlış bulduğumuzu belirtiyoruz. 

 

Bu konudaki genel bakışımız şöyle:

 

  1. Böylesi boykotlar özenli seçilmeli ve dikkatli kullanılmalıdır.
  2. Açık net ispatlanmış çocuk tacizi, çevre katliamı, hayvan katliamı, aleni ırkçılık yapan şirketlere yönelik kimi boykot girişimlerini anlamlı buluyorum. Hedefi doğru seçilmiş, daraltılmış, amacı iyi açıklanmış, iyi örgütlenmiş ve meşruiyeti çok net olan kimi kampanyalar, boykotlar bazı durumlarda çok etkili olabilir.
  3. Belirsiz, abartılı, hatta sekter politik yaklaşımlarla geliştirilmeye çalışılan kimi boykotlar ise işe girişenleri sadece komik duruma düşürür, düşürmüştür.
  4. Politik, sınıfsal, etnik, milliyetçi, ulusalcı yaklaşımlarla yapılmış çeşitli boykot girişimlerini anımsayalım... Sınıfsal politik tutum nedeniyle TEBA işçilerinin 1980 öncesindeki uzun grevinde onların yanında olmuştuk. O dönemde işçiler, sendikacılar bir gerçeği bizden daha iyi bilirdi. Bir fabrikada grev olacaksa bunun haklılığı, süresi ve bitirilişi çok önemliydi. Fabrikanın sonu olabilecek kadar sert bir "sınıfsal" tutum, aslında işçi sınıfının o anki sınıf çıkarlarıyla pek de uyumlu olmayabilirdi. Kapanacak fabrika iş imkanının ortadan kalkması demekti ve böyle bir yola, devrimci durum dönemi hariç, başvurmak doğru olmazdı. Devrimci durum eğer devrimle sonuçlanmışsa o grevin sürmesi yine "işçi sınıfı iktidarı" adına hatalıydı. Yıllar içinde "işçi sınıfı iktidarı"nın da aslında bürokratik devlet sınıfının iktidarı demek olduğunu geç de olsa anlayacaktık, o ayrı :(
  5. 1980 yılında Maden iş grevlerindeki "sınıfsal tavır" ile yaptığımız yanlışları da unutmayalım. Uzatılmış, abartılı Maden-İş grevini Aziz Nesin bambaşka açıdan eleştirmişti. "Bu yapılan işveren ile danışıklı dövüştür. Maden-İş, bu gereksiz grev ile Koç Holding'in stoklarının eritilmesini sağlıyor" demişti. Bunu dediği için TKP, Politika gazetesinde "Aziz Nesin sen nesin?" kampanyası açmıştı. Çok azımızın o sırada kafasında sorular vardı bu konuda... Çoğumuz bir büyük holdinge karşı "işçi sınıfı savaşı" verdiğimizin şehvetiyle doluyduk. Sendika aslında farkındaydı gerçeğin... Parti ise, grevlerin bir okul olduğu anlayışından yola çıkarak üye kazanmak ve üyelerin "devrimci sınıfsal ruhunu" pekiştirmekle meşguldü. 
  6. Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılışı; İtalya, Rusya, Yunanistan zorunlu seferleri sırasında 1999'daki ürün boykotlarını anımsayalım. Özellikle İtalyan mallarına karşı yapılan abartılı ve hiç işe yaramamış, yapanları da gülünç duruma düşürmüş boykotları...
  7. Faşist "Türk Solu" dergisinin açtığı "Kürtlerden alış veriş yapmama" temalı etnik linç kampanyasını da unutmayalım. Ve daha bir çok abartılı işler...

 

Pınar Süt ile noktalayalım...

 

Israrla İzmir'de kalmaya çalışan, nerdeyse direnen tek iş grubu olan Yaşar Holding'in de elbet eleştirilecek yanları vardır.

 

Ancak işçi kesiminden tamamen koptuğu için komünistler artık sınıfsal bile bakmaktan aciz kalıp "aman bir işverene vuruyorlar, biz de üstüne vuralım" tavrındaysa;

 

Bir linç kampanyasıyla bir holdingi İzmir'den kovalayınca, İzmirlilerin laik devrimci kanadı, eğer kendilerini sosyalizm falan ilan etmiş sayacaklarsa;

 

Yerelliği savunanlar, İzmirliliği her daim öne çıkaranlar; yerel bir iş adamını, politik tutumunu çok açık etti diye anında harcayacaksa;

 

Milliyetçiler, ulusalcılar; acaba Pınar Süt'ü göçertip, başka bir sütçüyü mü güçlendirmek istiyorlar; yoksa çocukluklarında beslendikleri USA süt tozlarını mı özlediler, sorularını durmadan aklımıza sokacaklarsa;

 

Baştan söyleyelim ki, BİZ O İZMİRLİLERDEN DEĞİLİZ!

 

Ülker'e eskiden yasak koyan Kemalistlerden de; paranoya yapıp Ülker'i darbe hazırlayıcısı ilan eden linççi muhafazakarlardan da; Pınar Süt karşıtlığıyla referandum üzüntüsünü atlatmaya çalışanlardan da; olur olmaz konularda boykotçuluk oynayarak kendini gülünç duruma sokanlardan da değiliz, demek isteriz!  

 

İzmirizmir.Net Ailesi

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2017 13:24

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.