İstanbul çok kirli İzmir’e taşınalım

16 Nisan 2012 08:54  

 

İstanbul çok kirli İzmir’e taşınalım

Özden Örnek, TSK’daki yolsuzlukları kaleme aldı: Bu Donanma çok kirlendi

“Aşağıda anlatacaklarım inanılmaz gibi gelebilir ama doğrudur”

Özden Örnek’in Kuzey Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı döneme dair notları, İlhami Erdil’in Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu bu dönemin Deniz Kuvvetleri’nde bir “yolsuzluk fırtınası” olarak yaşandığı izlenimini uyandırıyor; 1999-2001 arasındaki günlüklerin en az dörtte üçlük bir bölümü yolsuzluklara dair... Bunların hepsini aktarmam mümkün değil, böyle bir çaba bu kitabın boyutlarını çok aşar. En iyisi, bu dönemi, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevinden ayrılmasına 1.5 ay kala yaptığı ve “Aşağıda anlatacaklarım inanılmaz gibi gelebilir ama doğrudur” diye sunduğu iki yıllık muhasebeden aktarmak...

» KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI DÖNEMİ

Ağustos 1999 - Ağustos 2001

Dehşete düşüren hücumbot alımı

(...) Araştırmaya başlayınca komutan olduktan kısa bir müddet sonra, 4 hücumbotunun alınması için emir verdiği aklıma geldi. Böyle bir proje SHP’de (Stratejik Hedef Planı) mevcut değildi. Hangi maksatla ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılamadı. Deniz Kuvvetleri’nin bütün alışılmış usullerinin dışına çıkılarak, H/B’lar projelendirildi. Tabii bu projelendirme beni daha da dehşete düşürdü. Zira plan dışı bir alımın projelendirmesi kolay ve kısa bir zamanda olamazdı. O halde tahminimden geniş ve yüksek seviyede bir suiistimal ile karşı karşıya olabilirdim. O halde delil bulsam dahi kullanırken çok dikkatli olmak zorundaydım. O zaman dikkat ettim, yaptığı bütün konuşmalarda kendini haklı çıkarabilmek için Ege’de en iyi harp silah aracının H/B olduğu fikrini savunmaktaydı. H/B projesi o kadar süratle gelişti ki Bahriye deprem yaralarını sarmak için para bulamazken nasılsa H/B’lar için para hemen bulunuverdi.

Kaynağı belirsiz şatafatlı devir teslim töreni

16 Ağustos 1999 günü yapılan devir teslim törenine katıldım (Donanma Komutanı Oramiral İlhami Erdil’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na atanması münasebetiyle düzenlenen tören - A. G.). Tören çok abartılı ve masraflı idi. Genelkurmay Başkanlığı’nın bütün tasarruf emirlerine karşın bu yapılan harcamaların nereden ödendiği belli değil. (Yapı ve Kredi Bankası’ndan alınan 800.000 dolar içinden ödenmiş olabilir). Bu törenin ünü süratle yayılmasına karşın hiç kimse bunun hesabını sormadı, belki de o gece olan deprem yüzünden kimse sormak istemedi. (16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece yaşanan büyük Marmara depreminden söz ediliyor -A. G.).

10 bin dolar karşılığı birliğe uğramadan askerlik

Yzb. Y.’nin para karşılığı asker ataması yaptırdığına dair bazı bilgiler var. Ben daha Dz. K. K. Kurmay Başkanı iken Burak’ın (Özden Örnek’in oğlu Burak Örnek - A. G.) arkadaşları Ö. ve M. U, 10.000 dolar karşılığı askerliklerini hiç birliklerine uğramadan yaptıklarını söylediler. Hatta M. U.’ya kızı D. için 67 plakalı bir araba aldırılmış.

Oğlumdan böyle bir dedikodu duyunca bizzat kendim er atamalarının üstüne gittim ve hatta birkaç tane emirler dışında İstanbul’a atama yapıldığını tesbit ettim ama parasal ilişkiyi tesbit edemedim. Bütün bu atama işlerini muhtemelen Y. ve o zamanlar er şube müdürü olan Alb. T. beraberce ayarlıyorlardı.

“Savcıya dedim ki, onu incele ama bu kısmına sakın girme...”

(Türkiye’deki askerî yargı sistemine getirilen en ciddi büyük eleştirilerden biri, savcı ve hâkimlerin terfilerinin onların âmirlerinin inisiyatifinde olması... Bu hiyerarşik ilişki nedeniyle, savcı ve yargıçların bağımsız hareket edemeyeceği öne sürülüyor... Aşağıda okuyacağınız pasaj, bu eleştirinin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.)

21 Kasım 2000 günü İstanbul Boğaz Komutanlığı deniz birliklerindeki Bnb. M. K. hakkında bir ihbar mektubu geldi. Mektubu okuduğum sırada savcı Alb. N. odama girdi, aynı mektubun kendisine de geldiğini ve içerisinde çok ciddi suçlamalar olduğunu söyleyerek hemen soruşturma başlatmak için izin istedi. Kendisine izin verdim.

24 Kasım günü denetlemede iken anılan binbaşının tutuklandığını öğrendim. Öğrendiğim saatten takriben 1-2 saat sonra Kuvvet Komutanı’nın benle özel görüşmek istediğini bildirdiler. Kendisi ile telefonla görüştük. (...) Bana, aynı ihbar mektubundan kendisine de geldiğini, görev yerinde bulunan bazı astsubayların kışkırtması sonucu erlerin bu mektubu yazdığını tahmin ettiğini, suçlamalar arasında bulunan konuların kendisini ilgilendirmediğini ancak durumun basına düşmesi ihtimali olduğunu, bu nedenle daha önce yaşanmış olaylar gözönüne alındığında askerî savcılara güvenilemeyeceğini ve konunun basına düşmesi halinde Genkur Bşk.’nın bu konudan hoşlanmayacağını, (...) bu nedenle de benim bir idari tahkikat yaparak olayı kapatmamın, terfi sırasında olduğum için menfaatim icabı olacağını söyledi.

(...)

Savcı ile yaptığım konuşma sırasında savcı bana binbaşının çok zengin olduğunu ve dikkat çekecek harcamalar yaptığına dair deliller topladığını ve bu şahsın 1997-1999 arasında Boğaz satınalma komisyon başkanlığı yaptığını söyledi. Resim yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

Durumu anlayınca savcıya tahkikatı sadece askerî konular üzerine götürmesini, diğer şirket konularına ve binbaşının satın alma komisyonu başkanlığı yaptığı döneme girmemesini, zira ortaya çıkabilecek sonucun hepimize zarar verebileceğini belirttim. Zannediyorum savcı dedikoduları bildiği için ne demek istediğimi anladı ve öyle yapacağını belirtti.

Subaylar ve müteahhitler Moldavya’da seks partisinde

Moldavya’ya gitme meselesini tekrar duydum... Bana gidenlerin T., T., C., Y. ile Çanakkale’deki 2000 yılında ikmal destekte görev yapanlar ve müteahhitler olduğunu, Şubat 2000 ayı içersinde bir gün gittiklerini, orada bir ev tutulduğunu, seks partisi düzenlendiğini belirtti.

Darbecilerle Demirel arasındaki ulakın TSK’yla iş ilişkileri

(Günlükler’in 2003-2004’teki darbe planlamalarının anlatıldığı bölümde adı çok sık geçen ve darbecilerle başta Cumhurbaşkanı Demirel olmak üzere bazı siyasetçiler arasında bir tür ulak gibi görev yaptığı anlaşılan Mustafa Özkan’ın adına ilk kez Günlükler’in 23 Temmuz 2001 tarihli bölümünde rastlıyoruz. Özkan burada, eski deniz kuvvetleri komutanı (1997-1999) Salim Dervişoğlu’yla iş ilişkisi içinde görülüyor.)

İstanbul’da Kuzey Saha Komutanı olarak geçirdiğim iki yıl içerisinde ilave bazı şeyler de öğrendim. Örneğin Salim Paşa, işadamı Mustafa Özkan ile müşterek bazı işler yapıyorlardı. Mustafa Özkan DCN, Thompson CSF gibi firmaların danışmanlığını yapıyordu. Bu şirketler son zamanlarda bazı işler yapmıştı, AVİSO’ların satışı, CASA uçaklarının donatılması, Değirmendere römorkörünün satın alınması gibi önemli projeler bunların arasında idi. Ayrıca Mustafa Özkan uydu projesi içinde de yer almıştı. Bunu kendi ağzından duymuştum. (...) Salim Paşa ve Mustafa Özkan üst üste birkaç yıl Mustafa Bey’in Miami’deki evinde tatil yaptılar. Bu ilişki herhalde dostluktan biraz daha ileri bir ilişki idi.

“Terfilerde liyakat esastır” masalı

(Şu son yıllarda terfilerde “liyakat”ın esas olduğuna, siyasi otoritenin terfilere müdahalesinin sistemi bozduğuna dair ne kadar çok söz işittik. Siyasi otoritenin gerektiğinde terfilere müdahil olmasının askerî vesayetin kırılmasındaki kayda değer rolü özellikle 2010 ve 2011 ağustos şûralarında belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştı. Özden Örnek’in günlükleri, TSK’daki terfilerin salt liyakata dayalı olarak yürütüldüğü yolundaki efsaneyi yıkacak bölümler de içeriyor.)

Afif Büyüktuğrul hocamız meslekteyken Fahri Korutürk’ten, terfi edebilmesi için “eğer beni övdüğünüz kadar iyi tanıyorsanız, bu sözleri neden Kuvvet Komutanı’na söylemiyorsunuz” der. Cevap, “Afif, Bahriye’de nasıl amiral olunacağını bilmiyorsan benim kabahatim nedir” şeklinde olur. Ne yapalım, Bahriye’de çarklar böyle dönüyordu.

» DONANMA KOMUTANLIĞI DÖNEMİ

Ağustos 2001 - Ağustos 2003

(Özden Örnek’in günlüklerinin Ağustos 2001 - Ağustos 2003 arasındaki dönemi kapsayan bölümü, onun Donanma Komutanlığı döneminin de, tıpkı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı dönemi gibi bir “yolsuzluk fırtınası” şeklinde geçtiğini gösteriyor. Fakat bu bölümde mesele çeşitleniyor, yolsuzlukların yanı sıra artık kuvvet komutanlığına ısınmakta olan Özden Örnek’in siyasete ilişkin değerlendirmelerine de rastlamaya başlıyoruz... Donanma Komutanlığı görevinin sonlarında ise yavaş yavaş müdahaleci, darbeci fikirlerle tanışıyor Örnek.)

“Aksi halde tüm Bahriye’yi mahkemeye vermek lazım”

Kendisine (Kuvvet Komutanı’na - A. G.) ayrıca Gemlik gemisindeki yolsuzluk ile ilgili bulgularımızı anlattım. Konuyu genel tutup birçok gemide inceleme yaptığımızı ve aynı yolsuzlukların diğer gemilerde de yapıldığının tesbit edildiğini ilettim. “Gemlik’i mahkemeye vereceğim, zira onun durumu çok özel, diğer gemilerin hepsini, yaptıkları zimmet hatalarını ödemek üzere emir vereceğim. Aksi halde tüm Bahriye’yi mahkemeye vermek lazım” dedim. (...) Neticede yazılan bir ihbar mektubundan bu kadar geniş bir yolsuzluk ağı çıkınca Komutan’ın neler olduğunu bilmesini ve ben son ve dönülmez adımı atmadan öğrenmesini istedim. Zira bu iş gazetelere düşebilir ve bu kadar çok kişinin mahkemede olması TSK’nın itibarını zedeleyebilirdi.

Karargâhta 505 civarında şüpheli

Deniz Kuvvetleri’nin karargâhında, 505 civarında şüpheli ve takipte olan personel var. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurallarına, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına inanmamış olanlara, tutum ve davranışları mutlaka hatırlatılmalı, uslanmıyorlarsa haklarında Kuvvet içinde olmalarını engelleyecek şekilde gerekli işlem yapılmalıdır.

“Ama İzmir’de de işadamları var”

(Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ile konuşmasından)

Birçok konunun arasında en ilginci, “Ben donanmanın bu yüzden İzmir’e gitmesini istedim. Zira siz hepiniz istanbul civarında yaşadığınız için işadamları ile içli dışlı oluyorsunuz ve onlar da sizleri kullanıyor” (şeklindeki sözleriydi). Söylediğinde gerçek payı yok değildi. Ama koca bir donanma bu nedenle İzmir’e gönderilir miydi.

Cevaben, “Ama İzmir’de de işadamları var” dedim. Her zaman yaptığı gibi ısrar etti ama hemen konuyu değiştirdi.

Terfi sistemi: “Efsane”den hayal kırıklığına...

Yüksek Askeri Şûra toplantısına ikinci defa giriyordum ama bu toplantı terfilerin konuşulacağı ilk toplantım idi. (...) Senelerce efsane olarak dinlediğim Askerî Şûra’daki terfi toplantılarında kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığına uğramıştım. Ben bu işin daha demokratik, daha adil ve ayrıntılı yapıldığını zannediyordum.

Belki sadece kendisine mahsus olabilir ama Genelkurmay Başkanı tam anlamıyla güdümlü bir yöntem uyguluyordu. Her şeyin onun istediği gibi olması zorunluydu. Adil de değildi. Bir kuvvette kıtası eksik olan bir subayı terfi ettirmezken, kendi adamı olan Gülhane’deki bir doktoru ana bilim dalı başkanlığı yapmadan terfi ettirebiliyordu.

“İşadamları bizi silah olarak kullanıyor”

Bu insanlar o kadar fazla ileri gitmişler ki paraları sayesinde her şeyi yapabileceklerini zannediyorlar. Hep askere yanaşıyorlar ve bizleri başkalarına karşı bir aracı ve silah olarak kullanıyorlar. Bunu gören asker de pek yok. İstedikleri hep asker darbe yapsın ve onlar da bu darbe vesilesi ile paylarını alsınlar.

3 Mart 2003 öncesi, bütün komutanlar: “Irak’a girelim...”

Toplantımızda önce Irak, sonra Kıbrıs konusunu tartıştık. Memnuniyet vericidir ki herkes aynı şekilde düşünüyordu. Kısaca herkes, Irak’a fiilen girilmesini, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün benimsenmesini tavsiye ettiler.

(2002 Aralık şûrasına katılan komutanların kendi aralarında yaptıkları bu değerlendirme, 3 Mart 2003 tarihli tezkere öncesi Türkiye’deki siyasi atmosfere dair çok şey söylüyor. Komutanlar kendi aralarında “Irak’a girelim” fikrini savunuyorlardı ama kamuoyuna bunun tam tersi bir izlenim vermeye çalışıyorlar, böylece hem kendileri hakkında “anti-Amerikan, ulusalcı” bir imaj yaratıyorlar, hem de hükümetin “Amerikancılığı”nı halka göstermiş oluyorlardı. Bu utanç verici ikiyüzlülük, konuya ilişkin olarak TBMM’nin karar vereceği 3 Mart 2003’ten bir gün önce zirveye çıktı... Bir üst düzey komutan Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği demeçte, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tezkereye karşı olduğunu, tezkerenin geçmesi durumunda ordunun rahatsız olacağını söylemişti. Zaten Milliyet de 2 Mart 2003’te bu rahatsızlığı dile getiren bir manşetle çıkmıştı.)

“Benimle beraber 11 orgeneral daha mahkemeye çıkar”

Akşam üstü Tümg. Erdal Şenel (Genelkurmay hukuk müşaviri -A. G.) aradı, Bülent Alpkaya tekrar H. C. T. işini kurcalıyormuş. İsteği mahkemenin açılmasıymış. Genelkurmay Başkanı da (Hilmi Özkök -A. G.) mahkemeye verelim demiş. (...) Benim için belki aklanmak ister diyormuş. Erdal’a, ben kara değilim ki aklanayım dedim. Erdal tam bir panik içindeydi. “Bak Erdal” dedim, “eğer beni mahkemeye çıkaracaksanız, birincisi resmî elbise ile ve Donanma Komutanı olarak çıkmam, ikincisi benimle beraber en az 11 orgeneral daha çıkar. Ben aklanırım ama öbürküleri bilmem dedim.

(DEVAMI YARIN)

Taraf

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0