'Öcalan'ın Kandil'le irtibatı sağlanmalı'

15 Ocak 2013 23:15 / 1227 kez okundu!

 


Kürt sorunuyla ilgili çok sayıda çalışmaya imza atan İsmail Beşikçi, "Öcalan'la MİT değil doğrudan hükümet görüşmeli. BDP'nin de İmralı ve Kandil'le irtibatı için önü açılmalı. Tam anlamıyla barış için hükümet Kürtleri bir halk olarak görüp somut adım atmalı" diyor.

Değerli yazarımızın köşesinde Milliyet gazetesinde kendisi ile yapılan röportaja yer veriyoruz...


* Kürt açılımı, Oslo süreci ve son olarak da İmralı görüşmeleri.. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Kürt sorununa ilişkin her şey geçmişe nazaran daha rahat tartışılabiliyor artık. Bu olumlu. Ancak ben bu görüşmelerin MİT ile Öcalan arasında değil, doğrudan hükümet ile Öcalan arasında yapılırsa daha anlamlı olacağına inanıyorum. Öcalan ile hükümet görüşmeli. MİT bu konuda görev alacak bir yapı olamaz. Şeffaf müzakareden bahsediyorsak bunu hükümetin bakanları, milletvekilleri yapacak. Şu an Abdullah Öcalan, Türkiye'de bir cezaevinde tutsak. Bu görüşmeler Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) eliyle yürütülebilir. Ayrıca BDP'nin Öcalan'la ve Kandil'le irtibat halinde olmasının önü bir nebze olsun açılmalı. Yoksa ortada bir açmaz oluşur. Bir de İmralı mutabakatı, devleti, hükümeti rahatlatacaktır fakat, bunun Kürtleri rahatlatıp rahatlatmayacağını bilemiyorum. 1920'lerde Milletler Cemiyeti döneminde, dönemin önde gelen iki emperyal devleti (Büyük Britanya ve Fransa) ve Ortadoğu'nun iki köklü devletinin (Türkiye ve İran) müşterek çalışmalarıyla Kürtlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasp edilmesiyle ilgili bir sorundan bahsediyoruz.

* Öcalan'a ev hapsi veya Öcalan'ın F tipi cezaevine sevk edilmesi gibi bir durumun gerçekleşmesi ne kadar mümkün?

- Ev hapsi hukuksal bir konu değil, siyasal bir konudur. Devletin, hükümetin siyasal tercihleriyle ilgili bir şey. Bu konuyla ilgili öneriler sunmak da pek anlamlı olmaz şu an için. Dediğim gibi BDP bu barış sürecinde Öcalan ve Kandil ile ilişki içinde olabilmeli. Tek başına Öcalan ile görüşmek bir şeyi çözmez. Bunun Kandil ve Avrupa ayağı da var. Onların sürece katılımları sağlanmak zorunda. Yoksa bu görüşmeler, tartışmalar havada kalır.

* Barışa katkı sunmak için iktidara ve muhalefete düşen görev nedir?

- İmralı Mutabakatı'ndan tam anlamıyla barışın çıkması için devletin, hükümetin Kürtleri bir halk olarak, bir millet olarak görüp somut adımlar atması gerekiyor. Kürtlerin yıllardan beri gasp edilen hakları konuşulmalı. İktidar, muhalefet ve sivil toplum örgütleri, Kürtleri halk olarak, millet olarak tanımalıdır. Filistinliler için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için, Bosna'daki Müslümanlar için neler isteniyorsa, bunlar, Kürtler için de istenmelidir. Müzakere ancak bu konular üzerinde konuşulduğu zaman müzakere olur.

* Siz hep Kürtlerin statü sahibi olması gerektiğini vurguluyorsunuz. Nasıl bir statüden bahsediyorsunuz?

- Kürtlerin bir millet olarak varlıklarının tanındığı bir federasyon düşünülebilir. Devlet kurmaları da en doğal haklarıdır. Yıllardır ellerinden alınan en temel haklarından bahsediyorum. PKK da kurulacak yeni bir yapıda güvenlik birimi olarak var olursa silah bırakması mümkün olacaktır. Şu an yeni anayasa çalışmaları yapılıyor. Bu anayasanın yeni olabilmesi için geçmişte olmayan şeyleri barındırması gerekir. Mesela ilk önce Kürtlerin anadilde eğitim hakkı, kimlik tanımı gibi.

* Peki bu sürecin sonunda PKK'nın silah bırakacağını öngörüyor musunuz?

- İmralı mutabakatıyla birlikte PKK'dan silah bırakmasını talep etmek pek doğru değil. Bu söylemin bir karşılığı olacağını sanmıyorum. Ortadoğu'da silahlı olmayan millet olmadığı için bunu söylüyorum.

* Kürt siyasi çevrelerini yakından izleyen birisi olarak Öcalan'ın çözüme ilişkin talebi nedir sizce?

- 1999'dan önce Abdullah Öcalan bağımsız bir devlet istiyordu. Ancak şimdi bu talebinden vazgeçmiş durumda. Demokratik özerklikten bahsediliyor. Ancak ben bu talebin çok fazla üzerinde düşünülen bir şey olmadığına inanıyorum.

* 30 küsür yıllık çözümsüzlüğün nedeni nedir?

- Kürt sorununda çözümsüzlük yaratan şey birinci planda devletin katı, kibirli tutumudur hiç şüphesiz. Kürtlerin bir halk olarak tanınmadığı, Kürtçe'nin olmadığının iddia edildiği zamanlardan geçtik. Bana göre ikinci planda da BDP'nin soruna ilişkin sağlıklı bir söylem geliştirememesi var.

* Paris'teki katliam, süreci nasıl etkiler?

- Bu cinayetler oldukça profesyonel işlenmiş. Öcalan ile yapılan görüşmelerin hemen ardından böyle bir hadisenin yaşanması elbette devlete ve PKK'ya bir mesaj gönderme amacını taşıyor. Derin devlet organizasyonu olması muhtemel. PKK'nın iç hesaplaşması değil bence. Öcalan ile görüşülmesinden rahatsız olan, bu görüşmelerden memnun olmayanların yaptığı bir iş bu.

* İfade özgürlüğündeki durumumuz nasıl?

- On bine yakın Kürt siyasetçinin, aydının cezaevinde olduğunu biliyorum. 70 civarında gazetecinin cezaevinde tutulduğunu biliyorum. Bu konuda Türkiye'nin Çin, Uganda, Somali gibi ülkelerle birlikte anıldığını da biliyorum. Buna rağmen son yıllarda ifade özgürlüğünde bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevi sorunu, Kıbrıs sorunu, ordu gibi temel sorunlar artık daha rahat konuşulabilmekte, tartışılabilmekte. Her şeye rağmen bu çok sevindirici bir gelişme.


14.01.2013

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.