TALİMATLA DİL YÖNETİLEMEZ!

27 Mayıs 2017 20:16 / 674 kez okundu!

 

 

"Talimat veriyorum, bu ucube heykel kaldırılsın"dan sonra "talimat verdim, arena adı kaldırılsın"a geldik. Bugün talimatın ucunu kaçırırsanız, yarın talimat verenlere kapıyı aralarsınız. Yapmayın!"

******

 

Talimatla dil yönetilmez!

 

"Talimat veriyorum, bu ucube heykel kaldırılsın"dan sonra "talimat verdim, arena adı kaldırılsın"a geldik. Bugün talimatın ucunu kaçırırsanız, yarın talimat verenlere kapıyı aralarsınız. Yapmayın!

 

Başa çıkamayacağınız konularda talimata abanırsanız, birisi de "arena"yı "stadyum" yapar; dostlar alışverişte görmüş olur, onları da sizi de. Üstelik boşa kürek çekerek yorulursunuz, karizmanızı yıpratırsınız; Konstantinopolis'e kızıp, yine Yunanca kökenli İstanbul ismine fit olanlara yönelik o dalgacı gülümsemeden payınızı almak da cabası ;-) İstanbul sözcüğü "Stin Polis"in (şehire) zaman içinde Osmanlı hançeresine uygun olarak önce İstinpboli, sonra da İstanbul'a dönüşmesiyle ortaya  çıkmıştır. Anadolu kelimesinin "analar dolu toprak"tan değil de Yunanca doğu anlamına gelen 'Anatolia'dan türemişliğini ise hiç hatırlatmayalım.

 

Dilimizi korumak kötü bir şey değil. Ancak böyle şeyler talimatla olmaz, daha çok eğitim alanında alınacak önlemlerle ve kamu nezdinde de özendirmekle olur. Basit ekonomik önlemler de etkili olabilir. Bu tür tabela ya da isimlerden alınan vergilerde farklılaştırmaya gidilebilir. Türkiye topraklarında ana dil olarak var olan, yaşayan diller haricindekilerin vergisini biraz fazla tutarsın, o da etkili olur :)

 

Ayrıca bu konudaki ikiyüzlülükle de mücadele etmeyenin önlemleri de tutmaz, kalıcı olmaz. Örneğin Türkçe için gösterdiğimiz özeni Kürtçe için ya da Arapça için de gösteriyor muyuz? 

 

Bir kaç yüzbin Arap kökenli vatandaşımız, 3 milyon Suriyeli ilticacılarımız ve Arap ülkelerinden gelen binlerce turistimiz var ama biz Arapça tabelaları toplatıyoruz :(

 

Kürt vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı yörelere uçan THY uçaklarında Kürtçe anons yaptırtma gibi basit bir işi bile göz ardı ediyoruz. 

 

Sonra da Arena yerine Stadyum lafını kullanarak maçı idare ediyoruz. Galatasaray "Arena" yı "stadyum" ile değiştiriverdi. Ülker ise İstanbul'daki spor arenasının adını "Ülker Spor ve Etkinlik Salonu" olarak değiştiriyoruz diye açıklama yaptı. Bu biraz daha iyi ama spor sözünün de aslında Türkçe olmadığı gerçeğini gizlemiyor.

 

Bir zamanlar yapıldığı gibi talimatlarla abartılı öztürkçecilik yapmak yerine, aslında gönüllülük, özendirme, çok kültürlü eğitim verme tercih edilmeli.

 

Geçmişteki meşhur Öz Türkçe-Yaşayan Türkçe çekişmesinde (Uğur Mumcu-Nazlı Ilıcak) kazanan -olması gerektiği gibi- Yaşayan Türkçe olmuştu. Gerçi sonrasında Uğur Mumcu suikastle öldürülmüştü. Nazlı Ilıcak ise şu sıralarda hapiste. "Ben hapisteyim ama bu konuda fikrim iktidarda" da diyemiyor çünkü iktidar daha önce karşı olduğu Uğur Mumcu çizgisine dönüş yapıyor gibi :(

 

Bir dil kendisini başka dillerden arındırarak zenginleşemez, tersine fakirleşir. Çünkü bir dilin gücü, başka dillerden sözcükleri içinde barındırarak yaşamasıyla belli olur. Televizyon, spor, maç laflarını tutup sadece Arena'yı atmaya çalışmak beyhudedir. Yüzlerce başka örnek sayılabilir.

 

Türkçe'yi fakirleştirmeyelim!

 

Kendimizi çifte standarta mahkum etmeyelim! 

 

Talimatla dil yönetilmez!

 

Yönetirim diyenler, bir dönem karşı çıktıklarına benzeşir ve bu savaşı da mutlaka kaybeder. Elinde kalan ise asıl talimatçıları, askerleri yeniden güçlendirmek olur. "Sen eleştiyorsun da, seni kim dinleyecek" diyenlere de sözüm şudur:

Önermek, eleştirmek bana; ciddiye alıp almamak da muktedirlere düşer. Önemli olan yönümüzün belli olmasıdır.

 

Biz #kategorikmuhalif değiliz. #DoğruyaDoğruYanlışaYanlış diyenlerdeniz. Vesselam.

 

İlhami Mısırlıoğlu

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.