Büyük resmi görebilmek

04 Eylül 2015 14:26 / 1683 kez okundu!

 

(İki yıl önceki bir yazım... Daha iyisini yazamadığım sürece bunu anımsatmak anlamlı olur diye düşündüm)

Sosyal medyada Gürbüz Özaltınlı'nın bir yazısını paylaştım. Buna bir arkadaşımdan eleştiri geldi, eleştiriye yazdığım yanıt ise bir yazıya dönüştü. Özellikle içinden geldiğim cenahın "büyük resmi" görebilmesine yardımı olmasını umuyorum.

Büyük Resmi Görebilmek

1. Ülkeye ve coğrafyaya 100 yıllık perspektifden bakamayanlar; ülke gerçeğini kavramada 100 yıldır inatla yanılıyorlar;

2.100 yıl boyunca Prens Sabahattin çizgisini değil, İttihat Terakki'nin çizgilerini izleyenler; cumhuriyet yanlısı olmayı, demokrat olmak için yeter şart sanarak yıllarını harcadıklarını fark edemezler, ettiklerinde yaşayacakları hayal kırıklığının ağırlığını taşımayı göze alamadıklarından, "mış gibi yapmak" yoluna girerler; ilericiymiş, solcuymuş, demokratmış, muhalifmiş, aydınmış, anti-kapitalistmiş, anti-emperyalistmiş gibi yapmalar havalarda uçuşur;-)

3. Kemalizm'in 'Batı hayranlığı'nın peşinde yıllarını harcarken, onun, Oryantalizmin Doğu Şubesi olduğunu fark edemezler;

4.Kendini solcu sanarak 'göğü fethe çıkarken' hala 'Kemalizm'in sevmediklerini (yani iş adamları, politikacılar ve din adamlarını) sevmediklerinin' farkında bile olamayanlar; bu nedenle de devletçi sermayedarları; danıştaycı, yargıtaycı, orducu bürokratları ve "diyanetçi laikliği" neden sevdiklerini bir türlü anlayamazlar; 

5. Dindarlara kızıp Atatürkçü, Çayancı, Denizci, Leninci olurken; aslında kutsal kitap, kutsal kişi, kutsal yer ve ritüellere sahip başka bir dinci çizgi oluşturduklarını fark etmezler; 

6. Akbaba'nın yolundan giderek mizah yapmaya devam edenler; bilmezler ki Akbaba çizgisi bu ülkede Kemalizm'in sevmedikleriyle dalga geçme yoludur; iş adamları eğer devlete bağlı değillerse üç kağıtçı, politikacılar atamayla değil de bir biçimde halkın oyuyla geliyorsa satılmış, din adamları da devletin çizdiği sınırların dışına çıkmaya eğilimliyse 'vurun kahpeyeci'dirler; tek temiz olan, seçimlerle dalga geçen, sahte bir anti-kapitalizmin savunucusu rolünde devletçi, tek partici, otoriterlik yanlısı olan ve kendine 'solcu', 'ilerici', 'batıcı' gibi sıfatlar takarak bir ömür boyu yanılmaya devam edenlerdir; bunun farkına varıp, bu kısır çemberin dışına çıkmaya çalışanlara da takacakları sıfatlar hazırdır: 'dönek' ;-)

7. Seçimlerde hep yenildiklerinden, seçimleri 'burjuva oyunu', 'burjuvazinin diktatörlüğünün perdesi', olarak görürler; her seçimde işçilerin ezici çoğunluğunun bir tarafta; CHP ve çok sayıda işçi partisinin, hatta komünist partilerinin öteki tarafta oluşuna akıl sır erdiremezler; kolay yolu seçerek politikacıların takiye yaptığına, işçilerin ise kömür, makarna ile kandırıldığına, onların 'göbeğini kaşıyan', 'tüp kafalı' olduklarına inanmayı tercih ederler;

8. Bu yüzden ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti'nin tek başına iktidara gelmesini 'karşı devrim' olarak görenlerin kervanı çok kalabalıktır. Özal'a bir türlü 'alışamayanlar' da bu saflardaydı... Bu kervandan son zamanlarda kopanların çoğu ise 27 Mayıs'ı "devrim", "inkılap", anayasasını da 'en ilerici anayasa' olarak görmeyi sürdürerek, politik yaşamlarını şizofreni üstüne kurduklarını bir türlü algılayamazlar;

9. Bu yüzden de bu kişiler genellikle 100 yıllık statükonun tarafında bulunup, Menderes'in son zamanlarında olduğu gibi, bilerek, bilmeyerek, onun için yakılmış ateşe odun taşıyanlardandır; onların 'hain', 'dönek' diye nitelediği bizler ise kâh tartışarak, eleştirerek, atışarak, barışarak, kah uzlaşarak, 'Yetmez ama Evet' diyerek, hemen ardında da "Evet ama Yetmez"ci biçiminde bazen bir tür koalisyon yapıp, bazen de bozarak da olsa, ülkeyi gelecek yıllarda da "İslamcı" kesimle değiştirmeye dönüştürmeye devam edenleriz. Biliyoruz ki "Bu coğrafya İslamcıların değiştiği kadar değişecek". Buradaki değişimin karşılıklı olduğu, olacağı da çok aşikâr...

10. 100 yıllık yanılgının nedenlerine inmekten kaçıp 'ne yani, bu saatten sonra İslamcı mı olacağız?' yanılgısına sığınanlar ise; kendilerinin aslında bir tür 'kesin inançlılar' olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten hep ürkerler.

Kategorik Ak Parti ve Erdoğan karşıtlığının sınırlarına geldik. İnatla bunu sürdürenler, geçmişte nasıl kıvrak bir öz eleştiriyle 'Menderes'in asılması hataydı', '27 Mayıs'a devrim demek yanılgıydı, Kemalistlerin tuzağına düşmekti' dedilerse; ileride de 'Erdoğan'ı asmayacaktık, yargılayacaktık', 'Ak Parti'ye kategorik karşıtlık yaparken biraz ileri gittik, sınıfsal ve sosyolojik çözümlemeleri ihmal ettik' de diyebilirler ;-) Ancak zamanın ruhu onların istediği yolda ilerlemeyecek, akıntıya karşı kürek çekenler çabuk yorulur :)

Mesele 100 yıllık yanılgının üstesinden gelmek, 'İslamcı olunmadan da İslamcıları değişime doğru ilerletme için çabalanabileceğini' görebilmekte...

Mesele, solcuların öne çıkarmaktan pek hoşlanmadığı günlerde, Demokrat Parti'yi ilk başta destekleyen Komünistlerin o tavrının doğru olduğunu ama sonrasında orduya davetiye çıkaran, diktatörlükle mücadele ettiklerini sanma yanılgısının ise vahim sonuçlar verdiğini fark edebilmekte...

Mesele 27 Mayıs'ın bir devrim olmadığı, statükonun revize edildiği gerçeğini hissederken; 61 Anayasası'nın, bir gram bal için bir ton odun çiğnemek anlamına gelen keçiboynuzu tadını hissedebilmektedir... 

Mesele 27 Mayıs 1960'daki kategorik DP ve günümüzdeki Erdoğan karşıtlığının; çok sayıda kişiyi, grubu, partiyi nasıl karşı cepheye sürüklediğini algılayarak, o günle bugün arasındaki benzerlik ve farklar konusuna da kafa yormayı önemseyebilmekte ve 1921 Anayasasının ruhunu bugüne taşıyabilmektedir.

Menderes ve Erdoğan dönemlerini tamamen ayrı çekmecelere koyanlar, bu çekmeceler arasında ki bağlantıyı anlamlandırmaktan kaçınanlar; elbette ki  M. Gürbüz Özaltınlı'dan pek hazzetmeyeceklerdir. Büyük resimle yüzleşmek yerine, "diktatörü devirdikten" epeyi bir sonra gerekirse "özeleştiri filan" da verebilirler. O arada olan olmuş, farkına bile varmadan "büyük güçlerin" piyonu durumuna düşülmüştür; mevcut hükumetin gerçekten eleştirilmesi gereken yanları yerine, kategorik karşıtlık ürünleriyle uğraşılarak, elde edilebilecek başarıdan da uzaklaşılmıştır... Ne gam, onlar rüzgar ekmeye devam etsin, nasıl olsa bizden sonraki kuşak bunu da anlamlandırır; onlara iyi bir politik miras bırakmaktansa, fırtına biçtirenleri de çözümler... :) Ne de olsa konuya hiç 100 yıllık çerçeveden bakamadıklarını, ana taktiklerinin 'bizden sonra tufan' demek olduğunu iyi biliyor olacaklar.

Bereket ki her çağda Nuh'lar da, Nuhungemileri de var...

 

İlhami MISIRLIOĞLU

04/09/2015

 

Son Güncelleme Tarihi: 04 Eylül 2017 20:34

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.