31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE NOTLAR

10 Nisan 2019 00:00 / 645 kez okundu!

 

 

Ülkede 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri tamamlandı. Herkesin kazandığını iddia ettiği bir tartışma doğal olarak yine var. Ancak Ak Parti hem aldığı toplam oy hem de kazandığı belediye sayısı açısından yine birinci parti oldu.

Seçim öncesinde zaten ortak davranan kimi partiler Millet İttifakı’nı oluşturduğundan; Ak Parti, MHP ile birlikte Cumhur İttifak’ını devam ettirdi. Seçim sonuçları bu açıdan değerlendirildiğinde de görülüyor ki, kendisine de MHP’ye de yarayan bu ittifak, gelecekte de sürdürülecek. 

Diğer seçimler gibi bu seçimde de kaybedenler, kazananlar, değişenler, değişmeyenler ele alınacak, eleştirilecek, dersler çıkarılacaktır. Sonuçları henüz resmen kesinleşmese de, seçimlerden umudu kesmiş, darbelere bile bel bağlamış muhalefeti yeniden sisteme monte eden bu seçimler şimdiden “tarihi” olmuştur.

 

****

 

31 MART 2019 YEREL SEÇİMLERİ ÜZERİNE NOTLAR

 

Her şey, çocuklar sokaklarda huzur içinde koşturabilsin diyedir ancak şu da bir gerçektir: “Cihanda huzur arayanın huzuru kaçar” İbni Arabi

 

Ülkede 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri tamamlandı. Herkesin kazandığını iddia ettiği bir tartışma doğal olarak yine var. Ancak Ak Parti hem aldığı toplam oy hem de kazandığı belediye sayısı açısından yine birinci parti oldu.

 

Seçim öncesinde zaten ortak davranan kimi partiler Millet İttifakı’nı oluşturduğundan; Ak Parti, MHP ile birlikte Cumhur İttifak’ını devam ettirdi. Seçim sonuçları bu açıdan değerlendirildiğinde de görülüyor ki, kendisine de MHP’ye de yarayan bu ittifak, gelecekte de sürdürülecek. 

 

Diğer seçimler gibi bu seçim de kaybedenler, kazananlar, değişenler, değişmeyenler ele alınacak, eleştirilecek, dersler çıkarılacaktır. Sonuçları henüz resmen kesinleşmese de, seçimlerden umudu kesmiş, darbelere bile bel bağlamış muhalefeti yeniden sisteme monte eden bu seçimler şimdiden “tarihi” olmuştur.

 

Ülke çapındaki ittifak oy oranı (yaklaşık %52) , kazandığı toplam belediye sayısı (49 il ve 558 ilçe) ve 15. seçimden de birinci parti (%44) çıkmayı başarması elbette Ak Parti’yi otomatik olarak seçimin kazananı yapıyor. Ancak büyük şehirlerle ilişkisi tartışmalı duruma geldiği için, öncelikle Ak Parti’nin şapkayı öne koyup düşünmesi gereken çok şey var.

 

Ak Parti’nin genelde oyunu arttırıp büyük şehirlerdeki kimi belediyeleri yitirmesi üç nedene bağlanabilir:

 

  1. Son dönem ekonomideki iniş çıkışların büyük şehirleri kırsaldan daha çok ve çabuk etkilemesi;
  2. Güçler dengesinin küçük oy kaymalarına bağlı olduğu noktalardaki “stratejik oy”ların, o yöredeki HDP oylarıyla neredeyse çakışması;
  3. CHP’nin pragmatik ittifaklar kurduğu ve karşısındaki cepheyi zorlayacak adayları belirlediği bir ortamda; Ak Parti’nin tüm süreçteki kimi irili ufaklı hataları...

 

YOL DEĞİŞTİRİR!

 

Bu seçimde belki de taktik değişikliği yapanlar kazandı. CHP’yi (ittifak arayışı, aday seçimiyle), HDP’yi (Kürdistan’da kazanıp, Batı’da da AKP ve MHP’ye kaybettirmek anlamındaki “stratejik oy” çağrısıyla) bu arada saymak gerek, Kürdistan’da tam kazanamamış olsa da... 

 

Aslında bu süreçte MHP daha fazla değişen taraf oldu. “Kürt yoktur, Kürtçe yoktur” söyleminden “Kürt kardeşlerimize” ulaşmak kolay olmadı. Bu sadece bir örnektir ve özellikle sol cenah, kendi eski “faşist MHP” ezberine yaslanmayı tercih ederek, bu doğrultudaki değişime ne yazık ki göz yummaktadır :( 

 

MHP’nin bu alanlarda bilerek daha dikkatli davranmasıyla oluşan “boşluk” beklenmeyen biçimde yer yer Ak Parti tarafından dolduruldu. “Kürdistan’a defol git” sloganını anımsayalım...

 

Uzun zamandır başarıya hasret kesimin sevinmek hakkıdır

 

Bu seçimler; uzun süredir seçim başarısından umudu kestiği için darbelerden umut bekleyen hatta Amerika, AB müdahalesi dahil meşru olmayan her yola destek verecek duruma gelen #kategorikmuhalif kesimlere umut verdi, onları yeniden sisteme monte etti denilebilir. Bu nedenle uzun zamandır başarıya hasret kesimin sevinmek hakkıdır. Resmi sonuçlar henüz tam olarak belli olmasa da, CHP’nin kazandığı var sayılan özellikle iki en büyük büyükşehir belediye başkanının işinin hiç kolay olmayacağı da açıktır.

 

Bu iki belediyede özellikle İstanbul’da (39 belediyeden 24’ü) ve Ankara’da (25 belediyeden 22’si) Ak Parti’nin ilçelerde ağırlığı var. Büyükşehir belediye meclislerinde Ak Parti lehinde oluşan bu ağırlık, ilişkilerin keskinleşmesi durumunda belediye başkanlarının elini kolunu bağlayabilir.

 

Ayrıca bu belediyelerde CHP, karışık ve hatta tehlikeli bir ittifaka dayanarak yerel iktidarı almıştır. Belediye başkanı seçilenlerin, bunun bedelini her adımda isteyenlerle sürtüşmesi kaçınılmaz olacaktır. Kimi belediyelerde müdürlüklerin bile şimdiden destekçi partilerce paylaşıldığı söyleniyor.

 

Üstelik tüm bunlar, ülke iktidarının da 4,5 yıl daha Ak Parti’de olduğu gerçeğiyle her aşamada yüzleşilerek yaşanacaktır.

 

Belli ki gelecekte bu üç belediye başkanının Cumhurbaşkanına olan ihtiyacı, RTE’nin onlara olan ihtiyacından çok daha fazladır.

 

Bu yüzden RTE Ankara balkon konuşmasındaki ılımlı tavrını sürdürür, Ekrem İmamoğlu’nu, Mansur Yavaş’ı ve hatta Tunç Soyer’i kabullenip ve onlara rağmen onları yönetebildiğini gösterirse bu sürpriz olmaz..

 

Binali Yıldırım’ı kabineye alıp, örneğin Yerel Yönetimlerden sorumlu bakanı yapması da kimseyi şaşırtmasın. 

 

Üstenci dil değişmeli

 

Büyük şehirlerdeki kayıplarda Ak Parti’nin kendi hatalarını aramaya devam edelim...

 

Rabia işaretinin kitlelerle birlikte bir tür politik ayin biçiminde yapılması bir bölüm insan için eğitici oldu ancak nispeten şehirli aydın kimi kesimlerde ise giderek tehlikeli olabilecek bir çeşit toplumsal histerinin hazırlığı gibi algılandı. Varoşlarda ya da kırsalda sorun yaratmayan bu çaba şehirlerde Ak Parti’ye yönelebilecek oy üzerinde uzaklaştırıcı etki yaptı. “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” sloganları; rakipleri tarafından bilinçli, bilinçsiz arasına “tek dil, tek din” eklemelerine, bütün zehirleme çabalarına rağmen, özünde ırkçı, faşist sınıfa dahil edilecek türden değiller. Özellikle eskimiş kalıplara düşkün sol cenahın tüm çabasına rağmen bu böyle değil. Bu yüzden de seküler kesim üzerindeki nispeten uzaklaştırıcı etkisini azaltmak için; Rabia işaretini öğreten mitinglerdeki eğitim tarzı, büyük olasılıkla gelecekte yerini artık bilgilendirici küçük cep kitaplarına, el kitaplarına bırakacak..

 

***

 

“İslamı güncellemeliyiz” sözü de doğrudur, yararlıdır ama Ak Parti’ye biraz oy kaybettirmiş olabilir. İslamcı kesimin küçük de olsa bir bölümünün “İslamı güncellemek” sözünden ürktüğü ve oyunu çektiği bellidir.

 

Elbette bu konuda Ak Parti bir şey yapmasın diyen yok. Tersine, kurultay organize etsin, akademisyenleri harekete geçirsin, konunun sakince, sağlıklı olarak ele alınmasını toplumun süreç içinde sindirerek öğrenmesini kolaylaştırsın. Ancak doğrudan CB olarak “İslamı güncellemeliyiz” denmesinde sorun var çünkü bu ona, karşı taraftan çok oy getirmez ama kendi safında kafa karışıklığı yaratır, oy kaybettirir. Gerçi söylenen şey çok önemlidir ve bunu Mustafa Kemal’den beri bu açıklıkla dile getiren bir lider olmamıştır. Böylesi bir durumda yine de ben olsam özel bir ekip kurar, 2 yıl özel hazırlık sonrasında, önce ülke çapında sonra dünya çapında “İslam Kurultayı” düzenlerdim.  CB olarak da bu süreci en geriden yönlendirirdim. Hele böyle bir “güncelleme”nin tek darbede halledilmesinin imkansız olduğunu, bir kaç kuşağı ilgilendirdiğini de iyi biliyorsak, özellikle böyle yapardım ;-)

 

Üstelik bu güncellenmeyi kendince savunan Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün ya da “Evrim teorisi İslam ile çelişmez” diye çok doğru bir fikir öne sürdüğü için Prof Dr. Caner Taslaman’ın medya lincine tabi tutulduğu bir ortamda; yukarıda demeye çalıştıklarım daha da önem kazanıyor.

 

***

 

Bu süreçte yararlı olmayan “Bay Kemal” söylemi de tümden ve bir daha geri dönülmemek üzere tedavülden kaldırılmalıdır. “Sayın Kılıçdaroğlu”’na dönmek ise zaten doğru yola dönüş olacaktır.

 

Seçim sonuçlarına bakılırsa şu da söylenebilir: Eğer İmamoğlu küçük bir farkla kaybetmiş olsaydı, Kılıçdaroğlu’nun yeri kesin tehlikedeydi. Şimdi onun yerine, 5 yıllık bir gecikme ile de olsa kimin geleceği de netleşmiştir. 

 

Ak Parti bu sürece bilerek bilmeyerek yol açmış, Kılıçdaroğlu’nu da bir anlamda “kurtarmıştır” ama bundan böyle sürecin akılcı yönetimine geçmelidir. CB ya da Ak Parti’nin İstanbul, Ankara, İzmir’in yeni başkanlarıyla ilişki alanında bırakacağı boşlukları Pensilvanya/USA ya da AB’deki Türkiye karşıtı koalisyonun dolduracağı açıktır.

 

Ak Parti işin zorluklarını da bilerek süreci yönetmeyi acilen ele almalıdır çünkü bu konu bir noktadan sonra parti meselesi değil ülke meselesi olacaktır.

 

***

 

Ak Parti, basın ile ilişkilerini gözden geçirmelidir

 

Tüm gazete ve televizyonları, kendini destekler hale getirmek ya da böyle gelişmesine “yan cebime koy” tarzında göz yummak, demokratik olmadığı gibi akıllıca da olmamıştır.

 

İyi bir iktidar, kendisini eleştiren basından da akıllıca yararlanmasını bilmelidir.

 

Bu konuda bir örnek yeterli olur. Örneğin Karar gazetesini tabandaki kimi kesimin yaptığı gibi şeytanlaştırmak yerine korumak, onun içindeki bazı yazarların eleştirilerinden yararlanmak için özellikle gereklidir. Bu konuya eğilmeyen, önem vermeyen hatta kibirle “hain edebiyatı”na yaslanarak kolaycılığa kaçılmasına izin veren iktidar çok şey kaçırmış olur. Bu kaçan şimdi önemli bir kaç belediye olur ama dikkate alınmaz ise ilerde bedeli daha da ağırlaşır. Özetle “karşı cephede durmayan ama kimi eleştirileri olanları” karşı cepheye itmemek, onları bilinçle korumak, onların eleştirilerinden yararlanmayı bilmek bugün dünden daha acildir, önemlidir... Bilinçle karşı cephede durmak bile, unutmayalım ki aleni şiddet, darbe övgüsü, ırkçı, faşist propaganda yapılmadığı sürece, meşrudur. 

 

İçindeki muhaliflere izin veren, onlardan akıllıca yararlanan siyasetlerin gelecekte daha başarılı olacağı bir döneme giriyoruz.

 

İçinde muhalif kişi, eğilim barındıramayan partinin işi artık zor olacak. Böyle bir parti hem esnekliğini yitirir hem de gelişme ve değişmeye artık ayak uyduramaz, sadece iktidar nimetlerinden yararlananların çevresine toplandığı bir grup haline gelir ve zaten ilk başarısızlıkta da darmadağın olur.

 

Günümüzü iyi çözümlemiş, zamanın ruhunu iyi okumuş bir lider ve onun siyasi hareketi; içinde muhaliflerini yaşatmayı başararak, istişarelerle ve başka yollarla onlardan yararlanmanın yolunu bularak böylelikle bu yanlışa kolay kolay düşmez. 

 

Başta Ak Parti olmak üzere acaba siyasi partilerimiz, bu açıdan kendilerini sorgulamaya hazır mı?

 

En kaybeden İyi Parti’yi geçersek bu seçimlerin asıl kaybedeni HDP olmuştur

 

Gerçi onlara kalsa “kendisi içerdedir ama fikirleri, taktikleri İstanbul ve Ankara’da iktidardadır” derler ama işin gerçeği taktikleri bu kezbiraz tuttu. “Kürdistan’da kazanacağız, Batı’da AKP ve MHP‘ye kaybettireceğiz!” demişlerdi, dediklerinin yarısı çıktı. Kürt kardeşlerimiz doğu ve güneydoğuda, ellerinden gelen en iyi yanıtı verdiler ve 3 ili ve onlarca ilçeyi HDP’den geri aldılar. HDP, bu konuyu kendi açısından umarız doğru değerlendirir.

 

Tüm bunların yanında yine de söylemeliyiz ki Cumhurbaşkanının “Defolsun Kürdistan’a gitsinler” söylemi süreçte hem Ak Parti’ye hem de genel Türk-Kürt yakınlaşmasına yararlı olmamıştır.

 

MHP bile “Ya Sev Ya Terket” sloganına biraz utangaç yaklaşırken, Ak Parti’nin bunu bayrak yapması sürece çok faydalı olmadı. Buna rağmen - ya da kimine göre bunun sayesinde- bazı il ve ilçeler HDP’den Ak Parti’ye geçti. Bu durumda gecikilmeden bölge halkına bir jest yapılmalıdır. Örneğin yöreye giden uçaklarda Türkçe, İngilizce’nin yanında Kürtçe anonsa da geçilebilir. Böyle bir adımın Kürt kardeşlerimiz üzerindeki etkisi inanılmaz olumlu olacak, en negatiflerinin bile gözünde, demokratik haklara kavuşmak için artık şiddete ihtiyaç olmadığını bir kez daha açığa çıkaracak, PKK’nin silahlı eylemlerini iyice lanetli hale getirecektir.

 

Bu arada çözüm sürecinin yepyeni (meclis içindeki ve dışındaki tüm siyasi partilerin ellerini taşın altına koyacağı ve sürece dahil edileceği) bir biçimde ele alınması ve 4,5 yıl içinde belirli bir düzeyde çözüm öngörülmesi beklenebilir. 

 

Kayyumdan geri alınmış HDP’li Belediyelerin sıkı denetlenmesi elbette kaçınılmaz. Yeni hendekçilik anlamına gelecek adımlarının gerekirse görevden alma dahil önleneceğini ise bilmeyen yok.

 

Membiç meselesinin çözümü de muhtemelen önümüzdeki günlerde hızlanacaktır. USA’nın oyalamalarına yapılan vurgular bunu gösteriyor. Ancak asıl büyük hamle Kuzey Suriye’deki PKK yapılanmasının ortadan bölünmesi olacaktır. Belki de Süleyman Şah Operasyonu şu an masada...

 

Bunların devamı olarak Barzani ve Suriye rejimi ile ilişkileri bir adım daha ilerletmek de beklenebilir. Bu adım sahadaki tüm dengeleri değiştirir, USA’yı zora sokar, PKK’yi hem bölgede hem ülkemizde daha da sıkıştırır. Bu noktada Rusya ile giderek gelişen, derinleşen ilişki elbette ki yaşamsal. Hele İsrail’deki seçimlerin sonucuna göre bu ülkeye karşı izlenecek yeni yol çok önemli. Türkiye ve İsrail’in şeytani olmayan yeni tür bir işbirliği, tüm coğrafyanın kaderini değiştirebilir.

 

Türkiye “hırçın dış politika izliyor” diye yaratılmak istenen algıyı dikkate alıp, ona karşı akıllı politikalar gündeme getirebilme açısından kendisine en güvenebileceği bir konumda bulunuyor. 

 

YOL ÖĞRETİCİDİR!

 

Bu seçimler sonrası ortaya çıkan tablo büyük bir toplumsal, politik deneyin yaşanacağına işaret ediyor. Bu süreci liderlerden başlayarak her partinin her kademesinin bilinçli olarak ele alıp, hazırlanıp yaşaması çok önem taşıyor.

 

Bu deney, geleceğin “parti gibi olmayan partilerinin” hazırlığı olarak da görülmelidir. Şimdiden öğrenmeyen, sonra mecburen öğrenir ancak bedeli daha çok olur.

 

Yerelde “yarı iktidar yarı muhalefet” deneyimi herkes için, her politik parti için yeni bir yoldur.

 

Yeni her yol biraz ürkütücüdür ancak aynı zamanda biliyoruz ki yol öğreticidir. Yeter ki öğrenmeye, değişmeye, gelişmeye hazır olalım...

 

"Kimsenin değişmemesiyle üretilecek her tez, değişmemenin tembelliğine dayandığı için, başarısızlığa mahkumdur.

 

Biz çocuklarımızın anısı olmak için var isek, demokrasimizin zedelenmesine izin vermeyelim, yanlış yapmayalım, çocuklarımıza kötü anıları miras bırakmayalım!

 

Unutmayalım ki hepimiz aynı gemiden yayıldık dünyaya. Belki de bu yüzden her seçimde kazanan her daim “Nuh’un Gemisi kardeşliği”dir.

 

Her zaman o kazansın çünkü bu, ülkemizin kazanması demektir aynı zamanda. 

 

Yol kazası olmadan yolun anlamı olmaz...

 

Yol kazasının etkileri gün gelir giderilir ama yol ortadan kalkarsa hayat yok olur.

 

Yol hayattır. Hayatını ıskalama!

 

 

İlhami MISIRLIOĞLU

07.04.2019, İstanbul

 

Son Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2019 01:33

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.