Lafayette 147 veya başımız sağolsun

14 Ocak 2013 00:49 / 1250 kez okundu!

 


Zaman değil biz geçeriz demişti bir arkadaşım. Tökezleyerek, kötülük ve iyilikle. Neler öğrenir, neleri geride bırakırız not düşen var mıdır aramızda? Sanmıyorum. Günlükler ajandalara dönüştü. Teknoloji göze değdi, eller ekranlardan ayrılmıyor artık. Kucak kucağa dünya içinde varlıklarız. En son gelişmeleri görüyor, okuyor, siliyor, boşaltmaya devam ediyoruz.

Bu kadar bilirkişi halinde yaşamak gidip başka insanları tanımaya itse. Birazcık öyle olsa fazlasından caydık. Saçlarımızı tararcasına koşsak yoksul kadınların sokaklarında. Dursak hatta kalsak yine birazcık. Denesek, yığılsak sözün içinde. Bir cümlenin okumasını öğretmediğimiz harfine gönül koymasak, kızmasak örneğin. Empati değil konunun derine sızsak!..içimiz yansa ölene ait. Olmuyor mu? Kendi cenazelerimize baksak. Akan yaşlara. Örtülere. Kına yakılan ellere. Baksak, seyretmeden. Boş boş, meraktan değil kederden buruşsa parmaklarımızın derisi. Kamanın sivri yanını batırsak öyle dillensek.

Niyetler barışa kapıldı. Bölgede güç, iktidar olmayı istemek başka kuşları gökyüzüne salmak başka. Neyle beslediğiniz önemli halkı. Nasıl, neler saçma yarışına kapıldığınız. Her ne olursa olsun ölenden ölenlerden söz ederken özel hayata dokunmamak, neyi ne kadar ortaya dökebilirsiniz onu düşünmek ve harekete geçmek. Akıllı adamdan iyi, şefkâtli ve yürekli insana, kırkına, duasına, anmasına, sevincine, coşkusuna dokunan cana el vermek gerekli bugünlerde. Diyarbakır cezaevinde aralık kalmış kapının ardında tesadüfen görülen bir kadının gözlerinden masumiyeti kolaylıkla silebilir, başka bir erkeği oğul olmaktan inkâra, insanı buza çevirdik. Birbirimize ağıt yakmanın ne demek olacağını bilmiyoruz. Baş sağlığı dilemek, saygıyla söz etmek, anmak bu kadar güç gelmekteyse barış nasıl gerçekleşecek. Dursak ve sorsak hani.

Habur sıkıca silkelemiş, gelenlerden yargılananlar, cezaevi günlerini yaşamaya başlayanlar aramızdayken yanıtları bulmaktansa gitsek hatırla???.. Küçeleri, sur dipleri kanayan, mezarlarında saklı matemleri olan Amed’e gitsek… Kadim dostlar nasıl yüzlerine bakarsa bin yıl sonra karşılaştıklarında desek bağışla soyum, sırdaşım, aşkım, özgürlüğüm…bağışla dilini bilmediğim, tarihim…bağışla…geciktim, geciktik gelmeye buralara hadi kalk birlikte zeytinliklerin suya değdiği yerlerde nefes alalım seninle. Hani bir kız sevmiştin saçları kınalı, pembeydi gülüşü. Sevmiştin sevmesine …olmadı olamadı…

Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Söylemez…

Aileleri, arkadaşları, hayalleri vardı…

Sevmeye başlamak için geç kalmayın. Umut ve sevgi ülkemin, Anadolu ve Mezopotamya’nın sabaha dair şarkısı…

“Başımız sağolsun”…

Üç gün mü, yedi mi?..biraz helva biraz dua ortak anılarımız aynı çocukluk oyunları, fotoğraflar, buluşulan muhallebiciler…yok mu?

Paylaşalım öyleyse biraz ondan biraz sonrasından…

“Başımız sağolsun”


İffet DİLER
acıkahve

13.01.2013

Son Güncelleme Tarihi: 15 Ocak 2013 18:52

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.