TAHİNLİ KURU BAKLAVA'NIN ANIMSATTIKLARI...

29 Temmuz 2011 20:40 / 617 kez okundu!

 


Bendeniz her nasılsa bugüne dek oturduğum pek çok evde kendime harika "komşular" bulmuşumdur. Bu yüzden ev alma komşu al sözünü çok severim, çok da sık kullanırım.

Sevgili Öco benim komşum. Komşum diyorum ama aslında arkadaşım ya da Gaziemir'deki ailem desem daha uygun belki de...

İyisi mi en başından başlayayım anlatmaya...

İstanbul maceramın başladığı yer olan Üsküdar'dan, ilk komşularım rahmetli Nezahat Hanım ve Fevzi Bey'den... Bir arkadaşımızın anne ve babasıydı. Ben evlenip de İstanbul'a geldiğimde artık onlar benim 2. ailem gibi olmuşlardı. Aynı apartmanda değildik, birbirini kesen iki sokak ama birbirini gören pencerelerden kollardık karşılıklı birbirimizi.

Harika insanlardı. 2 erkek çocukları vardı, gelinlerinden ise pek de hoşnut değillerdi. (oysa eski gelinleri hala benim sevdiğim bir arkadaşımdır) Kız çocuk özleminden midir nedir, onlar da beni çok benimsemişlerdi. Biraz da zayıf ve mızmız bulduklarından sanırım, beni beslemek, doyurmak onlar için görev haline gelmişti. Onlardan hayata dair pek çok şey öğrendim. Nezahat hanımın her zaman bana söylediği çok sık aramayan sevdiklerimize sitem etmemeyi... Zeytinyağlı bazı yemek tariflerini, çamaşır yıkama asmaya dair bazı püf noktaları, vs... Üsküdar, Kadıköy, Moda'da gerekli adresleri tanıdım... Kadıköy'deki Baylan Pastanesi'ni, Moda'daki Dondurmacı Ali'yi... Harika insanlardı. Çok güzel günlerim oldu onlarla. Nur içinde yatsınlar.

Bir sürü ev değiştirdikten sonra yeniden ev arama çalışmalarına başlamıştım. Gazetedeki bir kiralık ev telefonu görüşmesinin ardından kendimi Etiler'de bir evde buldum. Emlakçı kadının (Oya) evindeydim; bel fıtığından yatıyordu. Söz konusu ev ise onların alt katı olan giriş daireydi. Ben giriş katında oturamam, üstelik demir de yok sadece panjur var burada dedim. Sen hiç merak etme, burada şimdiye dek hiç hırsızlık olmadı, bir ses duyarsan bize seslen, biz hemen Allah Allah diyerek sana koşarız dedi. (Eşi, 2 kızı ve bir oğlu vardı) Mardin'li sıcak kanlı bir aileydi. Bir de baktım ikna oluvermişim.

Bankacılık sektöründe çalıştığım dönemdi. Çalışma saatlerim; sabah 09.00 ama çıkış belirsiz.... 03.00'lerde geldiğim zamanlar az değil. Evde yiyecek bişey bulamadığım için, çerez kavanozu ve bir bardak sütle yorgun argın-uykusuz yatağıma yattığım günler ne çok oldu...

Daha makul saatlerde eve döndüğümde ise arabamı park ederken Harika'nın Hürriyet abla yemek yedin mi diye seslenişi ya da eve girdikten hemen sonra onlardan birinin elinde bir tabak yemekle kapımda belirivermesini hiç unutamam. Evlerinde ailecek yediğim yemeklerin sayısını ise hiç hatırlamıyorum.

Oya'ların alt katından bir yıl sonra İzmir'e ve sonra tekrar İstanbul'a bu kez onların yan tarafındaki binaya taşındım, sonra iş yerlerinin bitişiğine, sonra Ak Merkez'in hemen alt tarafındaki Yeşilbağ sitesine... Ardından da Ağabeyim ve Yonca'nın "seni sevgi ve şefkat manyağı yapacağız" telkinleri ile Moda'ya...

Moda'da Ağabeyim, Yonca, İnci ve Nil ile şefkat manyağı olmuştum gerçekten ama onlarla yan yana oturmuyorduk. Hemen bitişikte oturan yaşlı bir hanımefendi ile tanıştım bir süre sonra. Apartmanın yan tarafında kediler için koyduğum su ve mamalarla uğraşıp dururken, bitişik binadan 80 küsur yaşlarında bir hanım "Merhaba, kolay gelsin efendim" dedi. Bembeyaz saçları vardı ve oldukça zayıftı. Tam bir İstanbullu aksanı ile konuşuyordu. Kedilere hiç ilgi duymamış şimdiye dek ama benim onları beslediğimi gördükten sonra penceresinden de olsa daha bir farklı bakar olmuş artık kediciklere.

Böylece her akşam iş dönüşü kapı-pencere sohbeti yapmaya başladık. Neclan hanım emekli bir ilkokul öğretmeni idi. Bakıma ihtiyacı vardı ama maalesef "çok zor beğendiği" için sürekli bakıcı değişikliği yaşıyordu. Daha doğrusu bakıcılar kaçıveriyordu kısa sürede. 2-3 kez evine de gittim. Yakınlarında oturan çocuğu ve torunu olmasına karşın çok yalnızdı ve anlatmaya ihtiyacı vardı. Ama dinlemeyi de çok seviyordu. Ben onun elini öpmeye çalışırken, o benimkini öpmek isterdi. Utancımdan yerin dibine geçiyordum. Olur mu hiç öyle diye ellerimi çekiştirirken, insanlar yaşlılarla ilgilenmiyor bile oysa sen benimle arkadaşlık ediyorsun, bu yüzden asıl ben senin elini öpmeliyim deyip duruyordu. Hatta torununa beni anlatmış, torunu da kim bu insan diye merak etmiş de tanıştırmıştı bizi.

Zetinyağlı kabak yemeği sever misiniz? Ben bayılmam. Kabağa çok bayılmam aslında. Ama Neclan hanımın pişirdiği kabak yemeği bir başkaydı sanki. Ara sıra mutfağa girip kendisi bir şeyler pişiriyordu ve o zamanlar da mutlaka bakıcısı ile bana da bir tabak gönderiyordu.

Ben İstanbul'dan İzmir'e kesin dönüş yapmadan önce rahatsızlıkları iyice artmıştı. Eskisi kadar çok görüşemez olmuştuk. Hatta onu göremeden taşındım İzmir'e. Döndükten bir süre sonra ev telefonundan defalarca aradım ama açan olmadı. Bana yaşı ile ilgili espri yapardı; 85 değil 84.5 yaşındayım diye. Vedalaşamadan 87 civarında da aramızdan ayrıldı sanırım.

Aradaki diğer ev değiştirmeleri geçiyorum ve Gaziemir'e geliyorum.

Yani asıl konumuza...

Benim çenemin düşmesine neden olan komşuma...

ÖCO...

İzmirizmir.net'teki nick name'i bu.

İsim söyleyemiyorum ne yazık ki... Kıskanç koca sendromu...

Elazığlı, 4 kişilik bir aile. Çok güzel 2 kızları var.

Sabah akşam ben kedileri, onlar da beni besliyorlar adeta. Evlerinde pişen special ne varsa ben de tadıyorum sanırım. Gizli saklı yapamazlar çünkü her pişen yemeğin kokusu benim evin içinde zaten. :))

Oya'ların daha genç versiyonu ve onlar da sıcakkanlı insanlar.

Geçenlerde ÖCO, akşamüstü bir tabak KARADENİZLİ TAHİNLİ KURU BAKLAVA (aslında Karadeniz usulü demişti ben değiştirdim) getirdi hem de fırından henüz çıkmış. Tattıktan sonra, aaa yeter artık, bunları yazmalıyız dedim ve ertesi gün kuru baklavalar bitmeden fotoğraflarını çektik. Sağolsun O da siteye ekledi. (Yandaki tatlının üzerini tıklarsanız tarifine ulaşabilirsiniz.)

Bundan böyle bildiği özel tarifleri buradan bizlerle paylaşmaya devam edecek inşallah.

Önemli bir ayrıntıyı söylemeden geçemeyeceğim; Eşi'nin susama karşı allerjisi varmış meğer... Ciddi ciddi hem de. Ama kadın sadece susamdan ve tahinden oluşan bir tatlı yapıyor. Filmlerdeki gibi adeta... Eeee bir kastın mı var yoksa dedim. Pis pis güldü. "Yok canım" dedi. Azıcık şüphelenmedim değil hani...

Neyse, Eşi eve gelip de mutfakta tatlıları görünce hemen bir tanesini heyecanla kapıvermiş. Ama ÖCO son anda "Dur onlar susamlı, yeme sakın" deyip, adeta uçarak elinden kapmış ve yedirmemiş baklavayı. Neyse ki...

Bana bazı dostlarımı hatırlattığı ve bu güzel tarifi İzmirizmir.net'le paylaştığı için sevgili ÖCO'ya teşekkür ediyorum.

Daha nice güzel tariflere, tatlara... ve de anılara.

Sevgilerimle,

Hürkuş

29.07.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
       Facebook'ta Paylaş       
Yorumlar
29 Temmuz 2011 20:52

hurkus

Bu yazıyı ÖCO'nun tatlı tarifinin altına yazmıştım, sonra da sizlerle paylaşmak istedim...
Değişik, pratik, özgün tarifleri olan arkadaşlarımız da bizlerle paylaşabilirler. Varsa anılarıyla birlikte :)))
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

REKLAM
Konaklama
Firuz Kutal
12 EYLÜL 2010 REFERANDUM SONUÇLARI
Son Fotoğraf
3 Yeni Zelanda Mardin, Midyat, Hasankeyf ve Nusaybin - Mart 2010 Benim Afrika\'m / Buffalo bize saldırmadan önce Ayşegül\'ün Rüyası ÇEVRE DİRENİŞLERİ BULUŞUYOR Cumartesi Anneleri için... Yaz - 2006 Berlin 09 - Pervin Mısırlıoğlu E. Buyrun iki tane alın... Firuz Kutal 1 Mayıs 2012, İzmir
Üye İstatistikleri
Son Üye gokhanyilmaz
Toplam 2108 Üye
Üye Girişi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Üye Ol / Şifremi Unuttum
Spiritüalİzmir
KONUK DEFTERİ
Konuk Defteri