İNSAN HER ŞEYİN ÖLÇÜSÜ MÜ?

06 Nisan 2021 14:35 / 1161 kez okundu!

 

 

"Yeni Çağ ile birlikte insan, hayatı, dogmatik bir mantıkla kavramaya başladı, Doğa’yı gerçeklikten kopuk bir mantıkla aşmaya çalıştı. Hayatta ya da Doğa’da birkaç olayı düz mantığıyla çözmeye baktı, ne var ki hayatta ve Doğa’da yüzlerce, binlerce olay vardı. Çaresiz kaldı."

 

***

İNSAN HER ŞEYİN ÖLÇÜSÜ MÜ?

Yeni Çağ ile birlikte insan, hayatı, dogmatik bir mantıkla kavramaya başladı, Doğa’yı gerçeklikten kopuk bir mantıkla aşmaya çalıştı. Hayatta ya da Doğa’da birkaç olayı düz mantığıyla çözmeye baktı, ne var ki hayatta ve Doğa’da yüzlerce, binlerce olay vardı. Çaresiz kaldı.

Çaresizliğine çare olsun diye Ütopyalar tasarladı insan. Önce Thomas More ile, sonra Tommaso Campanella ile girişti bu yersizliğe yer açmaya (topos ‘yer’ demektir u-topos ise ‘yersiz’ demek). Ayağı yere basmayan, mekansız, içi boş arzular ama arz’sız ve hatta giderek “evrenselcilik” şeklini alarak arsız. Salt matematikle çalışan bu kafa, tarihsel süreçleri bir yana koyup umarsızca yeni hayatlar tasarladı. Sandı ki, cenneti bu dünyada kuracak: Toplum, tasarladığı gibi hemen düzene girecek, insanlar bir anda dürüst ve kusursuz varlıklar haline gelecek. Bu ütopistler, hayalperestler tarihsel bakışa içgüdüsel olarak tepki duydular ve günümüzdeki mirasçıları da ‘şimdi ve burada’ diyerek bu içgüdüyü diri tutmaya çalışıyorlar. Onlara göre tarih saçmalıklarla doludur, insanca bir şeyler aramaya kalkışırsan, daha çok ararsın. Öyle derler. Yaşamın doğal seyrini, insan varlığının asli özünü anlamak istemezler, anlamaya yanaşmazlar. Etiyle-kanıyla yaşayan insan, onların nesine gerek. Yeni bir insan tasarlamaya girişmelerinin nedeni, gerçek insan öyküsünü anlamak istememeleridir.

 Yaşayan insanı, gerçeğiyle insanı anlamak ve kabullenmek cesaret ister. Gerçeğiyle insan, hakikatiyle Doğa oysaki çok önemlidir. İnsan ve doğa ile yüzleşilmezse, en ince hesaplar dahi tutmaz. Tutmadı. Ya ne oldu? Durmadan yalanlar kıvrıldı. Gelgelelim insan ve Doğa hayati öneme sahiptir. Bu önemi kavramayan ince zekalara her yerde rastlıyoruz ne yazık ki: Burunlarını sokmadıkları hiçbir konu-iş yok; kendisine bir şey sorulmadan söze karışmalar, anlamlı anlamlı konuşmalar, susup dinlemesi gereken yerde katlanılması zor gevezelikler…

Adına demokrasi denen rejim yukarıda sözü edilen ethosa dayanır. Bu ethosun en parlak cümlesi şudur: İnsan her şeyin ölçüsüdür. Sadece demokrasinin değil, sekülerleşmenin ve hümanizmin de mottosu budur. İnsan her şeyin ölçüsüdür demek, dünyada ve hayatta olup biten ne varsa insandan hareketle anlamak, anlamlandırmak demektir. Aslında hayatı ve evreni bu türden anlamak, yeni türden bir inancın ifadesidir. İmansızların imanıdır.

Ütopik tasarımlar, geçmişi reddeden nihilistlerin bir ayini olmalı. İnanmamakla meşhur olmuş bu imansızlar, inansalar inandıklarına inanmazlar, inanmasalar inanmadıklarına inanmazlar. Yani her koşul ve her durumda inanmazlar. Öte yandan hakikat fikrini de terk edemezler. Peki biz onlara niçin inanalım?

Modernitenin bakış açısı da budur: İnsan her şeyin ölçüsüdür. Bu seküler zihniyete karşı muazzam karşıtlık için “trajik bakış açısı”nın ne olduğuna bakmak gerekir. Hayatı trajik kavrayış Tanrı’dan veya Doğa’dan hareket eder, insandan değil. Bu tür bir hareket tarzı, hayat karşısında haddini bilerek yaşamanın bilinci ve terbiyesidir. Hayatın en azılı düşmanı, haddini bilmeyen, sınır tanımayan, ölçüsüz insandır. Modernitede bu tür insanlara “birey” denir.

Birey, hayalgücünün ürünü olan modern bir tasarımdır. İnsan doğasında bir karşılığı olmayan, toplumsal yaşamda ego merkezli bir hastalığın semptomu olan bir tasarım. Velhasıl tek boynuzlu atlar varsa, birey de var; konunun gerçekle teması budur.

Doğanın dev güçleri karşısında kendini dev aynasında gören, krallık içine bir kraldır, birey. İnsanın ürettiği tüm bilgilerin üzerinde acımasızca hüküm süren Kader’den bihaberdir birey. Dolayısıyla söz konusu ettiğimiz insan tasavvuru olarak “birey”, Doğa’da nereye baksa kendini gören deliliğin kibar ifadesidir. Bu deliliği tetikleyen soru şudur: Kime göre? Neye göre?

Zamane insanı, karşısına kim çıkarsa çıksın sorar: Kime göre? Neye göre? Bir asa darbesiyle denizi ikiye bölsen de, kuşların dilini çözümleyip onlarla konuşsan da, “Harun’un diline”, Davud peygamberin oğlu Vaiz’in hikmetine, “Yakup’un gözyaşlarının içine baka baka” kime göre, neye göre diyen bu zamane canlısına ne diyebilirsin? Çağımızın trajedisinin özeti böyledir.

Herkesin bir trajedisi vardır, farkında olsun ya da olmasın. Bizim trajedimiz: Kendi kaderime hükmetmemek, eşitlikçi olmamak, bilimsele meyletmemek, imkanlara dönüp bakmamak, ıstıraba kıymet vermek ve yenilgiden yüce değerler çıkarmak.

Hasan BASRİ

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.