EKİM DEVRİMİ, KOMÜNİSTLER ve TÜRKİYE HALK İŞTİRAKİYUN FIRKASI

07 Kasım 2019 10:20 / 314 kez okundu!

 

 

Araştırmacı Hamit Erdem'in TKP tarihine ve 1900'lü yılların başlarındaki politik tesbitlerine ilişkin bu çalışmasını, uzunluğu nedeniyle bir kaç bölüm olarak yayınlayacağız. 

 

****

 

 

EKİM DEVRİMİ, KOMÜNİSTLER

ve 

TÜRKİYE HALK İŞTİRAKİYUN FIRKASI

 

“Yeri göğü inletir demir döven işçiler

Kayaları titretir saban süren çiftçiler

Anadolu Şuralar Hükümeti varolsun

İşçilerin emeği özlerine yar olsun

Uyan mihnetle çalışan çıplak hemşeri

İnkılâba katıl dünyanın hür rençberi.”

 

1920’lerde, Halk Şuraları Marşı’ndan

 

Ekim Devrimi ve Anadolu

1917’de Rusya’daki Bolşevik Devrimi o döneme kadar dünya tarihinde bütün savaşların ve iç savaşların tanık olmadığı bir tablo ortaya çıkarmıştı. Dünya kapitalist sistemi en zayıf halkasından kırılarak, sosyalist teori –Paris Komünü deneyiminden sonra– Rusya gibi büyük bir ülkede devlete dönüşmekteydi.

8 Kasım 1917’de Bolşevik partisi, Lenin ve Troçki tarafından imzalanmış olan bir Barış Kararnamesi yayımlayarak; ilhaksız, tazminatsız, demokratik, adil bir barış ve açık diplomasi çağrısında bulunmuştu. Birkaç gün sonra yayımlanan Toprak Kararnamesi ve Rusya Halklarının Hakları Bildirgesi; büyük toprak sahiplerine ait olan toprakların yoksul köylülere dağıtılacağını ve “halklar arasında gönüllü ve güven verici bir birlik” ilkesini ortaya koymuş ve bu ilkelerin yürürlüğe girmesi için “somut kararnamelerin” derhal hazırlanacağını vaat etmişti. 23 Kasımda Sovyet basını Çarlık döneminde başka hükümetlerle yapılmış gizli anlaşmaları yayımlamaya başlamış, 2 Aralıkta cephede varılan ateşkesten sonra barış görüşmeleri yapılması gündemine geçilmiştir.

E. H. Carr., Bolşevik Devrimi 1917-1923, Cilt 1, Metis Yayınları, İstanbul 1989, Sf. 105   

 

Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusyası arasındaki ilişkiler ise başından beri iki ülkenin daimi savaşlarıüzerine kurulmuştu. Çarlık Rusyası, Osmanlının bağımsızlığının doğal bir düşmanı ve onun bölünmesinin ateşli bir yanlısıydı. Ama şu kesin koşulla ki, Boğazlar, İstanbul ve Doğu Anadolu kendisine verilsin.

A. Ç. Noviçev, Osmanlı İmparatorluğunun Yarı Sömürgeleşmesi, Onur Yayınları, Ankara 1979, sf. 122

 

Bu düşünce, Osmanlı Devletinin son yıllarında; yönetim katından basınına, askeri çevrelerinden bütün meclislerine ve halka kadar paylaşılan bir yargı olmuştur. “Moskof” varlığı, her dönem devleti yönetenlerin uykularını kaçıran bir tehdittir.  

Devrimden önce de Rusya’daki toplumsal hareketler Osmanlı’daki ağır sansüre rağmen her dönem haber olarak hem doğudan hem batıdan çeşitli kaynaklarla Osmanlı topraklarına ulaşmıştır. Sovyet tarihçi V. İ. Spilkova’ya göre, 1905 Rus Devrimi ile ilgili haberler muhalif Jön-Türk gazeteleri tarafından Anadolu’ya ulaştırılmış, sonraki yıllarda Erzurum, Diyarbakır, Kastamonu, Bitlis, Trabzon ve Sinop vb. gibi illerde görülen halk hareketlerinde bu dönemin izlerine rastlanmaktadır.  

Devrimin ertesinde ise Bolşevik yönetimin yaptığı barış çağrısı ve Rusya’da yaşayan halklara vaat ettiği özgürlük, Osmanlı devletinde her kademede büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda milletvekilleri ateşli söylevlerle Bolşevikleri övmüş, basında da aynı yönde çok sayıda haber, makale ve yorum yayımlanmıştır. 

Örneğin Talat Paşa, Çarlığın devrilmesine en çok kendilerinin sevindiğini, Rus ihtilâlini sevgiyle karşıladıklarını belirtmiştir. İstanbul Mebusu Salah Cimcoz Bey, kurtuluş güneşinin yine Şark’tan doğduğunu söyleyerek demokrat, hatta Maksimalist Sosyal Hükümeti selamladığını belirtmiştir. Neyzen Tevfik, İngiliz ve Fransız diplomasisinde “iğfal ve aldatma” siyasetinin esas olduğunu bu durumu Bolşeviklerin ortaya çıkardığını yazmıştır. Celal Nuri Bey Âti gazetesinde “Sosyalizme de, İslam’a da” karşı olanın Avrupa emperyalizmi, kolonyalizmi ve kapitalizmi olduğunu savunmuş, sosyalizmin anti-militarist, özgürlükçü, eşitlikçi olduğunu yazmıştır. Açıkgöz gazetesi, Bolşevik İhtilalini “Şark’ın Sabah Yıldızı” olarak nitelemiştir. 29 Kasım 1917 tarihli İkdam gazetesi, Çarlık döneminde yapılmış gizli antlaşmaların Sovyet basınında yayımlanmasını “Aferin Bolşevikler” manşetiyle duyurmuş ve memnuniyetini dile getirmiştir.

Uygur Kocabaşoğlu - Metin Berge, Bolşevik İhtilâli ve Osmanlılar, İletişim Yayınları, İstanbul 2006, 

sf. 97-113

 

Diğer taraftan onyıllardır Rus cephelerinde savaşmaya mecbur edilen halk ise, bu eski düşmanın birdenbire dev bir dosta dönüşmesini şaşkınlık, heyecan ve coşkuyla karşılamıştır. 

Ekim Devrimi’nin Türkiye’deki izleri 1917 yılının son haftalarından itibaren giderek genişleyen halkalar halinde Anadolu’nun içlerine kadar ulaşmıştır. 

 

1920 Yılı İlkbaharı, Ankara;

Yeşil Ordu Cemiyeti ve –Hafi– (Gizli) Türkiye Komünist Partisi

Bizim bu bahiste özellikle inceleyeceğimiz, 1920 ile 1922 yılları arasında Ankara’da faaliyet gösteren Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, hem kuruluş döneminde hem de kısa süren mücadele döneminde Ekim Devrimi’nin yaydığı toplumsal coşkuyu bütün varlığına yansıtmış örgütlerden biridir.  

Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası incelemesine geçmeden önce, o dönemin tarihsel koşullarında Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nı doğuran iki örgütten söz etmek gerekmektedir. Bunlar; 1920 yılı Mayıs ayından itibaren Ankara’da faaliyet gösteren Yeşil Ordu Cemiyeti ile yine 1920 yılı Temmuz ayında kurulmuş olan –Hafi– Türkiye Komünist Partisi’dir.

 

Yeşil Ordu Cemiyeti

1920’li yıllarda, Yeşil Ordu hareketinin bir efsane tarafı bulunmaktadır ve ‘Yeşil Ordu’ kavram olarak zihinlerde ve halkın muhayyilesinde kurtarıcı mitlere dönüşmüştür.

 

“Yeşil, halk için kutsal ve esrarlı bir anlam ifade ediyordu. Eski gazalarda yeşillere bürünmüş şehitlerin yahut meleklerin gökyüzünde saf saf muharebe meydanlarına inerek harp edenlere yardıma koşma inancı, 1. Dünya savaşına kadar yaşanmıştı. ‘Yeşil Ordu’ da halk hatta aydınlar arasında, sanki gerçekten bir Yeşil Ordu varmış ve Ordu Kafkasya’dan yahut bilinmez bir ‘Turan’ ülkesinden geliyormuş gibi söylentilerle karışık olarak kafaları sarmıştı.” 

Aclan Sayılgan, Türkiye’de Sol Hareketler (1871-1973) Otağ Yayınları, İstanbul 1976, sf. 167

 

Rusya’daki Bolşevik devrim ve Kızıl Ordu’nun devrimdeki rolü, bunun Rusya ile Rusya Müslümanları arasında yarattığı coşku o dönemin iletişim imkânlarıyla önce Kafkasya’da yankı bulmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Rusya’da esir düşen Türk askerlerinin ve Kızıl Ordu ile birlikte Çarlık ordularına karşı savaşan Müslüman-Türk halklarının Bolşevik devrimden etkilenmeleri, bu heyecanı kendi mücadelelerine taşımaları olayın bir başka boyutudur. Bu halka daha sonra genişleyerek Anadolu’nun doğusunda da yankılanacaktır. 

Yine bu dönem Rusya’da Kızıl Ordu ile birlikte İngiliz emperyalizmine ve Çar ordularına karşı savaşan ‘Müslüman-Yeşil Ordu’ kuvvetlerinin varlığından Kazım Karabekir pek çok kez söz etmiştir.

Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, age., sf. 501 

 

Yeşil Ordu efsanesinin küçük askeri birliklere dönüştüğü de olmuştur. Mustafa Kemal’in 18 Nisan’da Kazım Karabekir’e yazdığı ve İzmit, Adapazarı dolaylarındaki Anzavur isyanını bastırmak için istediği beş yüz ile bin mevcutlu seyyar bir birliğin batıya gönderilmesi talebini tehlikeli bularak kabul etmeyen Kazım Karabekir; otuz atlıdan oluşan bir birliği Erzurum’un kabadayılarından Ebulhindi Köylü Cafer kumandasında ‘Yeşil Ordu’ adıyla gönderdiğini, 20 Nisan’da Ankara’ya yazdığı yazıda belirtmektedir.

Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, age., sf. 617

 

Yeşil Ordu’nun efsaneden, örgüte uzanan öyküsünü izlerken, dönemin oldukça radikal programlarından birini kaleme alanların; Meclis’in İttihatçı-sol, halkçı, Müslüman ve komünist kanadında yer alan vekillerini bir araya getirmiş olduğu kaydedilmelidir.   

Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kurucularından ve aynı zamanda ‘Umumi Kâtibi’ olan Tokat milletvekili Nazım Bey, örgütün kurulma amacını aşağıdaki sözlerle özetlemiştir:

 

Yeşil Ordu Garp emperyalizmine karşı bir mücadele teşkilatı idi… Büyük Millet Meclisi’nin çalışma hedefi de budur… 

Türkiye Yeşil Ordu Teşkilatı Avrupa emperyalizminin hulûl (işgal) ve istilâ siyasetini Asya’dan tard (kovmak) etmek üzere teşekkül etmiş bir mücadele teşkilatıdır…

 

Yeşil Ordu’nun kuruluş tarihi olarak 1920 yılının Mayıs ayı gösterilmektedir ve örgüt Ankara’da kurulmuştur. Örgüt kurucularının tamamı milletvekillerinden meydana gelmektedir ve bunlardan üçü hükümette bakandır. 

Yeşil Ordu Ankara’da Genel Merkez’ini oluşturduktan sonra Ankara ve Eskişehir şubesi açılmıştır. 

Eskişehir o aylarda emrindeki milis kuvvetlerinin gücü bakımından Çerkes Ethem’in etki alanında bulunmaktadır. Yeşil Ordu’nun örgütlenme çalışmaları bir süre sonra Ethem’i de etkilemiş olmalıdır. 

Yeşil Ordu Cemiyeti, Eskişehir’de çıkarılan Seyyare Yeni Dünya gazetesini kendi yayın organı olarak kabul etmiştir. Bu faktör, örgütlenme ve propaganda çalışmasına hız kattığı gibi, Seyyare Yeni Dünya’ya abone sağlama faaliyetinin de örgütçe önem verilen bir çalışma biçimi olduğu anlaşılmaktadır. Cumartesi hariç günlük yayımlanan gazete için Arif Oruç, üç bin basıldığını yazmaktadır.

Feridun Kandemir, Atatürk’ün Kurdurduğu Komünist Partisi, Yakın Tarihimiz Yayınları, İstanbul 1966, sf. 180

 

Gazetenin adının ‘Seyyare Yeni Dünya’ olarak belirlenmesinde; Bakü’deki Mustafa Suphi’nin “Yeni Dünya” gazetesine atıfta bulunulması ve Ethem’in şahsında ‘Kuva-yı Seyyare’nin komünist harekete bağlanmak istenmesi dikkat çekicidir. Yine Bakü’deki komünist harekete şekilsel bir gönderme daha bulunmaktadır. Azerbaycan’da ‘proletarya’ yerine kullanılan ‘fukara-i kasibe’ kelimesinin, gazetenin adının altında ‘Dünyanın Fukara-i Kasibesi Birleşiniz’ şeklinde geçmesi ve onun altında da ‘İslam Bolşevik Gazetesi’ ibaresi; ‘Seyyare Yeni Dünya’nın bu ilk döneminde yalnızca gazeteci Arif Oruç’un inisiyatifinde değil, aynı zamanda Eskişehir’de çalışan Şerif Manatov ve Hafi TKP’nin etkisinde de olduğunu göstermektedir.

Bu çalışmalardan Mustafa Kemal’de haberdardır. Mustafa Kemal, Yeşil Ordu’nun örgütlenme çalışmalarını özellikle Çerkes Ethem’in bu örgüte katıldığını öğrendikten sonra, Cemiyet’ten çalışmalarını durdurmasını istemiştir. 

Atatürk, Söylev II. Cilt, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1966, sf. 347 

 

Yeşil Ordu Cemiyeti yayın organı “Seyyare Yeni Dünya” gazetesi

Mustafa Kemal Paşa, Yeşil Ordu’yu, o sırada kurulmakta olan Meclis düzeni içinde yer alması koşuluyla ve buna paralel bir şekilde o sırada kurulmakta olan Kemalist önderliğin, Milli Mücadele içindeki liderliğini pekiştirme mücadelesine verdiği katkıyla değerlendirmektedir.   

Kemalizm’in Yeşil Ordu’ya biçtiği bu ‘yardımcı’ rol, Yeşil Ordu’yu meydana getiren unsurlarca kabul görmemiş, Kemalist yönetim Yeşil Ordu’yu kendi kulvarına döndürmeyi başaramamıştır.

Yeşil Ordu Cemiyeti siyasi programını yazıp hedeflerini ilan ettikten sonra, yanıtlaması gereken çok daha acil bir dizi soru ile karşı karşıya gelmiştir. Bu soruların yanıtları berraklaştıkça, Yeşil Ordu Cemiyeti yönetimi kendi içinde çözülmeye; hükümetle olan ilişkisi de çatışmaya dönüşmüştür. 

Bu soruların birkaçı şöyle sıralanabilir: Özellikle iç politikada; Ulusal Kurtuluş Savaşına ve Türk burjuva devrimine nasıl baktığı, Osmanlı hanedanını, halifeyi, Müslümanlığı nasıl değerlendirdiği, hangi sınıfların sözcüsü olmak istediği,  komünizme yakınlığının sınırı, burjuva sınıfına karşı olan tutumu, feodalizmin tasfiyesini nereye kadar götüreceği, yeni kurulacak düzendeki rolü ve Kemalist önderlik ile ilişkileri, gibi sorular yanıtlarını beklemektedir.  

Yeşil Ordu belgeleri genel anlamıyla anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir program ortaya koymuştur. Örgüt, düşünce sistemini İslam’ın ve komünizmin bağdaştırılması üzerine kurmuştur. Müslümanlığın ilk dönemlerine yaptığı göndermelerdeki amacı; İslam’ın ilk döneminden sonra iktidar-güç-servet sarmalıyla kirlendiği ve yoksul dini olmaktan çıktığı, bir tahakküm aracına dönüştüğü anlayışıdır. İslam ile sosyalizmin eşitlikçi ilkelerinin bağdaştırılması çabaları yalnız burada sözünü ettiğimiz belgelerde değil gazetelerde ve makalelerde de görülmektedir. 

15 Mayıs’ta Yozgat’ta çıkan ve bir anda büyüyen Çapanoğlu ayaklanmasının bastırılmasıyla görevlendirilen Çerkes Ethem’in isyanı bastırdıktan sonra dönüşünde Yeşil Ordu’ya katıldığı yazılmaktadır. Mustafa Kemal’in örgütün kapatılması yönündeki talebi de tam bu günlerdedir.  

George S. Harris, Türkiye’de Komünizmin Kaynakları, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1979, sf. 110   

 

Hükümet, kapatma kararını uygulamayan Yeşil Ordu Cemiyeti’ni etkisiz hale getirmek için ona alternatif, kendisinin bizzat örgütlediği ve Yeşil Ordu’nun tüm siyasal tezlerine sahip çıkan yeni bir parti hazırlığına bu günlerde başlamıştır. Bu parti, (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası’dır. 

Fethi Tevetoğlu’nun Yeşil Ordu’nun kapatıldığını söylediği 29 Eylül 1920 ile (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası’nın kurulduğu 18 Ekim 1920 günleri Yeşil Ordu Cemiyeti içinde yer alan kurucular, yöneticiler ve üyeleri için de yol ayrımı günleridir. 

Yeşil Ordu Cemiyeti lağvolunduktan sonra bu örgüt içinde yer alanların büyük bir bölümü (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası’na, bir kısmı Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’na gitmiştir. Bir bölümü ise sol ile ilişkisini kesecektir. 

Seyyare Yeni Dünya gazetesi, Resmi TKF’nın kurulduğu 18 Ekim 1920 tarihine kadar Yeşil Ordu Cemiyetinin yayın organı görevini sürdürmüş, Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kapanmasının ardından, gazetenin ‘imtiyaz sahibi Arif Oruç’, ‘Mesul Müdürü ve Başmuharriri Hakkı Behiç’ ve gazetenin finansörü Çerkes Ethem, hepsi birlikte (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası’na geçtikleri için gazete de (Resmi) TKF’nın yayın organı haline gelmiştir.

1920 yılının Ağustosunda yayına başlayan Seyyare Yeni Dünya gazetesinin yayın serüveni, ‘emekçi-halkçı’ bir eksenden, ‘burjuva-devletçi’ bir eksene kayarak, 1921 yılının ilk günlerinde sona ermiş,

Seyyare Yeni Dünya’nın matbaası, 2 Ocak 1921 tarihinde hükümet tarafından yıktırılmıştır.

(G. Harris, age., sf. 128)   

 

Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kapatılması 1920 yılı Eylül ayı sonu –veya Ekim ayı başında– olmuşsa da, hemen ardından kurulan ve bir anlamda onun bölünerek çoğalan parçaları sayılan (Resmi Komünist Fırkası, Hafi Komünist Partisi ve Halk İştirakiyun Fırkası) partilerinin yaşaması 3–3,5 ay sürmüştür. Yeşil Ordunun kapatılması için açılan mahkemeler tüm örgütlerin yargılandığı genel bir hesap sormaya dönüşmüştür. 

Yeşil Ordu davasının görüldüğü Ankara İstiklal Mahkemesi 1.10.1920 ile 31.7.1922 tarihleri arasında görev yaparak birçok önemli dava hakkında karar vermiştir. 

İstiklal Mahkemesi Başkanlığını İhsan Bey (Cebel-i Bereket / Osmaniye) yapmakta olup, Kılıç Ali Bey (Antep), Hüseyin Bey (Elaziz), Cevdet Bey (Kütahya) üye olarak görev yapmıştır.

İlginç bir ayrıntı; Komünistleri yargılayan mahkeme heyeti arasında bulunan Kılıç Ali Bey, (Resmi) Türkiye Komünist Fırkası yöneticileri arasında bulunmaktadır.

Rıdvan Akın, TBMM Devleti 1920 – 1923, İletişim Yayınları, İstanbul 2001, sf. 167

 

–Hafi– (Gizli) Türkiye Komünist Partisi

1920 yılının yaz aylarında Yeşil Ordu Cemiyeti’nin ardından Ankara ve Eskişehir merkezli olmak üzere kurulan partilerden bir diğeri (Hafi) –gizli– Türkiye Komünist Partisi olarak anılan oluşumdur. Bu partinin kuruluşu, yöneticileri, yayınları ve diğer faaliyetleri konusunda dağınık olan bilgiler yeni ortaya konulan belgelerle kısmen de olsa bilinebilir duruma gelmiştir.

Parti, Yeşil Ordu’nun kuruluşundan bir-iki ay sonra, -Yeşil Ordu- içinden ayrılan bir grup tarafından kurulmuştur.

(Hafi) Türkiye Komünist Partisi ile Bakü’de kurulan Mustafa Suphi’nin başkanı olduğu Türkiye Komünist Fırkası arasında dolaylı bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır.

Partinin kurucuları arasındaki üç isim diğerlerinden öne çıkmıştır.

Bunlar Şerif Manatov, Ziynetullah Nevşirvanov ve Baytar (Binbaşı) Salih Hacıoğlu’dur. 

Şerif Manatov, 1913’te Kazan Türkleri tarafından bir sağlık ekibiyle İstanbul’a gönderilmiş,    Moskova’da 1917’de Müslüman Komiserliği’nde Kazanlı Mollanur Vahidov ve yazar Alimcan İbrahimov gibi ünlü komünistlerle, Rusya’daki Müslümanların örgütlenmesi için çalışmış, 1918 Şubat sonu ve Mart başlarında Müslüman Komiserliği’ne gelen Mustafa Suphi ile çalışmış, Türkçe bilen bir komünisttir. 24 Mayıs 1920’de Başkırt Cumhuriyeti temsilcisi olarak Ankara’ya gelmiş Ankara’da ve Eskişehir’de komünizmi metheden konferanslar vermiş ve Fethi Tevetoğlu’na göre iyi dinleyici bulmuştur.

(Fethi Tevetoğlu, age., sf. 187 ve 477) ve (E. Akbulut-M. TunçayTürkiye Halk İştirakiyun Fırkası, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul 2007, Sf. 83)

 

Tatar bir köylü çocuğu olan Ziynetullah Nevşirvanov, Savaş öncesinde Türkiye’ye gelip İstanbul Üniversitesi’nde okumuştur. İlk sosyalist eğitimini Rusya’da Sosyalist Devrimciler (SR) arasında edinmiştir.

Ziynetullah Nevşirvanov, İstanbul’da Sosyal Demokrat Partisi üyesi olmuş ve Merkez Komitesi’ne üye seçilmiştir. İstanbul gazete ve dergilerinde Batı ve Doğu sosyalizmleri hakkında birçok yazısı çıkmıştır. 1920 Ağustosunda Anadolu’ya geçerek gizli TKP üyesi olmuş, Merkez Komitesi üyeliğine seçilmiştir. Gizli TKP’nin THİF’na dönüşmesinde rol oynamış, parti programını hazırlamıştır. 

Erden Akbulut-Mete Tunçay, age., Sf. 165

 

Cemile ve Rahime Hanım (oturanlar),

1920’de Hafi –gizli–TKP örgütü yöneticilerinden

bu iki “İslam Hanım” muhafazakâr

milletvekillerini öfkelendirmişti.

 

Ziynetullah Nevşirvanov, 1920 yılında İstanbul’da Tatar göçmeni bir ailenin kızı ve öğretmen olan Cemile Hanım’la evlenmiştir. Bu sırada İstanbul’a gelen Şerif Manatov’da hemşerisi ve yoldaşı Ziynetullah’ın evinde kalmıştır. 1920 yazında Ziynetullah Ankara’ya gelmiş ve Ankara Matbuat Müdürlüğünde çalışmaya başlamıştır. Ziynetullah Nevşirvanov 1922’de Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası davası nedeniyle girdiği hapisten çıktıktan sonra, Komintern’in 4. Kongresi için Moskova’ya gitmiş, giderken karısı ve baldızını da götürmüş, orada yerleşmiştir. (Baldızı) Rahime Hanım Bakü’de (TKF’nin temsilcisi olarak orada kalan) Kayserili İsmail Hakkı ile evlenmiştir. 

Mete Tunçay, Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler, Belge Yayınları, İstanbul 1982,  sf. 194                  

 

Üçüncü önemli kurucu Salih Hacıoğlu’dur. Hacıoğlu Salih’in Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kurulduğu sırada Nazım Bey’le tanıştığı ve Yeşil Ordu’nun Ankara örgütü yöneticileri arasında olduğu bilinmektedir. Ancak Salih Hacıoğlu’nun Yeşil Ordu’daki mücadele günleri uzun olmamıştır. Salih Hacıoğlu Yeşil Ordu’nun tamamı milletvekili ve eski İttihatçılardan meydana gelmiş yönetimini onaylamamış, hem de yeterince sol bulmadığı programından dolayı Ankara’da yeni bir parti girişiminde bulunmuştur.  

(Hafi) Türkiye Komünist Partisi’nin örgütlendiği koşullarda hâkim olan hava; Ankara’da Yeşil Ordu Cemiyeti’nin hem Meclis’te hem de Meclis dışında örgütlenme ve propaganda faaliyetini sürdürdüğü bir dönemdir.

Ancak komünist partisi için bunlardan farklı bir yapı düşünenler, bir araya gelmişler ve kısmen Yeşil Ordu’nun içinde kısmen dışında çalışmaya koyulmuşlardır.

Partinin Merkez-i Umumisi, Salih Hacıoğlu’nun verdiği bilgiye göre şu kişilerden oluşmaktadır:

Ahmet, Mustafa Hilmi, Ziynetullah Nevşirvanov, Şerif Manatov, Salih Hacıoğlu, Cemile Nevşirvanova (Ziynetullah’ın karısı), Fatma Salih Hacıoğlu (Salih’in karısı), Rahime (Cemile’nin kardeşi), Hüseyin Hüsnü’dür (Sovyet diplomat Upmal Angarski ile Rusya’dan gelmiştir).

Partinin Katib-i Umumisi Salih Hacıoğlu’dur.

Parti, gizli olarak kurulmuş, yasal olabilmek için herhangi bir başvuru yapmamıştır. Bunda dönemin bütün sol söylemine rağmen, hükümetin kendi kontrolü dışındaki alanlarda örgütlenmeyi dikkatle izlemesi neden sayılabilir. Nitekim partinin bir raporunda, ‘hükümet fırkanın mevcudiyetinden resmen haberdar değildir, bununla beraber fırkaya düşmandır’ denilmektedir.

Partinin kurulmasında Şerif Manatov’un oynadığı belirleyici rolün bir başka özelliği bulunmaktadır. Manatov’un Moskova’da Mustafa Suphi ile geçirdiği günler, Türkiye’deki partinin oradaki kuruluşa bağlanması, ya da Türkiye’ye dönecek Rusya’daki Türk komünistlerinin onlar dönmeden önce burada örgütsel bir hazırlığa yönelik olması akla yakındır. Bu düşüncenin dönemin zor koşulları da dikkate alındığında iyi işlemediği görülecektir. Ağustos ayında Bakü’den gelen Süleyman Sami’in Bakü Kongresi öncesi Ankara’yı ve Hafi Parti’yi ziyaret etmesi dışında Mustafa Suphi ve örgütü ile başka kayda değer bir ilişki kurulamamıştır. Bunun nedenleri ayrıca incelenmelidir, ancak Hafi Parti’nin kuruluşu, bütün bu siyasi kaynaşma ve ideolojik belirsizlik ortamında o zamanın Ankara’sında Yeşil Ordu’dan bağımsız ayrı bir örgütlenmenin başlangıcıdır.      

Yaklaşık altı aylık bir dönem faaliyet gösteren Hafi Parti,  bu dönemde gerçekleştirdiği çalışmalar çerçevesinde: 14 Temmuz 1920 tarihli ‘1 numaralı Beyanname, ‘Bolşevikler ve İttihatçılar’ ve ‘Eski Dünya Ne İdi Yeni Dünyada Neler Oluyor’ bildirisi gibi metinler yayımlamışlardır. 

Basılan parti yayınlarının Eskişehir ve Ankara çevresindeki köylere dağıtıldığı gibi ‘Ethem’in çetesine’ ve cepheye de gönderildiği belgelerinde yazılmıştır.   

Şerif Manatov ve Ziynetullah Nevşirvanov, III. Enternasyonal İkinci Kongresi’nin ‘Doğu Halklarına Çağrısı’ bildirisinin Yeni Dünya’da basılmasını sağlamışlardır. 

1920 yılı Haziranında hazırlanmaya başlayan parti programı o dönem Ankara’daki Sovyet diplomat Upmal Angarski’nin deyimiyle Rusya komünistlerinin programlarını büyük ölçüde taklit etmektedir. 

Parti’nin Umumi Nizamnamesi 25 maddeden, Muvakkat Umumi Talimatnamesi ise 24 maddeden oluşmaktadır. 

Erden Akbulut-Mete Tunçay, age., sf. 88-95 

 

Hafi TKP 1920 yılı Kasım-Aralık aylarında bir dizi sorunla karşılaşmıştır. Partinin önemli üyelerinden Şerif Manatov sınır dışı edilmiş, Eskişehir’deki Ethem’in Seyyare Yeni Dünya gazetesi Ankara’ya taşınmış, Ankara’da hükümetin Çerkes Ethem ve milis kuvvetlerini dağıtma politikası ağırlık kazanmaya başlamış, Mustafa Kemal ve yakın çevresi kendi denetimlerinde bir komünist fırkası kurmuşlar, Yeşil Ordu tamamen dağılmış ve Yeşil Ordu içindeki sol-milliyetçi mebusların büyük bölümü yeni kurulan bu resmi fırkaya girmişler, hükümet komünist politikanın yalnız kendisinin kurduğu parti kanalıyla yapılabileceğini, diğer faaliyetleri yasakladığını bildiren emirname çıkarmıştır.

Bu sırada Yeşil Ordu’nun (Resmi) TKF’na katılmayan Nazım Bey ve yakın çevresi ise örgütsüz kalmıştır.

Hafi TKP, ‘gizli’ kalmayı kitlelerle bağ kurmakta, geniş ve etkili propaganda yapmakta, örgütlenmekte büyük bir zafiyet olarak görmeye başladıktan ve hükümet resmi bir komünist partiyle inisiyatif aldıktan sonra; yasal bir parti olmaya karar vermiş ve Yeşil Ordu içinden gelen Nazım Bey çevresiyle birlikte Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nda birleşmiştir.

(Devam Edecek)

 

Hamit ERDEM

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Diğer Hamit ERDEM Yazıları
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.