AK PARTİ'Yİ BEKLEYEN TEHLİKE VE KOLAYCILIK

19 Aralık 2019 16:34 / 826 kez okundu!

 

 

Türkiye’de sağ siyasetin rotasını yeniden belirleyecek iki yeni siyasi harekâtın oluşturduğu yelpazenin etki alanını şimdilik ölçemiyoruz.

Nedeni?

Çünkü başkanlık sistemi fazlasıyla hassas bir terazi.

Merkez sağda benzer oluşum ve kopmalar her dönem yaşanırdı. Ancak ülkenin siyasi fotoğrafında geometrik bir değişim olamazdı.

Bu kez başkanlık seçimi ve yüzde 50+1 sistemi var. Başkanlık modeli farklı görüşlerden de olsa siyasi partileri birbirine bağımlı, ‘mecbur’ hale getirdi.

 

****

 

AK PARTİ’Yİ BEKLEYEN TEHLİKE VE KOLAYCILIK

 

Türkiye’de sağ siyasetin rotasını yeniden belirleyecek iki yeni siyasi harekâtın oluşturduğu yelpazenin etki alanını şimdilik ölçemiyoruz.

Nedeni?

Çünkü başkanlık sistemi fazlasıyla hassas bir terazi.

Merkez sağda benzer oluşum ve kopmalar her dönem yaşanırdı. Ancak ülkenin siyasi fotoğrafında geometrik bir değişim olamazdı.

Bu kez başkanlık seçimi ve yüzde 50+1 sistemi var. Başkanlık modeli farklı görüşlerden de olsa siyasi partileri birbirine bağımlı, ‘mecbur’ hale getirdi.

24 Haziran 2018 İttifak Seçim Sonuçlarına göre;

Cumhur İttifakı; %53,70 (26.900.096)

Millet İttifakı; %33,90 (17.013.340)

İttifak Dışı Partiler; %12,40 (6.216.983)

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise;

Cumhur İttifakı; %51,64. (23.978.262)

Millet İttifakı; %37,57 (17.443.229)

İttifak Dışı Partiler; 10,79 (5.010.255)

Veriler, Cumhur İttifakının genel seçimlerdeki yüzde 53,70 olan oy oranını yerel seçimlerde yüzde 51,64’e düşürdüğünü, Millet İttifakının oylarını yüzde 33,90’dan 37,57’ye yükseltmeyi başardığını gösteriyor.

Yerel seçimler genel seçimin tekrarından farksızdı. Bütün kampanyalar başkanlık sisteminin uygulamaları, Erdoğan düşmanlığı üzerinden yürütüldü.

Millet İttifakı 31 Mart yerel seçimlerinde tartışmasız bir başarı sağladı. Ak Parti aralarında Ankara ve İstanbul’un da olduğu 15 kenti kaybetti. Oysa bu kentleri 2014 seçimlerinde büyük farkla kazanmıştı.

Uzmanlar, anket şirketleri Babacan ve Davutoğlu’nun Ak Parti’de oluşturacağı siyasi hasarı, kopmaları yazarken, asıl meselenin partinin teşkilat, örgütlenme yapısında ve siyaset stratejisinde olduğunu pek dillendirmiyorlar.

AK Parti’de kitlesel kopmaları tetikleyecek siyasal zemin ve iklimi Ahmet Davutoğlu değil, Ali Babacan tarafından oluşturacağını şimdiden öngörmek zor gibi görünse de, bu sürecin Ak Parti’ye bir değişimi dayattığı da muteber tartışmalarından biridir.

Bütün bu öngörülemeyen risklere karşın AK Parti siyaset stratejisinde köklü bir değişikliğe gidebilecek mi?

Siyasal bilimcilere göre; Ak Parti’deki mevcut yapının siyasi manevra kabiliyetini yitirdiği, MHP’ye mecbur, ona bağımlı hale getirildiği ve yeni bir rota belirlemede, reformlar yapmada siyasi enerjisinin kalmadığı öne sürülüyor.

Bu görüşün nedeni ise;

Aradan 10 aylık bir süre geçmesine rağmen AK Parti teşkilatlarının/kadrolarının 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde aldığı sonuçları, seçmen davranışlarını, farklı sosyal ve siyasal grupların oylarını, oluşan ittifakları analiz etmekten, gerçeklerle yüzleşmekten kaçındığı izlenimi veriyor.

Örneğin; CHP’nin oluşturduğu tarihsel bloku dağıtmak yerine, onu güçlendirecek, siyasi ve sosyolojik açıdan besleyecek politikalarda hala ısrar edilmektedir.

Türkiye’de sosyal demokrasinin ve merkez sağın siyasal etkisini azaltan, Ak Parti’nin savunduğu temel değerlerin altını boşaltan, siyasi konjonktürün mimarlarının yaşadığı güç zehirlenmesi Ak Parti tabanını kaygılandırmaktadır. Ak Parti’nin elitleri 31 Mart yenilgisinden kendilerine fatura çıkarılmaması için bence sürekli topu taca atmaktadırlar.

Yerel seçimlerden sonra bazı kentleri dolaştım. Parti tabanındaki boşluk, belirsizlik, karamsarlık giderilmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti Düzce İl Kongresinde söylediği ‘siyaset boşluk kabul etmez’ sözüne rağmen parti tabanı şu anda boşlukta.

Anket şirketlerinin bütün verileri kararsız seçmen sayısının son 6 ayda hızla arttığına ilişkindir. Sağ siyasetteki sancının, derin ağrıların nedeni biliniyor ve tedavisi gayet açık, reçetesi parti yönetiminin cebindedir.

‘’AK Parti 14 Ağustos 2001 tarihli fabrika ayarlarına dönmek zorunda” diyenler hain ilan ediliyor.

Partiyi yönetenler ‘hatalarıyla yüzleşme/özeleştiri’ yapma gereksinimi duymuyorlar.

Muazzam bir toplumsal tabana sahip olan Ak Parti’nin (son 5 yılda) fikren oluşturduğu, çizgilerini, siyasal harekattaki konumunu net biçimde koruduğunu hangi siyasal bilimci söyleyebilir?

Bir başka önemli konu…

Lider odaklı siyasi hareketlerin kolaycılığı çok uzun soluklu olarak teşkilatları tembelleştirir ve siyasetten verimsiz/önemsiz hale getirir.

AK Parti’de aynen bunlar yaşanıyor.

Milletvekillerini, belediye başkanlarını genel merkez belirliyor. Toplumdaki karşılıklarının pek önemi olmuyor. il başkanları atanırken, meclis üyeleri, kadın kolları, gençlik kolları özetle yukardan aşağıya bütün birimler gerçek anlamda seçimle değil atamayla geldikleri için teşkilat doğal olarak işlevsiz kalıyor.

AK Parti bu kolaycılığı seçti. İl Başkanları, ilçe başkanları birer parti memuru formatında sadece genel merkeze bağlı, oradan gelecek talimatlara göre çalışıyorlar. Tabanın öncelikleri milletvekili ve bürokratların önceliklerinden çok sonra geliyor.

AK Parti kurmaylarının teşkilatları senkronize etmesinin asıl sonuçlarını önümüzdeki genel seçimlerde fazlasıyla hissedeceğiz. Kendi ilçe başkanını bile seçemeyen bir teşkilatta nasıl sinerji oluşturabilirsiniz?

Bir milletvekilinin tekeline zimmetlenen, onun siyasi geleceğine göre kurgulanan bir örgütlenmeden ne beklersiniz?

Bir şey daha….

Ak Parti asla örgüt olamadı. Teşkilat felsefesiyle çalıştı.

AK Parti’de siyasi hafızanın zayıflığı da işte bu yüzdendir. (Örgüt olamadığı içindir) Her gelen il başkanı, ya da yetkilendiren milletvekilleri birlikte yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirebiliyorlar. Milli Görüş kökenli partililer tasfiye edilirken, yerine konuşlandırılanların çoğunluğu avukat ve müteahhitlerden oluştu. Yeni versiyon siyasetçilerin mutlak gücü toplumsal değil, bireysel zenginleşmede aradıklarını kimse inkâr edemez.

Örneğin 'Bakara makara' diyerek AK Parti tabanının en nefret ettiği adam haline gelen bir siyasetçinin Prag’a Büyükelçi olmasını (partinin ilk üyelerinden biri olarak) hala sindirmedim. Bir yönetici de çıkıp bu kararın bizlerde oluşturduğu kırgınlığı ifade edemedi.

Çünkü hain ilan edilmek an meselesi.

Sokaktan doğan, gücünü Anadolu’dan alan, sokağı birer siyasi laboratuvar olarak kullanma beceresi gösteren AK Parti tekrarlanan İstanbul seçimlerindeki performansı, kullandığı dili, izlediği stratejinin ne öz eleştirisini yaptı, ne de sorumlulardan hesap soruldu.

Çünkü kolaycılığı seçti. Faturayı gizliden gizliye Erdoğan’a kestiler.

HDP’ye yönelik kullanılan dilin, sokaktaki sıradan muhafazakâr Ak Partili Kürtleri incitecek kadar sert olduğunu danışmanlar ordusu teşkilatın kulağına fısıldayamadı.

Bir bakanın, bürokratın onlarca lüks makam aracıyla Anadolu kasabalarında, yoksul kenar mahallerinde attıkları turları kaç partili sorguladı?

Yeni sermayenin birikim modelinin oluşturduğu derin tahribatın siyasetteki yansımaları, ayırt edici özellikleri bilimsel olarak ayrıca tartışılması gereken konuların başında geliyor.

AK Parti kurmayları genel seçimle yerel seçim arasında geçen 9 aylık sürede böylesine yüksek orandaki irtifa kaybını pek dillendirmediler. Bana göre araştırmadılar bile. Çünkü aynı hatalarda, politikalarda ve uygulamalarda ısrar edildiğini gördüğüm için bunu yazabiliyorum.

Özetle kimseden bunun hesabı sorulmadı. Çünkü muhasebesi yapılmadı.

Türk solunu güçlendirecek ne kadar malzeme varsa üretildi. Üretilmeye devam ediliyor…

Fabrikaların özelleştirilmesi, paralı yollar, köprüler, hastaneler, tartışmalı yargı kararları, en önemlisi adalete güven, işsizlik, Suriyeli sığınmacılar bir kıskaç harekâtı gibi Ak Parti’yi kuşatırken, aynı zamanda rahmetli Adnan Menderes’ten, Erbakan’dan, Özal’dan kalan siyasi mirasımızı korumada yetersiz kalınıyor.

Ak Parti’nin tarihini yeniden yazması gerekiyor.

İdeolojik motiflerle değil, gerçek demokrasiyle, insana, emeğe, çevreye saygıyla…

Tıpkı ilk kurulduğu günkü samimiyetle, heyecanla…

Türkiye’nin ve bütün Ortadoğu’nun istikrarı için, bu mazlum coğrafyaların bize ihtiyacı var.

 

Halit TUNÇ

19.12.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2019 01:51

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.