Açlık grevini aileler anlatıyor

17 Kasım 2012 12:21 / 1032 kez okundu!

 


Gönül İlhan, İzmir'de yakınları açlık grevindeki kadınlarla konuştu: Biz nasıl duralım, nasıl yemek yiyelim?


Cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerine dikkat çekmek için Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İzmir Kadın Meclisi'nin çağrısıyla bir araya gelen tutuklu ve hükümlü yakınları, dün Eski Sümerbank önünde toplanarak oturma eylemi yapmak istedi.

Burada oturmalarına polisin izin vermemesi üzerine kadınlar ağızlarına siyah bantlar bağlayarak, karşı sokakta oturma eylemi yaptı. Oğlu açlık grevinde olan Hampul Kaya, "Oğlum ölmesin. Niye bir şey yapılmıyor" dedikten sonra baygınlık geçirdi.

"Ölüme Değil Çözüme Destek Ol", "İçerde Tutsaklar Dışarıda İnsanlık Eriyor" yazılı beyaz giysi ve pankartlarla sessiz olarak sürdürülen oturma eylemini çevrede bulunan turistler de izledi ve fotoğrafladı.



"Onunla beraber ben de eriyorum"

Hatun Kaya: Oğlum İbrahim Halil Kaya, Buca Cezaevinde açlık grevinde. İki aydır görmüyorum. Ciğerim yanıyor. Ömrümün sonuna kadar oğlumun arkasındayım. Onların genç canları göz göre göre eriyor bitiyor. Ben sadece kendimi düşünmüyorum. Bu sorun çözülürse hem Kürt halkının hem Türk halkının sorunu çözülmüş olur. Dağdaki çocuklarımız da aynı, buradaki polisler askerler de aynı. Bunu çözebilirler. Zor değil.

Sultan Erkan: Ben evlat acısı çektim. Eşim cezaevinde. Bu ülkedeki insanların kendi haklarına kavuşması için ölüm gerekmiyor. Erdoğan'ın bunu anlayabilmesi için çocuğun açlık grevinde, dağda ya da askerde ölmesi gerekmiyor. Bu acıyı yüreğinde hissetmesi gerekiyor. Geçmişte olanlar eski başbakanların milletvekillerinin üstüne kara bir leke gibi yapışmış durumda. Aynı şeyleri Erdoğan'ın yaşamaması için bu olayı çözmesi gerekiyor.

Hazal Suncak: Oğlum 20 yıldır cezaevinde. İki aydır açlık grevinde. Kırklar cezaevinde. Hiçbir şekilde görüşemiyorum, görüşe çıkmıyorlar. Ne halde olduğunu bilmiyorum. Onunla beraber ben de eriyorum. Sadece dua ediyor, ağlıyorum. İçim dolu, hangi birini diyeyim. Ne askerdeki ne cezaevindeki ne de dağdaki evlatların ölmesini istiyoruz. Hiçbir annenin yüreğinin yanmasını istemiyoruz.



"Hükümete, insanlığa çağrımız"

Nusret Özrek: Serdar Taşkan'ın halasıyım, Zana Yatkın'ın teyzesiyim. Nevzat Koyutürk dayımın oğlu. Saymakla bitmiyor. Konuşamıyoruz artık, o kadar doluyuz ki. Yemiyoruz, içmiyoruz. Biz de zindanda gibiyiz. Bu hükümete, insanlığa çağrımızdır. Allah bizi Kürt olarak verdi. Ana dilimiz Kürttür. Annelerimiz, ablalarımız Türkçe bilmiyor. Mahkemelerden ağlayarak çıkıyoruz, bilinmeyen bir dil diyorlar, insan yerine konulmuyoruz. Biz hak etmemişiz bunları. Bu ülkeyi hep beraber kazanmışız.

Ayten Alkan: Ağabeyim 20 senedir Mardin'de yatıyordu. Şu an Şakran Cezaevine getirildi. Benim oğlum da iki senedir, Kırıklar Cezaevinde. Lise öğrencisiydi. Bir anne, bir abla olarak Emine Erdoğan'a sesleniyorum. Onun oğlu orda yatmış olsaydı, o ne yapardı? Biz nasıl duralım, nasıl yemek yiyelim. Nasıl vicdanınız el veriyor, yazık değil mi bu gençlere? Dağda ölen kimdir, askerde ölen kimdir? Bizim gibi fakir anaların çocuklarıdır. Yeter diyoruz. Barış olsun artık. Türk, Kürt, Çerkes, Laz bütün analara sesleniyorum.

---

Gönül İLHAN

16.11.2012

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.