NEREDE O ESKİ GÜZEL İZMİR?

10 Ekim 2018 09:18 / 342 kez okundu!

 

 

Geceleri İzmir körfezi pırlanta bir gerdanlık takmış gibi olur. Seyrine doyum olmaz. Güzel İzmir. Dillere destan İzmir. Uğruna yüzlerce insanın öldüğü İzmir. Şimdilerde kara bulutlar dolaşıyor üzerinde. O doymak bilmeyen şirketler bu güzelim kentimizi talan ediyorlar.

 

****

 

NEREDE O ESKİ GÜZEL İZMİR?

 

Geceleri İzmir körfezi pırlanta bir gerdanlık takmış gibi olur. Seyrine doyum olmaz. Güzel İzmir. Dillere destan İzmir. Uğruna yüzlerce insanın öldüğü İzmir. Şimdilerde kara bulutlar dolaşıyor üzerinde. O doymak bilmeyen şirketler bu güzelim kentimizi talan ediyorlar.

Özellikle 1999 Marmara depreminden sonra İstanbul’dan çok yoğun göç aldı İzmir. Bunlar daha çok varlıklı ve entelektüel kesimdi. Doğu Anadolu’daki zorunlu göç hareketleri ve köylülüğün bitirilmesi de İzmir’in çok göç almasına sebep oldu. Bu yüzden özellikle Yarımada  (Urla, Çeşme, Karaburun, Seferihisar) talan edildi. Ama Seferihisar’da hiç zeytin kesimi olmadı. Hatta sevgili Tunç başkan zeytinciliğe çok önem verdi ve zeytinciliği geliştirecek çok olumlu çalışmalar yaptı. En çok zeytin kesimi de Urla’da oldu. Urla’da çalıştığım için zeytin varlığını biliyorum. Tarımsal istatistik çalışmaları yaptım 2 yıl. Urla’daki tamamen ranta dayalı çarpık  vahşi yapılaşma ekolojik döngüyü bozdu bu bölgede. Bu gelişmelerden sonra yeni yapılan İstanbul-İzmir karayoluyla bağlantılı ve Yarımada’ya daha rahat ulaşım sağlamak için şimdide körfez geçiş projesi için çalışmalar yapılıyor. Bu geçiş projesinin Karşıyaka’daki başlangıcında dünyada metropolde bulunan tek kuş cenneti yer alıyor. Yani bu projeyle o büyük kuş cenneti yok olacak. Sonra uzmanlar İzmir Deprem bölgesi olduğu için bu geçişin çok riskli olduğunu vurguluyorlar. Körfez geçiş projesiyle ilgili davalar açıldı. Hukuki süreç devam ediyor.

Diğer bir konu İstanbul’da ki şirketler İzmir’e taşınıyor. İzmir’i küçük İstanbul yapmak istiyorlar. İzmir’de işsizlik hat safhada olduğu için ucuz iş gücünden yaralanıyorlar. İstanbul’dan taşınan büyük bir sigorta şirketinde benim kızım da çalışıyor. Tamamen genç dinamik pırıl pırıl gençlerden oluşan ve eğitim seviyeleri yüksek gençler asgari ücretle emekleri sömürülerek köle gibi çalıştırılıyorlar.

Bu şirketlerin taşınması dolayısıyla İzmir’de gökdelenler yükselmeye başladı büyük bir hızla. Özellikle Bayraklı bölgesinde birçok gökdelen ucube gibi yer almaya başladı. O eski güzel İzmir hızla yok olmaya başlıyor artık.

Şimdi gelelim en can alıcı konuya. İzmir’in Aliağa ilçesindeki binlerce işletmenin olduğu ve ayrıca termik santraller bulunduğu için çok yoğun bir kimyasal kirlilik var. Hava ve deniz kirliliği yeraltı sularının kirlenmesi bu bölgede ekolojik döngüyü geri dönüşümsüz bozuyor.

Aliağa, İzmir’e 62 km. uzaklıkta. Nüfusu 81 bin. Oradaki kirlilik İzmir’e ulaşıyor ve ciddi bir şekilde bu büyük kenti tehdit ediyor. Havadaki kirlilik Yarımadadaki tarımsal faaliyetleri de çok olumsuz etkiliyor. Gemi söküm işletmelerinden dolayı deniz kirliliği hat safhada Aliağa’da. Türkiye dünyanın 2. Büyük gemi söküm işletmelerinin olduğu ülke. Yani dünyanın çok tehlikeli çöplük gemilerini biz söküp yan sanayide kullanıyoruz. Uzmanlar bu işlemin ekonomik getirisin de iyi olmadığını söylüyorlar. Burada sadece çok uluslu şirketler kazanıyor.

Ayrıca gemi söküm işleri eski tekniklerle (Özel havuzlarda havuzlar da söküm yapılmalıymış) yapılıyor ve çevreyi hat safhada kirletiyorlar. Bölgede yaptığımız incelemede havadaki yoğun kirliliğe tanık olduk.

Foça Çevre ve Kültür Platformu dönem sözcüsü Bahadır Doğutürk’ten aldığım bilgiye göre, Aliağa bölgesinde irili ufaklı 3000 kadar işletme bulunuyor. Bunların 200’e yakını çok ciddi kirletici ve endüstri tesisi olarak faaliyet gösteriyorlar. Bir rafineri yıllardır faaliyet gösteriyormuş, o yetmediği gibi ikincisi de yapılmış.

Petrokimya tesisleri, tehlikeli gemi söküm tesisleri, lpg dolum tesisleri ve depoları, Ing ve ng tesis ve depoları, limanlar, ithal ve yerli hurda depoları, ithal kömür depoları, kimyasal gübre fabrikaları, boya sanayii, haddehaneler,  ark ocaklı demir çelik tesisleri, kağıt ve selüloz sanayi tesisleri, tehlikeli atık yakma, ng termik santralleri, bazalt ocakları, demir çelik yan ürünleri, Foça ormanlarına dökülen cüruf, tufal ve baca tozları, hukuksuz çalışan kömürlü termik santral, petrokoklu termik santral girişimleri için özel proje alanı. Kısaca çevresel kirlilik yönünden kritik eşiklerin aşıldığı sahipsiz bir bölge burası diyor Bahadır Doğutürk.

Ege Çevre Platformu gönüllüsü ve yıllardır doğa için açtığı davalarla büyük bir mücadele veren Avukat Ali Cangı da 1990’dan beri hukuki sürecin devam ettiğini söyledi. Birçok dava açıp kazandıklarını aynı yer için tekrar tekrar dava açmak zorunda kaldıklarını ve mücadelelerinin devam edeceğini vurguladı.

Aliağa’daki tesislerin ekonomik getirisinin önemsiz olduğunu belirtiyor uzmanlar. Dünyanın çöplük gemilerini almamız ve ekolojik döngüye zarar vereceğini bile bile söküm işlerinin yapılması çok vahimdir. Yine Ekolojik döngüye çok zarar veren ve başka ülkelerin ihtiyacı için demir çelik üretmemiz çok anlamsız. Bu tesislerde kullanılan enerji üretilirken çevre kirleniyor. O enerjiyle bu işletmeler çalışırken ikinci kez çevre kirleniyor. 4 milyon 300 bin nüfusuyla bu büyük kentin geleceği Aliağa yüzünden tehlikede. Bu çok önemli.

Bütün bunlar kapitalizmin canavar şirketlerinin politikalarının sonuçları. Ama artık buna dur demeliyiz. İnsanların sağlıklı ortamda yaşamaları bir haktır. Yine doğanında hakları vardır. Bu dünya sadece bizim değil. Onu yok etmeye hakkımız yok.

Bütün duyarlı doğa ve insan dostları dayanışma içerisinde güç birliği yaparsak; ülkemizin çöplük gibi kullanılmasına ve ekolojik döngünün geri dönüşümsüz bozulmasına dur diyebiliriz. Bu mümkün. Yeter ki inanalım ve bir araya gelip yaşama geçirelim düşüncelerimizi.

Türkiye’de örgütlenmede çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Artık şu hastalık derecesindeki egolardan vazgeçelim ve gerçekleri görerek aynı amaç doğrultusunda birlikte mücadele edelim. Başka kurtuluşumuz yok.

Bu anlamda birçok bileşenin olduğu “İzmir’e Sahip Çık Platformu" kuruldu. Bu güzel bir gelişme. Ancak geç kalmış bir örgütlenme İzmir için. Umarım bu birliktelik sorun yaşamaz örgütlenme açısından.

Bir araya gelerek suların tamamen özelleşmesini sağlayan yasa tasarısına dur diyemedik ve Türkiye’ ki bütün sular özelleşerek şirketlere devredildi. Düşünün sokaktaki çeşmelere bile şirketlerin el koyduğunu çok zor durumda olduklarını söylüyor köylüler. Gelecekte tohum ve su savaşlarını olacağı öngörüsü hayal değildir. Bu yüzden sularımızın tamamının şirketlerin eline geçmesi çok vahim bir durumdur. Yine de sularımız geri almamız mümkün olabilir. Güç birliği yaparsak. Ama özde güç birliği yapmalıyız. Sözde sadece kağıt üzerinde kalmamalı. Yaşama geçmeli birliktelik. Ben her şeye rağmen umudumu hiç yitirmiyorum. Bir gün mutlaka güzel insanlık kazanacaktır.

Sevgilerimle…

 

Göknur YUMUŞAK

06.10.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.