Kendi paramızla her gün zehirleniyoruz, farkında mısınız?

16 Mart 2016 21:39 / 1585 kez okundu!

 

 

Meslek yaşamım boyunca alanda çok fazla ve bilinçsizce tarımsal ilaç kullanıldığına tanık oldum. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinde seralarda çok fazla pestisit (tarımsal ilaç) kullanılıyor. Açık alanlarda ve meyve bahçelerinde de durum farklı değil. Elmaların , şeftalilerin analiz edilmeden kokularından bile ilaçlı olduğunu anlamak mümkün. 

İlaç bayilerinin açılmasıyla ilgili hiçbir sınırlama yok. Örneğin seraların yoğun olduğu Antalya’nın Kumluca ilçesinde çok fazla tarımsal ilaç bayii var. Şehir bilim kurgu  filmlerindeki gibi ürkütücü. Adım başı ilaç bayii görüyorsunuz. İlçedeki bu durumu gördüğümde adeta oradan kaçarcasına uzaklaştım.

Bu bayilerde satılan çok zehirli grubunda ki bir çok ilaç hiçbir önlem alınmadan kurallara uyulmadan  rahatlıkla çok fazla oranlarda ve sıklıkta üretimde kullanılabiliyor. Bu ürünler ilaç kullanımından birkaç gün sonra pazarlanabiliyor. Ürünlerin üzerinde tahlil etmeden bile bu kalıntıları görmek mümkün.

Ülkemizde her yıl tonlarca zehir çiftçiler tarafından rastgele kullanılıyor. Bir çok çiftçi ise kendi ev tüketimi için özel üretim yapıyor. Çünkü zehirli ürün yetiştirdiğinin farkında. Her meslekte olduğu gibi ilaç satan işletmelerde de etik olmayan ekonomik kaygıların öncelikli olduğu bir ticari işleyişi zaman zaman görmek mümkün .

Herhangi bir pazardan ya da seradan bir ürün alınarak tahlil yapıldığında bir çok çeşit pestisit kalıntısı bulunduğu görülebilir.

Örneğin Akdeniz Üniversitesi Gıda Güvenliği ve Tarımsal araştırma Merkezi  tarafından yapılan araştırma; tükettiğimiz gıdaların bedelini sadece paramızla değil sağlığımızla da ödediğimizi göstermiştir.

Araştırma sonuçlarına göre 2014 yılında semt pazarlarından tesadüfi olarak toplanan ve en çok tüketilen domates, kabak, portakal gibi ürünler laboratuvarda pestisit analizine tabi tutulmuş ve maksimum kalıntı değerlerini aşan sebze ve meyve oranı % 25 olarak bulunmuştur. Bu limitleri aşan meyve ve sebze resmi kuruluşlarca tüketilemez kabul edilmektedir. Ayrıca araştırmada analiz edilen örneklerin % 85’inde birden çok pestisit kalıntısı tespit edilmiştir. Bazı ürünlerde sayıları 13’e kadar çıkan pestisit kalıntısı tespit edilmiştir.

Tarımsal ilaç kalıntılarından kurtulmak mümkün değil. Organik üretim yetersiz ve ürünler çok pahalı. Yani lüks tüketime giriyor. Bu ürünleri çok küçük bir kesim tüketebiliyor ancak. Milyonlarca insan ne yazık ki zehir kalıntısı bulunan ürünleri tüketmek zorunda kalıyor.

Yaşamak için beslenmeliyiz. Kanser olmamak için de yeterince meyve ve sebze tüketmemizi öneriyor konuyla ilgili uzmanlar. Ancak biliyoruz ki; tükettiğimiz meyve ve sebzeler  kalıntı içerdiği için bir çok kanser türüne sebep olabiliyor. İşte tüketiciler bu kıskaç içerisinde yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu günkü koşullarda onları bu kıskaçtan kurtarmak mümkün değil. Bu koşullarda temel bir insan hakkı olan sağlıklı gıdaya ulaşmak için bir reçete yok maalesef.

Pestisit kalıntısı bulunan ürünleri sirkeli suyla yıkamak, haşlamak zehirleri yok etmiyor. Sistemik dediğimiz ve sulama suyuna katılan ve bitkinin damarlarına verilen ilaçları yok etmek imkansız.

Bu yaşamsal sorunla ilgili yapılacak pek çok çalışma var. Örneğin öncelikle il merkezlerindeki meyve sebze hallerine tahlil laboratuvarı kurulabilir. Ürünlerinde kalıntı bulunmayan çiftçilere destekleme pirimi ödenebilir. Çiftçiler ve bayiler periyodik eğitimlerden geçirilebilir. İlaç kullanımına kısıtlama getirilebilir. Bu konuyla ilgili ilaç bayilerine ve çiftçilere yeni yaptırımlar uygulanabilir. Kurallara uymayan çiftçilere ve bayilere uygulanan yaptırımlar ağırlaştırılabilir. Bunlara benzer pek çok önlem alınabilir düzenlemeler çalışmalar yapılabilir. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Ülkemiz çok uluslu dev ilaç şirketleri için iyi bir Pazar oluşturuyor. Alternatif yöntemler ve düzenlemelerle buna dur denilebilir. Alternatif yöntem olarak biyolojik mücadele ve evsel ilaçlar yaygınlaşabilir.

Her gün milyonlarca insanın; özellikle masum bebeklerin çocukların yani gelecek nesillerimizin zehirlendiği bilmek ben insanım diyene çok ağır geliyor. 

Yıllardır bu sorunla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Akdeniz Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü eski müdür yardımcısı Bülent Şık ve bir grup doğa, insan dostu arkadaş bu sorunu kendimize dert edindik. Farkındalık yaratmaya tüketicileri bilgilendirmeye çalışıyoruz .

Paneller köy toplantıları TV programları  gazete yazıları vs. olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.. Bu yaşamsal sorunla ilgili ben öykü bile yazdım farkındalık yaratmak adına. Dr. Füsun Tezcan arkadaşımız ev yapımı ilaçlar kitabını yazdı. Bu reçetelerin hepsi doğal ve kalıntı içermiyor. Soğan sarımsak biber  çeşitli otlarla vs. bu ilaçları yapmak mümkün. Bu evsel ilaçların sağlığımıza hiç bir zararlı etkisi de yok. Büyük alanlarda bile kullanılabilir. Kolayca hazırlanabilir. Bu bağlamda çalışmalarımız devam edecek.

Bir imza kampanyası başlattık. Öncelikle hallerde kalıntı analiz laboratuvarı kurulmasını talep ediyoruz. Her gün hepimiz kendi paramızla farkında olmadan düzenli olarak zehirleniyoruz. Bu yaşamsal soruna karşı tek seçeneğimiz  güç birliği yapmak. İmza kampanyasının yaygınlaştırılması tüketicileri bilinçlendirecek ve bu anlamda farkındalık yaratacaktır. Çünkü medyada çıkan haberler ve oralarda konuşan akademisyen ler yanlış yorumlarda bulunuyor ve tüketicileri yanlış yönlendiriyorlar. Örneğin 13 .3.2016 tarihinde CNN Türk‘te sabah kuşağı ’Kanseri Yenmek’ programında Prof. Dr. Süleyman Dinçer yanlış bilgiler verdi. Örneğin kanserden korunmak için tombul tavuk alınmamasını; küçük tavukların tüketilmesini önerdi. Oysa biliyoruz ki küçük tavuk piliçtir gelişmemesini tamamlamamıştır; bu onun zararsız olduğunu göstermez. Bunu duyan tüketiciler ekonomileri için küçük tavukları tüketime sunabilirler. Yine meyvelerin kabukları soyulduğunda zehirlerin yok olacağını belirtti. Oysa biliyoruz ki sistemik zehirler vardır ve bunlar sulama suyuyla bitkinin gövdesine, sistemine yani damarlarına oradan da  meyvelerin içine nüfus eder. Kesinlikle yıkamayla yok olmaz. Bu yanlış bilgiler halkın sağlığını ciddi olarak tehdit edebilir. Zehirler le ilgili Bülent Şık hoca ve tavuklarda ki zararlı maddelerle ilgili Yavuz Dizdar hoca bir çok araştırma yapmıştır .Bu araştırmalar gerçekleri kanıtlamaktadır.

Bu imzalarla ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını ve belediyeleri bu yaşamsal sorunla ilgili gerekli önlemleri almalarını ve düzenlemeleri yapmalarını talep edeceğiz.

https://www.change.org/p/zehirli-sebze-ve-meyve-istemiyoruz-belediyeler-hallerde-laboratuvar-kursun

Bu web adresine tıklayarak sayfaya girip imzalayabilirsiniz. İmzaladığınızda, facebook, twitter veya e-mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşırsanız seviniriz.

Tüm duyarlı insanlardan kampanyamızı desteklemelerini bekliyoruz.

Sağlıklı günler dileyemiyorum. Çünkü bu koşullarda sağlıklı beslenmemiz pek mümkün değil.

 

Göknur YAZICI

14.03.2016

 

Son Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2016 21:58

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.