Bilge Zeytinin Gözyaşları

26 Şubat 2013 15:39 / 3344 kez okundu!

 


O bir vardı bir yoktu.
Hem vardı hem yoktu.
Hem katıktı, hem ilaçtı.
Her şeydi. Ama hiç bir şeydi.
Tek başına bir dünyaydı ama hiç var olmamıştı.


***

BİLGE ZEYTİNİN GÖZYAŞLARI



Büyüklere masallar: 1

Bir varmış bir yokmuş. Büyük bir şehirde çok zengin bir semt varmış. Burada evler çok pahalıymış. Fiyatını duyanların dudakları şak diye ikiye ayrılır uçuklarmış. Şehrin diğer semtlerinde neredeyse hiç ağaç olmadığı için burası zengin sayılırmış. Öyle ya birkaç çocuk parkı, parklarda tek tük ağaçları varmış. Bir de askeri kurumlar burada olduğundan ormanlar ve diğer ağaçlar kanunlar gereği katledilip lüks evler yapılamıyormuş.

- Ah bu kanunlar. Şehrin denize nazır en güzel yeri öyle askeriye falan derken bom boş bekliyor. Oraya ne şaheserler yapılır yapılır da ne güzel paralara tüm dünyaya satılır, diye iç geçirenler varmış.

Neyse biz masalımıza dönelim.

Bu semtin bir mahallesinde yaşlıların oturduğu evler varmış. Orada yaşlananlar bir arada mutlu olarak yaşarlarmış. İşte bu evlere giden yolda eski son durakta çok yaşlı en az 150 yaşında zavallı bir bilge zeytin güya yaşıyormuş. Bu yarımada da bunlara ‘Gavurdan Kalma’ derlermiş. Aslında onlar ‘Giden Dostlardan’ kalmaymış. Yeni yerleşen dostlara bırakılan çok değerli çok özel birer armağanlarmış.

Bu bilge zeytin günlerdir ağlıyormuş. Gözyaşları sel olmuş denize ulaşmış. Gözyaşları denize doğru yol alırken böcekler kuşlar çiçekler yani herkes görmüş. Çok üzülmüşler.

- Bu bilge zeytin niye ağlıyor? İnsanlar gene ne yaptılar? Zavallı günlerdir ağladığına göre çok üzülmüş yıkılmış depresyona girmiş belli. Yazık böyle bilge bir zeytine hem de, zeytine bu yapılır mı diye konuşuyorlarmış. Doğa dostu uğurböceğini onunla konuşmaya göndermişler. Böcek uçarken bazen bitkilere konup zararlı yaprak bitlerini yiyerek yol alıyormuş. O bitleri yiyor, çiftçiler zehir atmıyor ve hiçbir şey hiç kimse zehirlenmiyormuş. İşte minik cennet böceği boyundan büyük işler yapıyormuş doğa için. Ee boşuna doğa dostu böcekler sınıfında değilmiş belli ki. Minik böcek gelip bilge zeytine konmuş.

- Merhaba dede . Ne oldu neden böyle günlerdir ağlıyorsun. Hepimiz çok üzüldük. Sen ve akrabaların kadar başka hangi ağaç var insanlara bu kadar hediye veren. Sizin ne kötülüğünüz oldu şu dünyaya, vallahi çıkamadık bu işin içinden, anlat dede belki biraz rahatlarsın. Paylaş acılarını. Biz dostuz, bizim aramızda düşmanlık yok, bunu hep sen söylerdin.

Bilge zeytin gözyaşlarını sildi zor yetişen dallarıyla.

- Hoş geldin ne var ne yok, dedi.

- Kötü dede çok kötü. Artık bebekler çocuklar bile kanser oluyor, dedi. Daha sonra bilge zeytin yutkunarak anlatmaya başladı:

-Biz buranın çok eski sahipleriydik bir zamanlar. Buradan kervan geçmez kuş uçmazdı. Buralarda çok kalabalık çoluk çocuk mutlu yaşardık. Sonraları çoğumuzu kestiler yerimize kocaman devden evler yaptılar. İşte böyle yol kenarlarında parklarda tek tük durumdayız. Beni de önce yalnız bıraktılar. Tek başıma kaldım öylece. Sonra kabaklama budadılar. Ben, iyi oldu dallarım gençleşecek, diye sevindim. O bahar tüm gücümle sürgünlerimi fışkırttım. Görenler hayran kaldı. Kuşlar misafirim oldu. Börtü böcek hatırımı sordu. Gölgemde serinledi otobüs bekleyenler. Meyvelerimi fakir fukara, kağıt toplayanlar alıp katık ettiler ekmeklerine. Ama sonra olanlar oldu. Arka tarafa açılan dükkanlar bana hiç rahat vermedi. Gelen geçen onları görmüyor diye beni düşman bellediler. O canım dallarımı teker teker kestiler. Yetmedi son gelenler canımı yaka yaka beni bağırta bağırta dallarımı yine kopardılar. O güzelim sürgünlerimi çöpe attılar. İşte görüyorsun, şu halime bak. Ucube gibi bir şey kaldım. Zeytinden başka her şeye benziyorum. Yakında şu kalan 2-3 dalımı da kopartıp yerine reklam levhası asacaklar biliyorum. Kuşlar konmuyor dalıma. Böcekler uğramıyor.Yapayalnız, kimsesiz kaldım. Keşke bu kadar yaşayan bir canlı olmasaydım. Keşke beni de öldürselerdi de bu zulmü bana yaşatmasalardı. Düşüne düşüne kafayı yedim. 150 yıllık ömrümde kimseye hiçbir kötülük yapmadım. Hep verdim, hep verdim. Tek istediğim birazcık sevgi, birazcık saygı. Bak biraz ileride teyzemin torunu var, o çocuk parkında, yolun solunda. Onu da ortadan ikiye bölerek ucube gibi bırakacak şekilde budadılar. Neymiş, yaprakları meyveleri yola dökülüp yolu kirletiyormuş. Biz her dem yapraklı ağaçlardanız. Sene de birde meyve veririz. Nereyi kirletmişiz anlamıyorum. Kalan tek tük akrabalar da perperişan. Bu koca şehirde ne çok bu işin ehli budamacı bilgeler, ne çok okul kurum falan filan vardır kim bilir. Belediyelerde çok çalışanlar var ben hep görüyorum. Bu yollarda habire koca makinalar çalışıyor. İşleri hiç bitmiyor.

Bilge zeytin biraz soluklandı. Yaşlılık, nefesi kesiliyordu. Sonra devam etti konuşmaya.

- Bak işte Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi'nin önünde de bir akrabam var. Git onu bir gör. Bak ne kadar mutlu. Gelen geçen konuklar hayran kalıyor. Herkes çoluk çocuk tanışıyor fotoğraf çektiriyor. Belki onu dikenlerin torunları gelip onunla selamlaşıyorlar. Börtü böcek üzerinde konaklıyorlar. Göçmen kuşlar dallarına saklanıp şarkılar söylüyorlar. Hem içeride hem dışarıda herkes beraber şarkılar söylüyor o kültür merkezinde.

Peki, benim ne suçum var. Niye bana bunları yaşatıyorlar? Şu kadar ömrümde bu insanları anlayamadım daha da anlayamam. Ben bu düğümü de çözemem. Uğurböceği çok şaşırdı. O bilge bir zeytindi. Şimdiye kadar her düğümü o çözmüştü. Neden bu düğümü çözememiş diye noktalı bedenini sağa sola çevirip düşündü. Kafası karmakarışık, şaşkın şaşkın:

- Ne olur üzülme bu kadar, biz seni çok seviyoruz. Yeter ağladığın. Yollar aşındı gözyaşınla. Bak bizi de ağlatıyorsun, hadi hoşça kal dede yine görüşürüz, dedi . Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyor kendini zor tutuyordu. Doyasıya ağlamak için hemen uçup gözden kayboldu.

Yaşlı bilge zeytin tekrar hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Onu gören gökyüzü yağmur yağdırdı, ağıdına katıldı. Güneş arada çıkarak saygıyla selamladı. Rüzgar nefes verdi. Cümle alem acısını paylaştı. Ama elleri kolları bağlı sadece görerek dinleyerek paylaştılar. Kimse onu baştan yaratamadı. Kanayan yaralarını iyileştiremedi. Kimse ondan özür dilemedi. Çünkü o çok işlek, kalabalık yolda, kimse onu görmedi.

O bir vardı bir yoktu.

Hem vardı hem yoktu.

Hem katıktı, hem ilaçtı.

Her şeydi. Ama hiç bir şeydi.

Tek başına bir dünyaydı ama hiç var olmamıştı.


Göknur Yumuşak YAZICI

02.01.2013, İzmir


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
11 Kasım 2014 18:20

Merih Yücel

Yeni yasaları, keşke doğaya saygı duyanlar, yaşamı savunanlar yazabilse; keşke doğayı merkeze koyarak, insanın da onun bir parçası olduğuna inananlar ülkeyi yönetebilse, ne kadar güzel olurdu.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.