Bozuluyorum… Delleniyorum…

22 Nisan 2009 12:31 / 1676 kez okundu!

 


Gelmezse yazacak hiçbir şey aklına. Vur klavyenin tuşlarına. Hem dellenirsin. Hem rahatlarsın.
Aztek’lerin ne işi var anfora arar Ege’de? Albany’nin 140 mil kuzeyinde deprem olursa bunda Anibal’in suçu mu var? Yok tabii! Ama sen suçlusun. Ocak’ta dünyaya gelmekle. Tutankamon, esirlerine kırık eşek tırnağı dağıtmış. Bu yaptığının Brüksel fuarını rüzgardan alt üst ettiğini bilmiyor mu? Biliyor hem de bal gibi biliyor! İş bilmekle bitmez ki.

Şimon Perez, haşmetli Windsor düküne kestane fişeği yolladığında yer yerinden oynamamış mıydı? Hayır, oynamamıştı! Elbet Tanrı şakayıkları yaratırken bunların kareköklerini izdüşümlerle vermişti. Yoksa ne yapardık kıçtan takma motorlar olmasa? Yanmıştık! Bir de şunun dediğine bakın: Mozart, 110 engellinin son engelinde garsondan midye tava istemiş. Daha neler!

Alem, malem ama insanoğlu bir hoş doğrusu. Bazen akıllı uslu şeyler de söylüyor. Mesela ben çok akıllıyımdır. Geçenlerde pazara çıkardım aklımı. Alıcı yok. Meğerse onlarda da varmış. İhtiyaçları yokmuş. O zaman size “apraskul” satayım dedim. İlgilendiler. Halbuki onu daha icat etmemiştim. Akıl işte. Acaba dedim. Başka bir şey mi icat etsem. Mesela kalemtraş. Yok onu Hz. Musa bulmuştu. Kastanyetleri icat etsem. Olmaz. Hindikuş kralı kızar sonra. En iyisi ben kendimi icat edeyim. Oh oh. Bak bunu iyi buldum. Şimdi, kendimi icat ederken önce “kurulları” toplayayım. Sonra Alcatraz’dan demir parmaklık alayım. Beyrut ağaçkakanı da kattım mı ben, ben olurum. Artık asfalt yollarda buzların altına kum döşeyebilirim, hatta, salıncakları sallamayabilirim. Oh be! Anasanı satayım. Ne şu ne bu! Şimdi artık icat edilmiş bulunmaktayım.

Kendimi icat ettim. Bana ne samanyolundan? X ötesi ışınlar yoğurtlu patlıcandan hızlı gidermiş. Al bir tane daha! Bunlar deli galiba. Ulan ne güzeldi dünya kendimi icat etmeden önce. Akıllı akıllı işler yapardık. Otur derlerdi otururduk. Yapma derlerdi yapmazdık. Çalış derlerdi çalışırdık. Bunları bunları öğren yap. Bunları bunları. Devedikeni gibi geçinirdik. Ne bileyim. Savaş vardı. Aşk vardı. Nohut vardı. Tuttu Sirakuzalı biri yazıyı icat etti. Sonra uygarlığı icat ettiler. Bir de sulu tarım diye bir şey buldular. Sanki bu kadar mutluluk yetmezmiş gibi. Ama. Ama bir de aması varmış bu işin. İnsan uygar ola ola bir gün en uygar olacakmış. Bu süreç altı aymış. Altı ay sonsuzmuş. Eh bu işe aklım yattı. Yedi ay sürerse ben yine eski halime dönerim. Dağların üstündeki bulutları toplar sepete koyarım. İnsanları severim. Aptalları severim. Kuşu, tomurcuğu severim.

Ama yine de bozuluyorum işte. Dünya bozuk. Ben de bozulurum. Herkes herkese bozuluyor. Herkes nasıl da birbirine bozuluyor. Bozulmadan edemiyoruz. Habil Kabil’e bir bozulmuş o bozuluş. Adem de Havva’ya bozulmuş muydu acaba bilemiyorum.

Habil, Kabil’e bozulunca onu öldürmüş. İlk cinayet diyorlar. Kadın yüzünden diyorlar. Kimbilir nasıl bozulmuş. Ramses Musa’ya. Niye bozuluyorsun kardeşim. Niyesi yok. Ramses “Ra” der Musa da “Yahve” derse bozulunur. Önemli bir neden. Mamut bacağını ateşte közlerken fazla yaktı diye karısı Rengstinyo’ya kimbilir ne kadar bozulduydu Bamkarçuk. Ve Mustafa İsa’ya, İsa Musa’ya bozulduğu için dökülmedi mi bunca kan. Başpiskopos İmmanuel Kardinal 1. dö la Bilmemne’ye bozulunca kardinal sizlere ömür. Yezid de Hasan, Hüseyin’e, Timur Beyazıd’a, Attila Wilhelm’e, Kanuni Fransuva’ya, Fatih Konstantin’e, Mao Çan Kay Şek’e, Brütüs Sezar’a, Hasan Yavuz’a, Yavuz Rüknettin’e, Kleopatra Antonyüs’e, Bonapart Nelson’a, Barbaros Dorya’ya.

Bozum bozum bozulursunuz inşallah. Sanık savcıya, işçi patrona, patron işçiye, işçi burjuvaya, dindar dinsize, dinsiz dindara, kilise camiye, cami havraya, Hitler Stalin’e, Ermeni Türk’e, Türk Yunan’a, Yunan Türk’e, Kürt Türk’e, Türk Arap’a, Arap Yahudi’ye. Bozum da bozum. Zenci beyaza, seyirci hakeme, artist yönetmene, İrlandalı İngiliz’e, davul zurnaya, tüketici aracıya, öğretmen öğrenciye, amir memura, fırıncı uncuya, polis hırsıza, mükellef vergi memuruna, Ali Veli’ye, Mübeccel Mebrure’ye bozuk ki bozuk.

Bu yapılır mı? Yapılır mı? Tabii bozulurum. Nasıl bozulmayayım? Peki bozulmadan yapsak işleri? Bozulmadan mı? Evet! Olur mu ama ben insanım. Evet! Pardon! Haklısınız. Biz insanız.

22.04.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
08 Temmuz 2010 12:20

Nurten Düzkantar

Bu bozulmalara, dellenmelere imrenmemek elde değil ..harika yazmışsın bileğine sağlık..sevgiler..
29 Nisan 2009 18:43

deepblueeagle

evet. arada bir dellenmek de gerekiyor. bozulmak, kızmak. biraz stress yani. bir miktar stress iyi bir şey. insanı ileriye götürüyor. yani olumlu stress. yıkıcı olanı değil. böylelikle çıta tükselebilir gerçekten de. herşeyi olduğu gibi kabul etmekle ilerleme olmuyor. belki biz aydın olmaya çalışanlar böyle biraz muhalif olmalı. ama akılcı olanı. duygusal değil. küçük burjuva duyarlılığı değil. doğruyu görmek ve uygulamak zor. aydın olmayı bırakalım, insan olmak bile zor. hayat işte. :)  
29 Nisan 2009 13:09

suzanna

Sevgili kardeşim Gökhan,
Ne güzel bozulup dellenmişsin..
Kıskandımm..Özendimm.
Kısaca bayıldım, bu yüzden tekrar tekrar okudum.., Keşke dedim aklımca  kendimizi aşıp bozulabilsek,dellenebilsek de..Çıtayı yükseltebilsek..Yüksekte tutmanın uğraşını versek bundan böyle.
Eline yüreğine sağlık
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.