TÜRKİYE'DE İKTİDAR MUHALEFET ÇEKİŞMESİ Mİ VAR SANIYORSUNUZ?

09 Mart 2020 23:57 / 4728 kez okundu!

 

 

"Vesayet rejimi, yani yerleşik 'nizam' hala AK parti iktidarını ve onun temsil ettiği yerli ve milli kesimler ile o düşünceyi kabullenmiş değildir. Asla da kabullenmeyecektir. Siyasi platformdaki bütün girişimlere bakınız hepsi bu düşünce karşısında konumlanmaktadır. Hepsinin de parlamenter sistem dedikleri ucubeye dönme istekleri bundandır. Çünkü o sistem, alışılmış vesayet hegemonyasını yürütmeye daha elverişlidir. Fakat zaman onlardan yana işlemiyor. Yine de milletimiz uyanıklığı elden bırakmayacaktır. Çünkü kendisi lehine yönetilmenin tadını almıştır bir kere."

 


****

 

TÜRKİYE'DE İKTİDAR MUHALEFET ÇEKİŞMESİ Mİ VAR SANIYORSUNUZ?

 

Bir acı gerçeği hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti hiç bir zaman 'tam bağımsız' bir ülke olamadı. Evet; bir Kurtuluş Savaşı kazanıldı ama ne yazık ki 'bağımsızlık savaşı' değildi. Birinci dünya savaşından sonra Ortadoğu'yu dizayn edenler, Türkiye Cumhuriyetini de dizayn etmişlerdi. Türkiye Cumhuriyetinin dizayn edilmiş hali onların kafalarındaki değildi elbet. Nihayetinde Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Çerkeslerin, Boşnakların, Lazların velhasıl Osmanlı bakiyesi olan bütün milliyetlerin kazanılmış mutlak bir zaferi vardı. Osmanlı bakiyesine ölümü gösterip sıtmaya razı emişlerdi. Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşını yürüten kadroların, 'müstevliler' ile uzlaşması üzerine bina edildi.

'Tek parti devleti' dediğimiz şeyle 'vesayet rejimi' dediğimiz şey aynıdır. Mutlakiyet kaldırılmış da ne olmuş? Onun yerine 'Cumhuriyet' adı altında başka bir 'mutlakiyet' ikame edildi. Ebedi şef ve Milli şef söylemlerinin anlamı budur. Saltanatın kaldırılmasının gerçek sebebi Mustafa Kemal'in devlet başkanı yapılabilmesi içindir. Çünkü Mustafa Kemal hanedandan değildi. Saltanat kalsaydı padişah yani devlet başkanı olamazdı. Avrupa'da pek çok ülke mutlakiyeti muhafaza etmiş ama idare yetkisini meclise vererek 'parlamentarizme' geçmişti. Türkiye'de mutlakiyet  muhafaza edilmedi. Parlamentarizme de geçilmedi; devekuşu gibi bir cumhuriyet ihdas edildi. Yani ne deve ne kuş; Fakat kesin olan şey demokrasinin olmadığı idi. 

İktidar her zaman için, bu gün ardıllarının 'kurucu babalar' dediği Kurtuluş Savaşının lider asker kadrosunda, devamında da o kadrolarca örgütlenmiş Cumhuriyet Halk fırkasında idi. CHP her zaman vesayet rejiminin siyasi ayağı olmuştur. Demokrat parti  (ki onun kurucuları da CHP içinden çıkmıştır) seçim kazandı ama iktidar olamadı. Olmaya kalkınca kalemi kırıldı. Önde gelen üç ismi idam edildi. Bu; sivil siyasete öyle büyük bir darbeydi ki Erdoğan'a gelinceye kadar bütün sivil politikacılar 'asker' korkusunu içinde taşıdı. Çoğunun 'kefenimizi giyip çıktık yola' söylemi boşuna değildi.

CHP nin adında 'halk' sözcüğünün olduğuna bakmayın siz. Bu partinin tarihinde halkla hiç ilgisi olmamıştır. Yetmişli yıllarda popüler olan 'halkçı Ecevit' sloganı bunun itirafıdır aslında. Ecevit denemiştir halkla yakınlaşmayı. O nedenle de epey sempati kazanmıştır. O zamanların yaygın deyimi 'halka inmek' tir. Yani halk aşağıda, zahmet edip ona 'inecek'  olanlar yukarıda. Halk kimdi peki? Bu gün beyaz Türklerin nefret ettiği o zamanın şalvarlı, poturlu, lastik pabuçlu, başı örtülü, çarşaflı, feraceli olması nedeniyle evlerine kapanmış olanların  torunları. Yani günümüzün bodur,kısa kollu, kıllı, bidon kafalı göbeğini kaşıyanları.

Bu halk devlet idaresine, yani 'kamusal alana' zinhar bulaştırılmamalıydı. İşte Cumhuriyetimizin temel idari felsefesi bu olmuştur. Tam da buna göre dizayn edilmiştir devletimiz. Eskaza bu halka yaklaşıp da seçimi kazanan olursa hükümet kurabilirdi ama ipler 'muktedirlerin' elinde olurdu. Mecliste bir düzenleme yapmaya kalksa Cumhurbaşkanı ya da yargı eliyle durdurulurdu. Cumhurbaşkanı, vesayetin bekçisiydi. CHP nin hiç bir zaman Cumhurbaşkanı seçecek çoğunluğu olmamasına rağmen daima onun ve de genel kurmayın uygun gördüğü isimler cumhurbaşkanı olurdu. Bu zincir 'sözde değil, özde' dedikleri birini seçtiremedikleri zaman bozulmuştur.

Vesayet sistemine bi tamam teslim olmamış yönetimler parlamento içinde engelleme ya da yargı yoluyla durdurulamadığı zaman da askeri darbe ile düşürülmüştür. Askeri darbeler önceden planlanır, bir kaç sene darbeye zemin hazırlanır, ve 'olgunlaştığına' inanıldığı anda da kelle kopartılırdı. Bu sistemin arkasında NATO vardı. NATO 'ya girişle birlikte devletimizin kontrolü İngilizler tarafından NATO ya, dolayısıyla ikinci dünya savaşının tartışmasız dünya hakimi ABD ye devredildi. ABD Yalnızca Türkiye'yi değil, Sovyetler Birliği hariç, Avrupa'dan Avustralya'ya, Japonya'ya, Latin Amerika'ya varıncaya kadar bütün dünyayı fethetmişti. 

Bu resim günümüzdeki siyasi çekişmeyi izah etmektedir. Bu siyasi çekişme, partiler arası sıradan bir iktidarı ele geçirme kavgası değildir. Bu örümcek ağı gibi örülmüş emperyalizmin maşası vesayet sistemi ile onun yerine milletin iradesini geçirmek isteyen düşünce arasındadır. Günümüz siyaseti işte bu platformda şekillenmektedir. Vesayet rejimi, yani yerleşik 'nizam' hala AK parti iktidarını ve onun temsil ettiği yerli ve milli kesimler ile o düşünceyi kabullenmiş değildir. Asla da kabullenmeyecektir. Siyasi platformdaki bütün girişimlere bakınız hepsi bu düşünce karşısında konumlanmaktadır. Hepsinin de parlamenter sistem dedikleri ucubeye dönme istekleri bundandır. Çünkü o sistem, alışılmış vesayet hegemonyasını yürütmeye daha elverişlidir. Fakat zaman onlardan yana işlemiyor. Yine de milletimiz uyanıklığı elden bırakmayacaktır. Çünkü kendisi lehine yönetilmenin tadını almıştır bir kere.

 

Firuz TÜRKER

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.