TÜRKİYE KENDİSİNE BİÇİLEN KEFENİ GİYMEYECEK

04 Ocak 2019 18:49 / 215 kez okundu!

 

 

Coğrafyamızda kendi çıkarları doğrultusunda değişiklikler gerçekleştirmek isteyen güçler, istedikleri gibi kullanabilmek için olmadık iftiralarla yıllarca Türkiye'yi ve yönetimini karalamaya çalıştılar. Bu iftiraların iki amacı vardı. Birincisi Türkiye'yi ateşten kestaneleri almak üzere zorlamak. İkincisi ise onların savaş oyunları sonucu Ortadoğu'da oluşan göç yükümü Türkiye'nin üzerine yıkmak. Böylece Türkiye bölgeyi onların adına süpürüp temizleyecek, 'çöpleri' depolayacak, onlar da oturup kahvelerini içerek ganimeti bölüşeceklerdi.

 

****

 

TÜRKİYE KENDİSİNE BİÇİLEN KEFENİ GİYMEYECEK

 

Coğrafyamızda kendi çıkarları doğrultusunda değişiklikler gerçekleştirmek isteyen güçler, istedikleri gibi kullanabilmek için olmadık iftiralarla yıllarca Türkiye'yi ve yönetimini karalamaya çalıştılar. Bu iftiraların iki amacı vardı. Birincisi Türkiye'yi ateşten kestaneleri almak üzere zorlamak. İkincisi ise onların savaş oyunları sonucu Ortadoğu'da oluşan göç yükümü Türkiye'nin üzerine yıkmak. Böylece Türkiye bölgeyi onların adına süpürüp temizleyecek, 'çöpleri' depolayacak, onlar da oturup kahvelerini içerek ganimeti bölüşeceklerdi.

Türkiye'nin bu oyuna direndiğini görünce de bu sefer 'dik başlı' yönetimini devirip yerine, kendi sözlerine harfiyen uyacak, 'evet efendimci' bir yönetim geçirmek, hatta Türkiye'yi bölüp, yeniden haritalandırarak güçsüzleştirmek üzere harekete geçtiler. Ama bunu başaramadılar. O zaman iş uzlaşmaya kaldı.

Türkiye, kendisine dayatılan 'angaryalara' karşı elinden geldiğince direndi. Ama direnmek de bir güç konusu. Gücün ne kadarsa o kadar direnebilirsin. Sonunda sığınmacıların (bunlara şimdilerde 'düzensiz göçmen' diyorlar) Türkiye'de iskanı, ama maliyete ortak olmaları konusunda bir anlaşmaya varıldı. Türkiye'nin Suriye topraklarına silahlı güçleriyle girmesi ise bir takım provokasyonlarla sağlandı. Önce büyük kentlerimizde, kalabalıklar arasında terör eylemleri yapıldı ve bu iş için biçilmiş kaftan olan terör örgütleri kullanıldı. Güney sınırlarımızdaki kentlerimize taciz atışları yapıldı. Ölen yaralanan yurttaşlarımız oldu. Yine güney sınırımızda PKK'ya görülmemiş ölçüde silah takviyesi gönderilerek tahkimat yaptırıldı.

Türkiye bütün bu oyunları bozmak için önce Fırat Kalkanı, ardından Zeytin Dalı operasyonları ile Suriye topraklarında harekatlar yaptı. Şimdi, hem PKK'yı hem de DEAŞ'ı hedef alan bir üçüncüsüne hazırlanıyor.

Düz baktığımızda Türkiye, kendisine yaptırılmak istenen şeyleri yapıyor gibi görünmektedir. Fakat olay o kadar basit değil. Türkiye bu hareketliliği kendisini zorlayan iradenin baskısıyla değil, kendi iradesiyle yapıyor. Açıkçası, ipler kendisini kukla gibi oynatmak isteyen kuklacıların değil, kendi ellerindedir.

Bütün bu süreçlerde Türkiye üzerine olmadık iftiralar atıldı. Bunlardan en alçakça olanı 'Türkiye'nin DEAŞ'ı desteklediği ve ona silah gönderdiği' idi. Bunu ispatlamak için FETÖ'cüler eliyle bir kumpas bile kuruldu. Ama tutmadı. Bu, MİT TIR'ları dedikleri şeydi. Ayrıca tüm ülke çapında uygulanan terör eylemlerinin suçu da yavuz hırsız misali Türkiye'nin üstüne yıkılmaya çalışıldı. Demek istedikleri, Türkiye yönetimi kendi vatandaşlarını sindirmek için gizli güçleri aracılığıyla el altından terör tezgahlıyordu. En azından yönetim ihmali ve beceriksizliği içindeydi. İstihbarat zaafı çekiyordu.

Bütün bu destabilizasyon propagandaları sürecinde kendisine 'muhalefet' diyen bir kesim buna eşlik etti. Onlar, iktidarın mevcut yönetimden alınarak (halk eliyle değil, bahsetmeye çalıştığım bu uluslararası güç odaklarının eliyle) kendilerine verileceği; PKK ise kendisine, emperyalizmin Ortadoğu'daki ofis boyluğunu yapacak bir devletçik kurdurulacağı hayaliyle bu işbirliğini hayata geçirdiler. Ama kaç kere duvara toslamış olmalarına rağmen, hala da aynı yolda devam ediyorlar.

Onlar devam ededursun; zamanında yayılmaya çalışılmış bir sürü yalan gün yüzüne çıkıyor. Artık şehirlerimizde terör eylemleri yok denecek sınırda. Her yıl yüzden fazla terör eylemi güvenlik güçleri tarafından engellenirken zamanında 'istihbarat zaafı' goygoyunu yapanlardan tık çıkmıyor. Asıl önemli konu ise büyük yalanın artık yatsıya dayandığıdır. Türkiye, destekliyor dedikleri DEAŞ' a, Fırat Kalkanı harekatı ile en büyük darbeyi vurduktan sonra şimdi de ABD Başkanı tarafından DEAŞ'ı silip süpürecek güç olarak ilan edildi. Büyük ihtimalle de PKK'nın Fırat'ın batısındaki güçleri ile birlikte son DEAŞ kalıntıları da temizlenecek. Amerika ile varılan anlaşmanın bu şekilde olduğu görünüyor.

Zamanında ve hala da emperyalist propagandaya kendi siyasi ihtirasları yüzünden eşlik edenler şimdi değişik argümanlarla aynı tutumu sürdürüyorlar. İktidarı kendi çıkarları uğruna yıpratmak diye, Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunlara çanak tutuyorlar. Hiç vicdanları sızlamadan. O ne kelime, hiç yüzleri kızarmadan.

 

Firuz TÜRKER

03.01.2019

 

Son Güncelleme Tarihi: 08 Ocak 2019 10:07

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.