SOL PARTİLER YİNE AÇMAZDA

06 Ocak 2020 09:57 / 3851 kez okundu!

 


"Artık komünistlik yok; sol diye bir şey bile yok. Solcular kendi kendilerini imha ederek, Aytmatov'un deyimiyle mankurtlaştılar. Sosyalist enternasyonalin dünya siyasetinde esamesi okunmuyor. Değil yaklaşan savaş tehdidine tavır almak, emekçi hakları konusunda bile çok gerilediler. Emperyalizmin yeni 'düşman yaratma' stratejisinin peşine takılıp, ikinci dünya savaşı öncesinin antisemitizmi yerine konulan İslam düşmanlığına sarıldılar. Hatta çoğu yerde bunun başını çeken neo faşist partilerle yarışır hale geldiler."

 

****


SOL PARTİLER YİNE AÇMAZDA

 

'Sol' dedimse bizde solcu geçinenleri kastetmiyorum. Onlar analiz yapamama malullüğü içinde. Deve kuşu gibiler. Ne kuş ne deve. Dünya, emperyalist bir açık paylaşım savaşının eşiğinde. Daha da ötesi paylaşımcılar 'postmodern' bir anlayışla bu savaşı 'vekalet'  ya da 'ticaret savaşı' gibi biçimler halinde başlatmış ve sürdürmekteler bile. Bizde 'sol' geçinenler' emperyalizmle ülkeleri yıkıma uğratılmış mazlumlar arasında değil de, sekülerlikle Müslümanlık arasında saf tutmak adına başlarını kuma gömmüşler. "Müslümanlık ilkelliktir, Müslümanlar kafa kesicidir" emperyalist propagandanın etkisiyle emperyalizmin safında yer tutmuşlar. 

Benim muradım, birinci ve ikinci paylaşım savaşları eşiğindeki solun konumundan yola çıkarak günümüz dünya solunun konumuna kafa yormak. Birimci savaştan başlayalım.

Zamanın sol partileri İkinci Enternasyonal (günümüzdeki bilinen adıyla Sosyalist Enternasyonal) içinde enternasyonalist bir birlik oluşturmuşlardı. Bu enternasyonal, yaklaşan savaş tehdidini doğru olarak teşhis etmişti. 1910 tarihli Kopenhag Kongresi'nde bu tespite göre bir dizi karar aldı. Bunlara göre savaş çıkarmak isteyenlere ve savaşa karşı duracaklardı. Eğer kendi devletleri savaşa bulaşırsa iktidarlarını devirip barış yanlısı bir iktidar oluşturmak, ve savaştan çıkmak için halk ayaklanması başlatacaklardı.

Bu kararları aldılar da ne oldu. Hayata geçirme zamanı geldiğinde, yani kendi hükümetleri savaşa tutuştuğunda onlar da sanki saldırıya uğramışlar gibi 'vatan savunması' maskesiyle savaş yanlısı tutum aldılar. Durumdan vazife çıkaran tek parti RSDİP (Rusya sosyal demokrat işçi partisi) ve onun lideri Lenin oldu. Lenin bu kararla dünya lideri oldu. Ülkesinde 'devrimi' başararak Brest Litovsk barış anlaşmasıyla savaştan çıktı. İkinci enternasyonal ise çöktü ve dağıldı. Pek çok sosyalist ya da sosyal demokrat parti bölünerek komünist partileri doğurdu. Bunlar Bolşeviklerden yana savaşa karşıydılar. Ama daha zayıf ve azınlıktaydılar. İkinci enternasyonal partileri ise savaşçı burjuvazilerinin yanında saf tutarak işçi partisi olmaktan çıkıp burjuva partisine dönüştüler. Hatta Almanya'da olduğu gibi iktidara geldikleri ülkelerde savaş karşıtı komünistleri katlettiler. İkinci enternasyonal kalıntısı bu partiler, ikinci dünya savaşından sonra 1952 yılında bu günkü sosyalist enternasyonali oluşturdular. Komünistler ise komünist enternasyonali kurdular. 

İkinci dünya savaşı öncesinde ikinci enternasyonal kalıntıları yine bilinen tutumlarını sürdürürken komünistler ise azılı bir savaş ve faşizm düşmanı kesildiler. Bulundukları her yerde savaş ve faşizme karşı direndiler. Tarihe geçen kahramanlık öyküleri yazdılar. 

İyi de günümüzde durum ne? Artık komünistlik yok; sol diye bir şey bile yok. Solcular kendikendilerini imha ederek Aytmatov'un deyimiyle mankurtlaştılar. Sosyalist enternasyonalin dünya siyasetinde esamesi okunmuyor. Değil yaklaşan savaş tehdidine tavır almak, emekçi hakları konusunda bile çok gerilediler. Emperyalizmin yeni 'düşman yaratma' stratejisinin peşine takılıp, ikinci dünya savaşı öncesinin antisemitizmi yerine konulan İslam düşmanlığına sarıldılar. Hatta çoğu yerde bunun başını çeken neo faşist partilerle yarışır hale geldiler. 

Günümüz dürüst demokratının görevi, emperyalist saldırganlara karşı, bu saldırıya maruz kalan mazlum halkların yanında durmaktır. Yaklaşan, hatta postmodern biçimleriyle uygulamaya konulan savaşa karşı durmaktır. Gerektiğinde bu saldırganlığa karşı savaşmaktır. Yoksa milyonlarca insanı öldürülmüş ve öldürülmekte olan Müslüman coğrafyasında, Müslümanlığa karşı 'medeniyet' bayrağı açmak değildir. 'Medeniyet' kelimesi dahi İslami bir terimdir ve kutsal Medine şehrinin adından türemiştir. Yani Libya'da, Suriye'de, Irak'ta, Mısır'da, Rohingya'da, Keşmir'de Venezuela'da, Boivya'da, Brezilya'da her nerede olursa olsun ezilmek istenenin yanında durmaktır.

 

Firuz TÜRKER

05.01.2020

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.