BENİM CUMHURBAŞKANIM

29 Aralık 2018 18:08 / 363 kez okundu!

 

 

Erdoğan'ı savunmak, yani halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanının yasal ve meşru hakkını savunmak, demokrasiyi savunmaktır. Bakmayın ötekilerin 'tek adam' propagandasına, demokrasi için asıl tehdit onlardır. Kılıçdaroğlu karanlık bir kişilik. O kadar beceriksizliğine, iki lafı bir araya getiremeyişine, örgütünü bir türlü tatmin edici bir konuma taşıyamayışına rağmen nasıl duruyor yerinde? Arkasında nasıl bir güç var? Parti örgütü olmadığı belli.

 

****

 

BENİM CUMHURBAŞKANIM

 

Demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engel, CHP'nin 'Bu devleti biz kurduk, bizim dediğimizin dışına çıkamaz. Kim gelirse gelsin ipler bizim elimizde olacak' zihniyetidir. Yani halk çoğunluğu başka birini seçse bile, o iktidar dahi CHP'nin sözünden dışarı çıkmamalı. Çıkarsa ne olur? Gayri meşru olur.

Böylece iktidarlar meşruluklarını yitirmiş gösterilerek darbeleri 'meşru' (daha doğrusu kabul edilebilir) göstermek amaçlanıyor. CHP'nin klasik taktiğidir bu. Bütün darbelerde bu yöntem uygulanmıştır. İktidar gayri meşru ilan edilir, sokaklar karıştırılır, 'ordu göreve' çağrılır ve filmin sonunda 'hakketmiş' bir iktidarın devrilmesi kendi suçu gibi gösterilerek darbe ve darbecilik kutsanır. Bunun adı 'devrimcilik'dir. Türkiye'de halk oyuyla oluşmuş yasal ve meşru iktidarları demokrasi dışı bir yoldan devirmenin adı olan bütün 'devrimcilik' teorileri asker kaynaklıdır. Özellikle 'başarılı' 1960 darbesinden sonra iktidarın bir avuç silahlı 'devrimci' eliyle ele geçirilebileceği fikirleri sayısız çeşitlilikle yaygınlaştı. Geçmişte ordumuzun NATO emrinde olduğu düşünülürse bu bir CIA organizasyonudur.

Bu oyun en son sahneye konduğunda tutmamıştır. Bir kadının darbe gecesi elindeki ay yıldızlı bayrağı sallayarak, 'Dedem Menderes'e sahip çıkamadı, babam Özal'a sahip çıkamadı ama ben (ya da biz) Erdoğan'ı yedirmeyeceğim' diye feryat ederken oyunun neden tutmadığına da açıklama getiriyordu. Millet bezdi artık kendi iradesinin doğranmasından, bunu sineye çekmeyecek.

Fakat alışmış kudurmuştan beterdir derler. Tilki kümesteki tavukların tadını almış bir kere. Her gece gelip birini inine götürebileceğini sanıyor. Bir FETÖ hücre evinde sarı yeleklerin bulunması, bir zamanlar demokrasiye sahip çıktıklarını iddia eden iki 'sanatçının' CHP'nin TV kanalında geçmişte devrilen seçilmiş iktidarların nasıl kendi sonlarını hazırladığını ve iktidar sahiplerinin nasıl 'hal' edileceğini ağızlarını ballandıra ballandıra anlatarak 'mizah' yapmaları, bunların üstüne Kılıçdaroğlu'nun başı çekmesiyle CHP'nin 'meşruiyet' tartışması başlatma çabaları hiç de iyi niyet ya da sıradan patavatsızlıklar olarak görünmüyor. Bütün bunlara FOX TV'nin çabalarını da ekleyelim. Savcıların, Fatih Portakal hakkında soruşturma başlatması, bayram değil seyran değil bir olay sayılmamalı. Onların göstermeye çalıştığı gibi 'diktatörlük heveslilerinin baskı kurma girişimi' olarak da algılanmamalı. Ateş olmayan yerden duman tütmez. Vardır savcıların elinde bir takım deliller. Bunlar kim bilir gene ne işlerin peşindeler.

Fikren ve fiilen asıl diktatörlük yanlısı darbeci kesim, demokrasi lafzını hiç ağzından düşürmüyor. Ama sürekli demokratik öğelere vuruyor, onları, özellikle de sandığı itibarsızlaştırmaya çalışıyor. % 52 oyla seçilmiş cumhurbaşkanını gayrı meşru ilan ediyor. Darbe medet umarı malum partinin grup başkanvekili mecliste 15 Temmuz gecesinin en önemli isimlerinden Hulusi Akar'a provokasyon tezgahlıyor. Cumhurbaşkanlığına aday olmaya bile cesaret edememiş, kendi cumhurbaşkanı adayını 'gel bakalım buraya' diye çağırarak daha baştan itibarsızlaştırmış biri, referandumla yapılan bir anayasa değişikliği sonucu % 52 oyla seçilmiş Cumhurbaşkanını 'sen benim cumhurbaşkanım değilsin' diye lekelemeye kalkabiliyor. Hani şartlar normal olsa tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış der geçeriz ama parçalar birleştirildiğinde ortaya meşum bir tablo çıkıyor. Öte yandan FETÖ'cü ajanlar, ordu içinden ayıkla ayıkla bitmiyor. Darbe gecesinin 2 numaralı sanığı Kemal Batmaz mahkeme heyetini tehdit edebilecek cüreti bulabiliyor. Bunlar yeniden demokrasiye kast etmişlerdir. Masum değiller.

Partili cumhurbaşkanı olmazmış. Nasıl olmaz? Özal mı partisizdi, Demirel mi? Ahmet Necdet Sezer mi? Kenan Evren mi? Atatürk de mi partisizdi? İsmet İnönü de mi?

Erdoğan devrilirse bu ülkede neler olur şöyle bir düşünün. Bu soruya aklı Erdoğan düşmanlığı ile karartılmamış birinin iyi şeyler olacağını söyleyebileceğini sanmıyorum. Erdoğan devrilirse iç savaştı, ülke bütünlüğü idi, demokrasi falandı, hepsini geçeceksin bir kalemde. Erdoğan'ı savunmak, yani halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanının yasal ve meşru hakkını savunmak, demokrasiyi savunmaktır. Bakmayın ötekilerin 'tek adam' propagandasına, demokrasi için asıl tehdit onlardır. Kılıçdaroğlu karanlık bir kişilik. O kadar beceriksizliğine, iki lafı bir araya getiremeyişine, örgütünü bir türlü tatmin edici bir konuma taşıyamayışına rağmen nasıl duruyor yerinde? Arkasında nasıl bir güç var? Parti örgütü olmadığı belli.

O, 'sen benim cumhurbaşkanım değilsin' demiş olabilir. Ben de oyuma sahip çıkıyorum. Tayyip Erdoğan benim cumhurbaşkanımdır. Sadece % 52 nin değil, tüm ülkenin cumhurbaşkanıdır. Kılıçdaroğlu hariç.

 

Firuz TÜRKER

29.12.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2018 18:09

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.