CHP'deki Değişim Üzerine

26 Aralık 2010 03:34 / 1712 kez okundu!

 


Kurultayda en az oyu alan, bir başka söyleyiş biçimiyle üzerleri en çok çizilen iki isim oldu. Biri CHP’nin ikinci ismi olan ve Baykal’cı kanat tarafından, uzun süredir tasfiyeye uğradığı bilinen Parti içi Sol kanadın temsilcisi olduğu kabul edilen Gürsel Tekin, diğeri ise Partiye yeni katılan, ama Barışçı Demokratik Kürt Hareketi içinde adı ayrı bir önemle vurgulanan Diyarbakır Barosu eski Başkanı Sezgin Tanrıkulu oldu.

Bu önemli bir mesaj olarak kabul edilmelidir.

Özellikle seçmen tabanından aldığı rüzgarla yelkenlerini şişiren Kılıçdaroğlu’nun, Örgütü ve delege çoğunluğunu elinde bulunduran Baykal’cı ve Sav’cı kanat tarafından önümüzdeki seçime kadar “ilan edilmemiş koşullu izin” ile serbest bırakıldığı kabul edilmelidir. Kılıçdaroğlu’nun “izninin” önemli şartı seçimlerde CHP’nin kabul edilebilir bir seçim başarısı elde etmesi olacaktır. Şimdilik kaydıyla ve seçmen tabanıyla ters düşmemek adına verilen bu iznin, eğer beklenmedik bir durum ortaya çıkmazsa önümüzdeki seçimlerin sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte Kılıçdaroğlu’na karşı CHP’nin diğer iki kanadının topyekün bir saldırısını izleyebiliriz. Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu durumda kalıcı olmasının tek şartı kadrolaşmalarını tamamlamaları ve seçimlerde parti tabanının kabul edebileceği bir seçim başarısına imza atmaları olacaktır.

Bu hiç de kolay görülmüyor.

CHP’nin uzun süreden beri bilinen statükocu ve arkaik yapısı bu gelişmelere ne oranda izin verecektir? “Milli Hassasiyetlere” duyarlı ve bir Devlet Partisi olmaya odaklı böylesi bir partinin Baykal ve Sav ekipleri elinde, uzun süreli bir tasfiye çalışması sonucu oluşturulan anti-demokratik yapısı, parti örgütlerinin ve delege yapısının milliyetçilik-ulusalcılık temelinde oluşan “dışlayıcılık”larını iyice pekiştirmiş bulunuyor. Klikler temelinde sürdürülen CHP siyaset çalışmalarının Kurucu Devlet refleksleri, geleneksel ordu savuculukları, Ülkenin karanlık geçmişi ile ilgili kimi davalarda aldığı sorgulamasız karşı çıkışları düşünüldüğü zaman özellikle yaratılan “korku temelli siyaset” önemli oranda toplumsal karşılığı olmayan bir siyaset anlayışını ortaya çıkarıyor. Bu bize, uzun süredir uygulanan “kitlelerde psikolojik korku algısının yaratılması” çalışmalarında CHP’nin yerinin nerede olduğu sorusunu sorduruyor.

Kılıçdaraoğlu’nun Parti içinde yaptığı çıkışta, “CHP’nin artık bir yerlerden emir alan bir parti” olmayacağını söylemesi bu anlamda çok anlamlı görülmelidir.

İki simgesel ismin üzerlerinin çizilmesi elbetteki parti tabanına iki mesaj olarak yansıyor. İlk olarak CHP içinde “Sol kanat” olarak bilinen isimlere ve gruplaşmaya izin verilmeyeceğini ve her şartta bunlara karşı çıkılacağı yönünde bir tehdit algılanıyor. Uzun zamandır partide sol adına yapılan her türlü çıkış çalışması acımasız bir tasfiyecilik ile karşılanmış, bu parti örgütleri ve bu kadrolar daima parti dışına sürülmeye çalışılmıştır. Ve bunlar yapılmıştır da. Toptan feshedilen il örgütleri, yukarıdan yapılan atamalarla anti-demokratik bir partinin tüm keyfi uygulamalarını işleten merkezi parti yönetiminin tutumları. Muhalif sol kanadın önde gelenlerini sadece parti içinde değil, parti dışındaki demokratik kitle örgütlerinde de her türlü Bizans oyunları ile devre dışı bırakma, etkisizleştirme girişimleri yıllardır uygulanan yöntemler olmuştur.

Bu nedenle Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu çıkışını az önemde ve değerde görmek hata olacaktır.

Peki, CHP’nin bu parti içi sağ kanadın darbelerinden fazlasıyla yıpranmış ve zayıflamış sol kanadı ne kadar başarılı olur? Umarım olur. Umarım ama Kurultayda dile getirilen konuşmada kullanılan “sol dilin” gereğinden çok fazla eskiye ait olması, bugünün sorunlarına kullandıkları dilin yatkın olmaması başarı şanslarını çokça azaltıyor. Günümüz dünyasını analitik olarak kavramaktan hayli uzak anlayışları, sadece iktidara odaklı ötekileştirme dilini devam ettiriyor olmaları, hala korku siyasetinin geçerli olduğunu sandıkları hastalıklı anlayışa sarılmaları, Kürt sorununda hala Otuz yıl öncesinin “Güneydoğu’nun kalkınma sorunu” arkaik anlayışı işlerinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. CHP’nin sol kanadının dili Otuz yıl öncesi Bülent Ecevit dilinin kötü bir kopyasından ibaret. Keşke, hiç olmazsa iyi bir kopyası olabilseydi.

Yine de CHP’nin başında Baykal ve Sav kanatları gibi sağcı statükocuları görmektense, sol kanadı görmek tercih edilmelidir.

Üzeri çizilen ikinci isim hakkında sağ kanadın verdiği gözdağı, en az ilki kadar önemli görülmeli. Sezgin Tanrıkulu’nun üzerinin çizilmesi tek bir şeye işaret eder. “Bu Parti beyaz Türklerin partisidir ve bunun değişmesini izin vermeyeceğiz”. Evet işte burada CHP sağının bütün iç yüzü görücüye çıkar. Kürt sorununun en barışçı bir temsilcisine dahi izin vermek istemeyen bir Parti veya şimdiki durumda o’nun sağ klikleri ötekileştirici-dışlayıcı ve ırkçı yüzlerini ortaya sermektedirler. Demokratikleşmeyle, demokrasiyle, insan haklarıyla, “farklılıklarıyla bir arada barış içinde yaşamak isteyenlerle” hiçbir biçimde yan yana durmak istemeyen bu gerici-sağcı zihniyet umalım ki sadece CHP içinden değil, Türkiye siyaset yaşamından da dışlanır.


Ferruh Erkem

24 Aralık 2010


Not: Bu yazı elbetteki kendini Marksist bir Sosyalist olarak değerlendiren birinin dışarıdan CHP üzerine çözümleme çalışmaları olarak okunmalıdır. Yazı içinde geçen “sol” terimleri de CHP‘nin içindeki "sol"u anlatmak için kullanılmıştır. Bizim değerlendirmemiz ve eleştirimiz ötesinde bu terimi kendileri için kullandıklarından dolayı kullanıyorum ve SOL teriminin sadece bizim tapumuzda kayıtlı olmadığına da inanıyorum. Bu yüzden de artık genel olarak sol’un kendini tanımlamak için çok daha ayırıcı terimler kullanması gerektiğini düşünüyorum.

İkinci olarak da bu konuyla ilgili ilk yazımda kullandığım dil, CHP’nin -tabi yeni yönetimi anlamında- karşılıksız, çözümlemesiz ve eleştirisiz olarak desteklenmesi yönündeki “sağ” anlayışa gönderme yapan bir dil idi. Bu yazı ise bunun tersi bir anlayış olarak “CHP’den ne olursa olsun, hiçbir şey olmaz, bu yüzden de bizi hiç ilgilendirmez” diyen “sol” anlayışa bir göndermedir.


Son Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2010 12:07

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.