Sabah 06.20
08 Şubat 2012 15:37 / 309 kez okundu!
Londra'da tasarımcı olarak çalışan Fatih Baltaş yeni yazarımız. Artık Londra'nın "Hariçten Gazel"i olacak... Bir tasarımcının ülkesinden başka bir ülkeye gitmesine sebebiyet veren nedenleri, o ülkenin hizmet, sanat, tasarım sektörüne bakışını aktarmaya çalışacak bizlere...
-------------------------------------------------------------------------------------
Sabah 06.20
Aydınlık sokakları bir film sahnesi kadar boş olan bir yaz sabahı Piccadilly'de. Başkaları yeni bir tatil gününe hazırlanırken ya da hala sıcak yataklarında uyuyorken, ben yine eve gitmek üzere işyerinden çıktım. Tasarımcı olmak keşke her yerde bu kadar benzer olmasa.
Uykuya hasretim; kulaklıklar kulağımda, müzik dinliyorum. Üzerime gelirken bana korna çalan kamyonu son anda farkediyorum. Kamyonun içerisindeki adam bana malum el hareketini yapıyor. Şaşırıyorum, çünkü hiç İngiltere’de görmeye alışık olduğum bir tepki değil. Bir İngiliz, kendi sinirlerini yıpratma pahasına, bu derece kaba bir tepkiyi ve tartışmayı yeğlemezdi hani? Zaten sonradan farkediyorum ki bizim ezberbozan sinirli şoförümüz de "İngiliz" değil. Küreselleşmenin getirdiği kültür paylaşımı, bu kez pek hoş olmayan bir biçimde beni buluyor.
Sabah sabah uykusuz bünyemi sinir basıyor, bir sonraki ışıklara kadar, bomboş sokaklarda bir hırsla koşuyor, koşuyor, koşuyorum kamyonu yakalamak icin. Yakaladığımda da kolumu gösteren "ağır" bir jestle hareketi iade ediyorum. Bu kez şaşırma sırası onda; o kolu nasıl kullanacağımı anlamış olmalı. İntikam, bu kez sıcak yenen ve tadı bana beş yaşımı hatırlatan bir yemek. Daha sonra yol boyunca kendime gülüyorum, uykusuzluk bazen delirmekle eşdeğer.
Metroya giriyorum. Yerde bir evsiz. Kafasından oluk oluk kan akmış öylece yatıyor. Kafasına beyzbol sopasıyla vurulmuş gibi. Nasıl o hale gelmiş, muamma. Yanıbaşında iki tane görevli, birisi adamın köpeğini tutuyor, diğeri ise ilgileniyor gibi yapıyor. Diğer Londra sakinleri de, aynı görevliler gibi ilgisiz; umursamadan biryerlere gidiyorlar. Duyarsızlık ve yabancılaşma, artık soyut kavramlar değil; şu anda gözümün önünde vücut bulmuş durumdalar. Allah, hassas bir kalbe sahip olup, başkalarının acılarını onlar kadar yüreğinde hisseden herkese biraz İngiliz rahatlığı versin, amin.
Köpek ise daha çok ilgili durumla. Gözlerini sahibine dikmiş, başından ayrılmıyor, sanki birşeyler yapmaya çalışıyor. Bazen insanlık olarak şu köpek kadar olamıyoruz. Onun da sahibiyle ilişkisi tam mutualizm. Evsiz köpeği besler, köpek evsizi korur, birbirlerine can yoldaşı olurlar. Döngü sürer.
Metrodan iniyorum, uykuya ihtiyacım var, tek isteğim yatağıma ulaşabilmek. Bir sabah için yeterince olay yaşadım diye düşünüyorum ama hayır; bindiğim otobüsün şoförü bana bakıyor, eğiliyor çünkü birşey söyleyecek belli. Belki de sadece günaydın diyecek, bilmiyorum ama bitmesi gerekirken işte yeniden başlıyoruz…
Fatih Baltaş
27 Haziran 2010 / Pazar



