Şiddet şiddeti doğurur, hakikati soğurur

09 Ağustos 2014 00:18 / 572 kez okundu!

 

 

Diyeceksiniz ki yazının başlığı niye bu kadar uzun sevgili kardeşim öyle bir mezuyu yazımıza konu ediyoruz ki insanlığın başına bela, hele bir hafızamızı yoklayıp, 30-40 yıl öncesine gidelim bakın bakayım aklınıza şiddet ve işkenceden önce ne gelir. Ülkemizde oluşan oluşturulan Kürt sorunun temeli dahi bu değil mi?

Acıları anımsatarak moralinizi bozmak istemezdim ama yakın geçmişin felaketlerini anarak belki günümüze ışık tutar da benzer tuzağa girmeyiz, tuzağa düşmeyiz diye paylaşıyorum. Bu gün Türkiye Kürdistan’ında bir kıpırdama var ve o eski karanlık günlere işaret ediyor. Boşuna dememişler; "Tarih tekerrür ediyor, tarihten ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?" dolayısıyla o maksatla yakın geçmişin karanlık sayfasını anmak istedim.

Malum haklı haksız kavramı insan hayatının bir parçası olarak devam ediyor etmeye de devam edecek, fakat eğer toplumda adil hakimler ya da saygın hakemler varsa müddea ve müddea aleyhi bir birine sıkıntı vermeden yaşayabilirler, ancak böyle bir merci yoksa hayatta kaos başlar güçlü olan güçsüzü ezer, güçsüz bir derece sabretse de intifada usulü ile karşı tarafa zayiat verir hatta hayatını dahi feda eder. İşte bizim derdimiz, iletişimi canlı tutalım, derdimizi dillendirelim, derdi kederi içimize atarak habbeyi kubbe yapmayalım, arabozuculara malzeme vermeyelim.

Son bir haftadır, ABD’nin iftar çadırına yapılan saldırılar yer yer devam eden gerginliklerle gündemdeki yerini koruyor. Bu tarafların ikinci derecede sempatizanları tüm enerjileriyle tarafgir davranarak bu taraf haklı diğer taraf haksız diyerek politik tavır takınıyorlar. Aslında bu işin ucuz tarafı, eğer barış ve huzurdan yana bir derdiniz varsa iki tarafa da sükunet ve sabrı tavsiye edin.

İşte işin içine şiddet girdi mi? Barışa giden yollar tıkanıyor, iletişim kopuyor, sorun dile geldikçe büyüyor. Buna fırsat vermemek lazım.

Eğer Kürdistan’da bir barış ve huzur isteniyorsa Hüda-Par ve HDP yetkilileri yaşanabilir ortak değerler üzerinde el sıkmaları lazım, varabildiği ortak değerleri de teşkilatlarına anlatmaları lazım. HDP’liler Atatürk’çüler kadar dini önemseyen bir görüntü veriyorlar. Halbuki bu Türkiye’de denenip ondan başarı elde edilmeyen bir idari yaklaşım. Yani HDP yetkilileri, biz Kur’ana saygılıyız, müminleri rahat yaşamaları için elimizden geleni yapmaya çalışacağız, bu halk dini inanç bakımından kahir ekseriyeti Müslüman’dır ve dininin gereklerini yerine getirmek, bu değerleri yaşatmak onların en doğal haklarıdır, biz de parti olarak bu hakkı kollamakla yükümlüyüz, diye beyanat vermeli ve pratik uygulamalarıyla da bunu ortaya koymalıdır. Yoksa günden güne karşıtları artacak diye düşünüyorum.

Hüda-Par’a gelince Din ve namus anlayışına, insan onuruna sıkıntı veren faaliyetler hariç, HDP’nin uygulamalarına tahammül etmeli yerel yönetimlerin yetersizliklerini siyaseten dile getirmelidir. Bu konuda tabanını ikna etmelidir.

Ayıca çözüm süreci adına hükümet, İslami hassasiyetleri olan STK ve siyaseti devre dışı bırakarak sürdürse şayet bene HDP tepkisini ortaya koymalıdır diye düşünüyorum. Diyeceksiniz ki DTK Kürtlerini bir araya gelmesi için bir çalışma yaptı, çağrıda bulundu; ama DTK gelin şemsiyemizin altında yaşayın görüntüsünü verdi, bu da iyi niyetli, işe yarar bir yaklaşım değildir.

Bu bölgenin rahat ve huzur içinde yaşam sürdürsün diye çaba harcayan binlerce adam gibi adam var, bunlar "takım tutar gibi" siyasi taraf tutmuyorlar, "doğruya doğru, yanlışa yanlış” diyebilen kimselerdir. Umarım günün biride bunlar sesini yükseltmek zorunda kalmazlar, ancak barışın bölgede her kesim için gelmesi en büyük arzumuzdur. Ortada şiddet olunca akıl ikinci planda kalıyor. Ondan dolayı başlıkta “şiddet şiddeti doğurur, hakikati soğurur” dedik. Haklı olan bir mevzuda bile siz şiddetin tarafı olursanız haklılığınız gölgede kalır. ABD’nin iftar yemeğini 72 STK olarak protesto edilecekti, gelen mesaj öyleydi, ama ne zamanki ortaya şiddet girdi o haklı tepki gerilerde kaldı ve şiddet zeytinyağı gibi üste çıktı.

Halbuki bir yandan, ABD destekli İsrail saldırısının acısı insanımızın içindeyken, Şéx Sait Meydanında iftar vermesi bir kabahat, Belediye yetkililerimizin buna müsaade etmesi hata iken bunlar ikinci planda kaldı ve Müslümanların saldırganlığı basına yansıdı. Yani amaç bu muydu, elbette ki değildi, ama duygular aklın önüne çıkarsa işte böyle beklenmedik sonuçlar çıkar.

Eğer amacımız üzüm yemek ise hakikati dile getirdiğimiz zaman beraberinde sabrımızı da taşıyacağız, yaşayacağız. Bu ilahi bir talimattır.

Benden söylemesi.

 

Eyüphan KAYA

21.07.2014, Diyarbakır

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.