Devlete Format Atılıyor

13 Mayıs 2018 00:32 / 386 kez okundu!

 

 

Öncelikle ve özellikle seçim beyannamelerinde; Toplumsal sorunlarımız yasal ve anayasal düzeyde ne varsa çözümü için muhakkak çalışılacak, bu konuda kimsenin keyfi talepleri için engel oluşturulamaz. Özellikle Kürt haklarındaki iyileştirme Türk halkının bir hak kaybına neden olmuyor, dolayısıyla sözüm ona milliyetçiyim diyen kesimlerin bu konuda siyasi bir algı oluşturup, ülkenin huzurunu kaçırmaya hakları yoktur, denilebilmelidir. Bu ifadeyi iktidar da, muhalefet de herkesin özümsemesi lazımdır diye düşünüyorum.

 

*****

 

Devlete Format atılıyor

 

Dünyada “Başkanlık Sistemi” olarak bilinen ve birçok ülkede istikrarlı bir yönetim tarzı olarak uygulanan sistem hafif revize edilerek "Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi" olarak, 16 Nisan referandumuyla kabul edildi.

 

MHP bu değişikiğe müdahil olup üç maddesini değiştirdiği halde, Mecliste grubu bulunan diğer iki parti sadece Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı üzerinde eleştiriler getirerek “hayırcı” bir cephe oluşturdular.

 

Bence daha objektif olarak yaklaşıp, endişelerini dile getirerek daha yararlı bir paket haline getirebilirlerdi, ama olmadı.

 

Her ne kadar bir kesim vatandaşlarımız; rey-i vahit yani tek adam düzeni olarak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini eleştirse de aslında bir yandan Meclis ile dengelenmesi, diğer yandan Milli Güvenlik kurulunun istişari oluşumu ve Külliyenin yüzlerce danışmanlarıyla proaktif atak bir yönetim biçimi olduğuna inanıyorum.

 

Beklenen şuydu ki; "Dar bölge vekil seçimi" gelseydi, belki daha iyi olacaktı ama şu erken seçim hadisesi sistemin olgunlaşmasına el vermedi galiba.

 

% 10 barajı temsiliyet meselesini gölgeye düşürüyordu, fakat ittifaklar o sıkıntıların giderilmesine kapı araladı. Bir partinin başka başka partilerle, maslahat icabı bir araya gelme gibi bir esnekliği yoksa, kusura bakmasın kendini bir özeleştiriden geçirmesi lazımdır diye düşünüyorum.

 

İşte görüyorsunuz “Cumhur İttifakı” oluştu, “Millet İttifakı” oluştu, herhalde üçüncü bir ittifak da oluşturulabilmeli. Artık Anadolu ittifakı mı olur ya da başka bir isim her neyse, ama bir cenahta boşluk oluştu, bunu bilmekte fayda var.

 

Kimse yanlış anlamasın, bu tür ittifaklar iltihak değildir, % 10 barajını sivri siyasetin ötesinde asgari müşterekler üzerinde aştıran bir hileyi şer’iyedir kanaatimce. Bundan faydalanma yolunu denemeyen ben siyasetçiyim demesin.

 

Yeni iitifakların adı ne olursa olsun vatandaşların onlardan şu beklentileri var;

 

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde;

 

Eğitim Öğretim kalitemiz; öğretmen, öğrenci veli üçgeninde daha iyi bir düzeye ulaştırmak için çalışma ve çaba sarf edilmelidir.

 

Ekonomiyi yerel üretim, tarım ve hayvancılık ile destekleyerek borsa oyunlarının pençesinden kurtarmak lazım. Vay efendim döviz düştü, döviz yükseldi derdini ikinci plana atmak lazım.

 

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonunu daha da zenginleştirerek, dar gelirli vatandaşlarımızın sıkıntısını yardım paketleriyle değil doğrudan devlet destekli gıda çekleriyle karşılamak lazım.

 

Kürt sorunu üzerinde patinaj yaparak vatandaşlarımız ucuz politika ile oyalamaktan vazgeçilmelidir.

 

Ak Parti'nin birinci ve ikinci döneminde olduğu gibi, bu sorunun çözümü için iktidarıyla muhalefetiyle buna eğilerek sorunu yasal ve anayasal düzeyde çözüme kavuşturmalıdır.

 

Daha düne kadar sağduyulu kimselerin şikayetçi oldukları toplum mühendisliğine soyunmak sıkıntılıdır, zaten tutmaz da, yeni yeni problemlere davetiye çıkarır.

 

Türk milleti ifadesini diğer kavimlere teşmil ederek itici bir kavram haline getirmemek lazım, milyon kere tekrar edilse de Kürt Kürttür, Türk Türktür. Bence Türk vatandaşlarımızın buna itiraz etmesi lazım. “Kardeşim kendine başka bir siyasi argüman bulun” diyerek siyasilere tepki vermeleri lazım.

 

Anadolu insanının kahır ekseriyet kendini müslüman olarak görüyor, milleti ibrahim derseniz amenna fakat, ama bu kavimlerin tamamı Türk’tür denildiği zaman 70 yıldır sıkıntı yaşayan Kürtler bugüne kadar sabrederek bu vatanın, bu ülkenin bir parçası olarak yaşamlarına devam etmişler, bunu fark ederek kimi liderler bu sorunu düzeltmeye çalışmışlarsa da başlarına bir haller gelmiş. Bu sıkıntı Ak Parti iktidarı ile epey aşılmışken bir daha şeytanı uykudan uyandırmanın gereği yoktur diye düşünüyorum.

 

Kürt vatandaşlarımızın % 80'ni Kürtçe bilsin, bilmesin kendini ruhen sıkıntı ve baskı altında hissediyor, bu son gelişmelerden hoşnut değiller. Hatırlatmakta fayda mulahaza ediyorum.

 

Bu vatandaşlarımızı ürkütmemek, üzmemek, mutsuz etmemek hükümetlerin vazifesidir, onların üzerinde vaciptir, vacibi terk eden günahkar olur.

 

Öncelikle ve özellikle seçim beayannamelerinde;

*Toplumsal sorunlarımız yasal ve anayasal düzeyde ne varsa çözümü için muhakkak çalışılacak, bu konuda kimsenin keyfi talepleri için engel oluşturulamaz. Özelikle Kürt haklarındaki iyileştirme Türk halkının bir hak kaybına neden olmuyor, dolayısıyla sözüm ona milliyetçiyim diyen kesimlerin bu konuda siyasi bir algı oluşturup ülkenin huzurunu kaçırmaya hakları yoktur denilebilmelidir.

 

Bu ifadeyi iktidar da, muhalefet de herkesin özümsemesi lazımdır diye düşünüyorum.

 

Tarihte Yavuz Sultan Selim-Molla İdris’i Bitlisi anlaşması var, yüz yıllarca sürmüş hayatı kolaylaştırmış bir anlaşma.

 

O anlaşmada üç şey dikkati çekiyor; birincisi, anlaşmayı yapanlar ilahi öğretiyi dikkate alarak bir araya geliyorlar,

 

ikincisi, İdris’i Bitlisi on beş maddelik bir paket saltanata sununca Yavuz Selim tek bir maddesine dahi dokunmuyor,

 

üçüncüsü ise Sultan Selim mühürlenmiş boş fermanlar İdris’i Bitlisi'ye vererek istediğini görevden alma, istediğini görevlendirme imkanını kendisine veriyor.

 

Şu anda dahi bu sözleşme uygulanırsa kanaatim o ki, tekrar bir rahatlama söz konusu olacak, yoksa başka türlü gereksiz yere iç sorunlarımızla uğraşmaya devam edeceğiz.

 

Birileri bana “Senin ne işin var siyasetin içinde?” deyince, ben bu derdimi bu şekilde dillendirerek kendimce bir gerekçe ileri sürüyorum herhalde haksız da değilim.

 

Eğer parlementerlerimiz sorun ve sıkıntılarımızı meclise taşır, üzerinde müzakere edip gerekli yasaları çıkartıp topluma nefes aldırırlarsa, elbette ki bir ilim ve edep erbabı kimselerin siyasetle uğraşmaları biraz abes kaçar, fakat bugünkü siyaset o kadar kirlenmiş ki, çok güçlü idealleriniz yoksa arada kaybolabilirsiniz.

 

Yani başkasını kurtarayım darken, kendiniz erozyona uğrarsınız. Geçenlerde beni seven, önemseyen bir dostum bana dedi ki; “Bir musluk bir lagamı temizleyebilir mi?” Ben de dedim ki, “tam temizlemese de bir derece seyreltir”.

 

Kısadan hisse, gerisi neyse.

 

Eyüphan KAYA

13.05.2018, Diyarbekir

 

Son Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2018 00:45

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.