KIZMIYORUM, 'HUZURU BOZANLAR'I KUTLUYORUM.

11 Eylül 2018 14:22 / 534 kez okundu!

 

 

“Tüm inovasyonların kaynağının kızgınlık olduğuna inanarak, işlerin yürüyüşü konusunda duyulan bu kızgınlığın, çok sayıdaki statükocuyu yenmek ve daha iyi bir yol bularak uygulamaya geçirmek için duyulan ”irrasyonel” azimle birleşmesi sonucu ortaya çıktığına inanıyorum. Bana göre doğru yönetilen ‘kızgınlık” büyük bir güç..! Ve işte tam da bu yüzden Başaracağız.”

 

****

 

Kızmıyorum, “Huzuru Bozanlar”ı kutluyorum.

 

Tüm inovasyonların kaynağının kızgınlık olduğuna inanarak, işlerin yürüyüşü konusunda duyulan bu kızgınlığın, çok sayıdaki statükocuyu yenmek ve daha iyi bir yol bularak uygulamaya geçirmek için duyulan ”irrasyonel” azimle birleşmesi sonucu ortaya çıktığına inanıyorum.

Bana göre doğru yönetilen ‘kızgınlık” büyük bir güç..!  

Ve işte tam da bu yüzden başaracağız

Son günlerde, içinde olduğumuza bizleri ikna etmeye çalıştıkları “ekonomik kriz” bir hayli değişken. 

İçeride yaşanan ve dışarıda anlatılıp algılaştırılan tablo da bir hayli  farklı. 

Öncelikle kabul etmemiz gereken nokta; ekonomik olarak uzun vadede çok ciddiye almamız gereken disiplinlerin varlığı. Ancak farkında olmamız gereken diğer önemli konu ise, bu uzun dönem disiplinlere zaten her zaman riayet etmemizin gerektiği. 

Benim içimi en çok rahat ettiren iyi haber ise hükümetin farkındalığı.

Son zamanlarda içinde iktisadi terimler olan ama içeriği boş laf salatasından ibaret yazılar çıkmaya başladı. Özellikle sosyal medyayı tüm masumiyeti ile takip edenlerin naif duygu ve düşünceleri hoyratça suistimal ediliyor.

Bu bakımdan, her birimiz, havalı ama içi boş ekonomik terimler üzerinden nakşedilmeye çalışılan panik havasına karşı dikkatle, seçici yaklaşmalıyız. Amacı teknik kelimelerle başları döndürüp üstünlük kurmak olan söylemlere itibar etmemeli; akıl, mantık vicdan üçlüsünü devreye sokarak, kendimizin ve çevremizin gününü zehir etmemeye özen göstermeliyiz.

Yaşanmışlıklar üzerinden örnekler vererek, anlatmak istediğim noktalara çok yönlü ulaşımı pek severim ben...

Üniversite son sınıfta soru cevap şeklindeki sunumumun ardından, saygıdeğer bir ekonomi profesörü ayağa kalkmış ve beni teknik terimlerdeki yalın seçimim için özel olarak kutlarken, “bizleri gören konuşmacılar genelde yoğun ekonomik terimleri seçerek kolaya kaçar ancak unuttukları; o terimlerin bizler tarafından öğretildiğidir” demişti.

Öz gelişimim ve hiç bitmeyecek tekamül sürecimde daima bana yol gösterici oluyor bu söylem...

Bu yüzden de gündem hakkındaki görüşlerimi en yalın haliyle sizlere aktarmaya çalışacağım.

450 milyar $ borç var deniyor...

80 milyon da nüfus var...

Kişi başı 6.000 $ borç yapar...

Bu, kişi başı milli gelire karşı nasıl bir borçtur?

Gayet de iyi bir borçtur aslında...

Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Borçlanma olmadan zaten gelişemeyiz...

Üstelik borçlanma tek başına problem değil.

Borçlanılarak alınan paranın, likiditeyi ve üretkenliği arttıran projelere daha yoğun yatırılmaması problem olurdu ki; zaten kademeli geçişler hali hazırda yürürlüğe konulmuş vaziyette...

Cari açığın büyümemesi için etkin önlemlerin alınması, dengede kalmak için önemli.

Son 5-6 senedir Türkiye’deki büyümenin çoğu sabit varlık yatırımlarından kaynaklandı...

USD kredisiyle yol, bina, avm yapıldı. Tabii ki tüm bunların da gerekliliği vardı...

Sadece  bundan sonra, rahat dengelenebilmek adına, üretkenlik arttıran projelere daha fazla yoğunlaşmamızda fayda görüyorum.

Teknoloji, eğitim ve üretim maliyetini düşüren projelere yönlenmeliyiz artık.

Özel sektör büyümesini destekleyici mekanizmaları hayata geçirmeliyiz.

Kamu projelerinin büyümeyi destekleyen rüzgarının tadını çıkarmalıyız.

Peki hükümet bunu bilmiyor mu? 

Tabii ki biliyor.

Zaten çok karışık bir durum da yok ortada.

Çözümü de çok karmaşık değil.

İşte bu yüzden politik yönlenmeyi de bu doğrultuda tutmak için her türlü uğraş devam ediyor...

Sorunun ana kaynağı olmadığımız halde, sorunlu hale getirilmek üzere saldırıya uğradığımız bu günlerde, gerçekte omuzlarımızı kabartacak bir nokta var. Anlamak için sadece doğru bakış açımızı aktive etmemiz yeterli olacak...

İflas tehdidi altındaki Amerika, dünyayı güç gösterileri ile germek isterken hedef ülke olarak Türkiye’yi seçiyor...

İşte bu, geleceğe yönelik bir olanak ve bizler için bir kazanım...

Şayet bu, Başkan Erdoğan ve ekibinin stratejik adımları sayesinde oluyorsa, kendilerini saygıyla selamlamalıyız...

Yok öyle değil de “tesadüfler” üzerinden bu mertebedeyse Türkiye, Başkan Erdoğan’ın doğuştan yetenekli bir stratejist olduğu gerçeğini memnuniyetle kabul etmek düşer hepimize diye düşünüyorum...

Benim sizlere aktarmak istediklerim ise tamamen farklı aslında. İktisatçılar, siyaset bilimciler, akademisyenler son günlerin esintileriyle çeşitli konuları tartışıp, münanzaraya açarken, tamamen yanlış sorunlar var gündemlerinde...

Gerçek sorun gözümüzün önünde ve henüz bunun üzerine görüşler konuşulmuyor bile doğru dürüst...

Sorun Amerika!

Ama güncel bildiğiniz şekliyle Amerika değil.

ABD ekonomisi!

Türkiye olarak değil, dünya olarak derdine düşmemiz gereken şey ise; Amerika’nın kaçınılamaz ekonomik çöküşünün karmaşasının içinden nasıl çıkacağımız.

Evet ABD bizi kızdırdı ancak, ne kızmalıyız ne de Amerika’nın ekonomik çöküşünü arzu etmeliyiz.

Nedeni gayet basit:

ABD’nin batışı dünya insanlarının refah standartlarında ciddi bir düşüş demek.

Sistem bu şekilde işliyor.

Örneğin, ekonomistler öncül ekonomik gelecek görülerini, Amerikan halkının konut alışverişi üzerinden yaparlar. Bunun nedenleri aslında çok basittir. Amerikan halkı refah seviyesi yükseldiğinde, mevcuttan daha büyük ve daha konforlu konutlara geçme eğiliminde. Bu yöndeki davranış biçimlerini doğru gözlemleyip doğru değerlendirerek geleceğe yönelik varsayımlarda bulunulur ve bu veri, bir sonraki yılın dünya genelinde nasıl geçeceğine çok yönlü öznel bir gerçekliğe çevirebilen sihirli bir anahtar gibi kullanılır.

Amerikan ekonomisinin batması demek bütün dünyanın büyük bir çöküşe girmesi demek olacağından, hiçbir dünya ülkesi buna benzer büyük ekonomilerin çökmesini arzu etmez, etmemeli ve edemez.

Tam tersine afiyette olmaları önemlidir. 

Amerika, kendini bu çöküşün içinden kurtarma çabaları içinde dünyaya mesaj verirken büyük ölçüde Türkiye’yi hedef seçti evet, ancak farkında olmalıyız ki burada ilgili profesyonellerin global anlamda okuyabildiği tamamen farklı bir mesaj var aslında:

Türkiye dünya ülkeleri arasında çok yönlü katma değere sahip bir ülkedir ve değeri tartışılamaz.  

Değersiz olana ilginin olmadığı bir dünyada kendi değerini fark etmiş olmak da ciddi bir katma değerdir..!

Saldırı varsa, potansiyel var demektir!

Toplum olarak, atılım yapabilmek için farklı itici güçlerden beslenebilen bir yapıya sahibiz. Disiplin karakterimiz ne Avrupalı’ya, ne Asyalı’ya, ne de Araplara benziyor. Biz farklıyız ve ümit de buradan doğuyor zaten...

Uzun vadede, olumsuzluk gibi görünen bu aldatmacalı rüzgarı kalıcı bir güç olarak depolama kapasitesine sahip olduğumuz idrakı ise, ümit vadeden alternatiflerin kapılarını aralıyor.

Zamanında 3 çocuk konusunda israr eden Erdoğan’ı anlayamayanlar, belki bugün nedenleri daha açık görebiliyorlardır.

Genç nüfusumuz var!  

Genç nüfusumuzu çok katmanlı üretim zincirinin doğru halkaları haline getirmeyi başarırsak, bununla hayalden ileriye gideriz.

Unutmayalım ki, yan da, yandaş da artık hepimiziz ve bunu toplumsal mozaiğin içinde hep birlikte yaşadığımız gün, oyunun kurallarını koyan tarafın daimi temsilcileri olacağız.

Farklılıkların doğal olarak var olduğunu kabul edip, ortak idealler uğurunda birleşebilen Türkiye’nin önünde ise hiç bir gücün durabileceğine inanmıyorum.

 

Esen Çoban

11.09.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2018 15:29

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Diğer Esen Çoban Yazıları
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.