Sadık Bey Oteli, Şeyh Bedrettin'in Türbesi ve Basmane'miz

04 Ekim 2011 11:43 / 5227 kez okundu!

 


Şimdi bu sokaklarda ve hatta
yaşamda olmayan mültecilere…


Dönertaş, Oteller Sokağı, Keçeciler İçi; Basmane ve çevresi Havana’yı çağrıştırıyor insana. Zaman zaman gidip, dip bucak gezerim buraları. Her gezmemde de öyle farklı şeyler öğrenir, görür ve yaşarım ki…

İlkokul yıllarımın yaz tatillerini de anımsarım. Babama çektirdiklerimi; dikiş makinası malzemesi almağa Keçeciler İçi’ne gönderdiğinde, bütün gün geri dönmeyişlerimi… Şair Emel KAYIN,

Bir gezgin kentlerin içinde değil,
Zaman içinde dolaşır aslında.
Bir düş taşır yüreğinde gizli bir yerde,
Anı yeniden var edebilmenin düşü.

diyor ve ne kadar doğru söylüyor.

Son olarak, Konak Belediyesi Basmane Sanat Evi’ndeki Yusuf TUVİ ile Birol ÜZMEZ’in “Oteller Sokağı” konulu fotoğraf sergisini gezmek için gittim buralara.

Basmane Garı’ndan Anafartalar Caddesi’ne doğru girince sağdan birinci sokaktır “Oteller Sokağı”; eski adıyla Dibek Sokağı veya 1296 Sokak. Halit Ziya UŞAKLIGİL’in 1878 yılından 1893 yılına kadar kaldığı ve yapıtlarını yazdığı ev bu sokaktadır.

Arayıp, soruyorum, Halit Ziya Uşaklıgil’in kaldığı ev hangisi diye. Yanıt: “Âbi, bunlar otel; ev değil.” Tamam, biliyorum da ben yazar Halit Ziya Uşaklıgil’in vakti zamanında kaldığı evi arıyorum. “Güzel ağabeycim, anlatamadım galiba; onlar zengin adamlar burada kalmazlar yani. Sen git yıldızlı otellerde ara O’nu.” Hı, hı...

Konak belediyesi Sanat Evi’nden sorayım en iyisi, onlar bilirler. Burada da aldığım yanıt daha da ilginçti: “Beyefendi sorduğunuz şahıs bizim buraya hiç gelmediği için tanımıyoruz kendisini. Bu nedenle de nerede oturduğunu da bilemeyiz.” Yazardır, ünlüdür, diyorum, lâfım ağzımda kalıyor. ”Yok, öyle imza günü falan da düzenlenmemiş kendisi için bu sanat evinde...”

Neyse sonunda sevgili hocamız Yrd. Doç. Dr. Emel KAYIN’ dan otelin adını öğrenerek, buluyorum ve yazdığı “İzmir Oteller Tarihi”nden öğreniyorum: 1926 tarihinde, Uşakızade Sadık Beyin adını taşıyan iki otel hâlindeymiş bu yapı. Büyük Sadık Bey Oteli, 14 odalı ve kırk yataklıymış. Konaklama ücreti ise elli kuruş ile yetmiş beş kuruş arasında değişmekteymiş. Küçük Sadık Bey Oteli’nde ise konaklama ücreti sadece elli kuruşmuş. 1934 Yılında yirmi üç odalı Sadık Bey Oteli olarak işletilen otelde, tek yataklı odalar yetmiş beş kuruş, çift yataklı odalar da atmış beş kuruşmuş. Şimdilerde memleketin dibe vurmuş garibanları kalmaktadırlar burada; geceliği iki buçuk lira ile beş lira arasında değişen odalarda, bir kişi, iki kişi, beş kişi... Otele girişte hemen sol taraftaki kapı üstünde Lâtife Hanım’ın, kimsenin farkında olmadığı tarihsel bir fotoğrafı vardır. Hemen yan tarafında da Atatürk’ün bir dergiye kapak olmuş fotoğrafı.

Otelden çıkarken karşı sokaktaki “Şeyh Bedreddin Türbesi” dikkatimi çekiyor. Şeyhimin türbesi İstanbul’da. Öyleyse bu kim ki? Soruyorum hemen türbeyle karşı karşıya olan otel görevlisine. Urfalı arkadaş: ”Bu Mühim bir zattır.” diyor. Yani bütün bilgi bu kadar mı? “Âbi daha ne diyeyim ki ben sana? Bir zattır diyorum işte ya!” Yani ben daha fazla bilgi var mı hakkında demiştim. “Ha, anladım âbi, sen daha çok öğrenmek istiyorsun bu zâtı değil mi? Büyük bir zattır kendisi. Baksana âbi, kardeşi bile yanına gömülmüştür.” Anladım…

Sonunda kapağı, Dönertaş’taki Hamidiye Camisi’nin önündeki kahvehanenin bahçesine atıyorum. Adanalı Ali bakıyor bana. Dört çay iki lira. Bir çay kaşığı yoğurtla yapılmış bir maşrapa ayran da elli kuruş. Dinlendikten sonra gideyim şu Vakıflar sebiline bir de yakından bakayım, istiyorum. El arabasıyla meyve satan Mardinli arkadaşa sebilin önünü kapattığını söylüyorum. Çok fena bakıyor. “İşte dibindesin, görüyorsun ya!” diyor; “daha ne istiyor muşum ki?” Mermer döner taşı döndürüyorum bu arada. Taşı döndürdüğüme şaşırıyor Mardinli. “Ne yapıyorsun sen yahu?” diyor. Söylüyorum. “İşe bak lan sen!” diyor. “Salaklara, taşı döndürtsem, dilek tuttursam amma para kazanırım ha...” Çünkü, “memleket salak kaynıyormuş.”

İster misiniz bir daha gidişimde Mardinli dediğini kanıtlıyor olsun?


Ertuğrul BARKA

04.10.2011

----

Fotoğraf: Zafer Oğuz Albümü - İzmir Basmane Oteller Sokağı'ndan bir köşe...


Son Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2011 20:02

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
07 Kasım 2011 12:57

güzelizmir

Ahhh be Ertugrul ben sana ne diyeyim sevgili arkadaşım, sadece sadece ülken insanların ve sehrin konusundaki duyarlılıgın için sana teşekkür etmek geliyor içimden arkadaşım, yoldaşım .....!
19 Ekim 2011 00:28

GİRİTLİ KIZI

Sevgili Barka
Benim çoçukluğumun geçti hatıralarım o kadar çok olduğu bir semtir.Dedem girit'den gelince orada küçük bir otel işletmiş .Daha sonra kahvehane açmış . Ben kavehaneyi çok iyi hatırlıyorum .anneannem her gün yemek götürürdü dedeme ve dönerkende ertesi günki yemekliğini alırdı.Havra sokağından .Ben Kemal Atatürk İlkokulun'da okudum hemen keçecilerin arka sokağı ve ağoraya yakın . 9 EYLÜL İZMİR'İN KURLUŞU Kutlamaları basmahaneden başlar dedemin kahvehanesinin önünden geçerdi bizde kahvehanenin balkonundan seyrederdik. Çok Coşkulu olurdu .Keşke o eski günleri çoçuklarımıza yaşata bilseydik .

Tabii bu güzellikleri Yaşayamıyanlar sizin ve benim neler düşündüğümüzü oradaki o anı yaşıyamaz . zaten böyle birşeyde bekliyemeyiz .
Yüreğinize sağlık kaleminiz hiç tükenmesin ERTUĞRUL BARKA....

13 Ekim 2011 11:19

ERTUĞRUL BARKA

Sevgili Turgay Çelikörs,

Bugüne dek yapılan yorumlara hiçbir şekilde yanıt vermedim.
Hepsi benim için saygın ve değerli görüşlerdi.
Şimdi de yanıt vermiyorum aslında; sadece yazının
kimlere ithaf edildiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Burada kastedilen mülteciler, Afrika'dan, Asya'dan ve benzeri
sömürülen, yağmalanan yerlerden gelen ve Ege Denizi'nde
boğulan insanlardır; başkaları değil, olamaz da zaten.

Sizin sözettiğiniz kişiler ise ev sahipleridir; bu ülkenin
her köşesinde özgür, eşit ve kardeşlerimiz olarak birlikte
yaşamak istediğimiz ve bu şekilde daha mutlu olacağımızı
bildiğimiz kişiler. Onların İzmir'de veya Türkiye'nin bir
başka kentinde yaşıyor olmalarından neden "işgalciler"miş gibi
söz edelim ki? Bu coğrafyada bizden önce yaşıyorlardı ki...
"Havra Sokağı" başlıklı yazımı okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız.

Ve umarım ırkçılığı bana yakıştırmıyorsunuzdur.

Saygılarımla.
Ertuğrul BARKA

13 Ekim 2011 10:54

hurkus

DERSİMİZ İZMİR TARİHİ:
Hani şu ölüme birlikte gittiğimiz
her belaya birlikte göğüs gerdiğimiz,
canımız gibi sevdiğimiz
GAVUR: GÜZEL İZMİRİMİZİN Yakın Tarihi...

Selamlar;
Icim buruk, ne guzel, yasadigimiz yerlerin en azindan yakin tarihcesini
ogreniyorduk derken hic beklemedigimiz Aydinlarimiz bize artik
isgalci oldugumuzu ve isgal ettigimiz yerlerin tarihini dahi ogrenemeyecek
kadar cahil-i cuhela oldugumuzu bir saplak yaziyla hatirlatti sagolsun.
Haddimizi bildirdi, yerimizi ogretti. Kimse zorda kalmadikca (can guvenligi, gunluk yasamini
surdurecek kosullarin olmamasi, yoksulluk,...vd) dogdugu, alistigi,
dostlarinin oldugu ve yasadigi yerleri, kisacasi;
vatanini terk edip biyerlere gitmez. Gidiyorsa bir caresizlik, bir cikmaz vardir.
Bunu yerli Izmirliler de yasamistir; 12 Eylul sonrasi bircok multeci vermistir Izmir.
Bunlar unutulmamali...
Midye Dolmamizi Midyat'li uzun agabeyimizden yeriz, irisini de isteriz; ama
sikayet etmeyiz cunkü guzeldir Mardin usulu pilavla dolma MIDYEMIZ.
ENGINARIMIZI Diyarbakirli, Karsli, Vanli gencler temizlemis, size hazir hale
getirmis onemli degildir, memnunsunuzdur. Manavinizin kimligine bakmazsiniz,
sadece hiyarin korpesini, kabagin ciceklisini istersiniz onlardan.
Analari hizmetcilik yaparlar; tutun, incir, uzum fabrikalarinda sezonluk
calisirlar: donlarina kadar aranirlar uc uzum, iki incir calmasinlar diye ve
uc kurusa sadece uc aylik ve sigortasiz, ustabasinin el altindan komisyonu
olan ucte birini de keserek verdigi haftaliklariyla yasamaya calisirlar.
Hammalik yaparlar, Gevreginizi kapiniza getirirler, Karadenizden gelmis
vatandaslarimizin calistirdigi firinlarda un cuvallari uzerinde uyuyarak
yok pahasina alin terlerini satip size sicacik ekmekler hazirlarlar.
Yoresel yemeklerini ufacik mekanlarinda size ucuz ucuz ve guler yuzle
sunarlar, begenir ve mutlu olursunuz, kim olduklari akliniza gelmez.
Insaatlarda calisirlar, orada yatip orada sabahin korunde kalkarlar,
bekcilik yaparlar, siz ihtiyaciniz oldugunda onlardan iki tugla, iki biriket veya
bi avuc cimento, yarim kova kum istersiniz; onlar size tasitmaz evinize
kadar getirip hatta tamiratiniza yardim ederler: AMA KIMLIK SORMAZSINIZ ONLARA...
SORMAYIZ... Cunkü cikarlarimiz ve rahatimiz on plandadir.
Merak ediyorum; Acaba kendi acisindan ciddi bir arastirma yapmaya gittiginde
ben ve benim ailem gibi buraya gelmis kisilerle karsilastiginda kendini
veya arastirdigi sahsiyetleri ''Multeci'', dolayisiyle bizi de ''isgalci'' hisseden
bu aydinimiz gibi mi dusunuyorsunuz?
Ya da yasaminizi kolaylastiran birer eleman olarak goz mu yumuyorsunuz
her turlu defomuza ve cahilligimize?
Merak ediyorum artik cunkü en iyi niyetli ortamlarda bile IRKCILIK
gormeye basladim, bilgilerinize ve ilgilerinize...

Anadili Kurtce, Annesi Kurt, Babasi Turk, Bestepelerde Romanlarla buyumus
eski bir kavga arkadasiniz olarak yazdim bunlari...

Selamlarimla...

Turgay Çelikörs

12 Ekim 2011 13:47

nilgün özarar

Kalemine sağlık,çok keyifle okudum, okudum da ağladım nasıl bir kültür yozlaşması içinde olduğumuza,nasıl bir yozluk işgali altında olduğumuza ama gözyaşımı benden başka gören olmadı ne yazık ki....!
09 Ekim 2011 13:05

hurkus

"Ertuğrul Bey,

Mimarlık Haftası ile meşgul olduğumdan ancak gördüm yazınızı. Çok teşekkür ediyorum duyarlı yorumunuz için; ben de sizden öğrenmekteyim her zaman; mekanı öğrenmekten, öğretmekten daha da önemlisi şu dünya yüzünde çalmamaya, çırpmamaya, yanıp dönmemeye dair bir duruşu içselleştirmiş dostlarla birlikte bir akşamı paylaşmış olmak, bir yerin, birkaç hayatın hikayesini ..Yıkım döküm, yalan dolan dünyadaki yürek sıkışması azalıyor biraz da olsa... Bunun için de teşekkür ederim.

Selam ve sevgilerle."

Emel Kayın

09 Ekim 2011 13:03

hurkus

Yaprak Bozkurt:

"Çok güzel yazı... Benim dedem de Şenocaklar'ın mağazasında müdürmüş. Aynı annem gibi tarif ediyorsunuz Ertuğrul bey. Duygulandım, düşündüm kaldım."

09 Ekim 2011 13:02

hurkus

Neşe Dilek:

"Kübalı yaşlıların dinlediği müzikle ilgili yazı çok hoş... ayrıca "site"ye teşekkürler, joan sebastian şarkıları ve "te amo" şarkısı için... yazının değerini artırmış... üyeydim ama şifremi unuttuğum için buraya yorum yazabildim... selamlar..."


06 Ekim 2011 11:17

corrrection35

Sayın Barka;
Öncelikle içtenlikle kutluyorum. Yerinde, iç acıtıcı ve gerçek bir İzmirliyi derinden sarsacak yazınız için.
Ben bir kaç gün yazınızı içselleştirmeye çalıştım ve sonra dayanamadım dün kalktım, bir kaç saatimi ayıyarak gittim oralara.
Bir de ben gördüm. Dönertaşı çok uzun zaman önce döndürmüştüm.Şimdi çok sert ve dönmeye hiç niyeti de yok.
Sebil'in önünde nerede olduğunu dahi bilmeyen birisi kavun satıyordu sormadım nereli olduğunu.
Biraz ilerledim Hartuniye Camisi'nin yapılış hikayesi her nasılsa sararmış,kirlenmiş bir yüzey üzerinde yazıyordu.Okudum.
Ve Anafartalar sokağını sonuna kadar da yürüdüm.Çocukken burnuma gelen güzel kokulardan eser yoktu.
Ucube katlı otoparkın arkasına dolandım şükrettim ki Smyrnamızın Agorası tüm güzelliği ile önüme çıktı. Artık Agorayı görmek için "ucube"nin en üst katına çıkmama gerek kalmamış.
Yanımdan birisi geçti kulağına telefonunu yapıştırmış hiç anlamadığım ve hiç te anlamak istemediğim bir dilden yüksek sesle
konuşuyordu.
Hadi Havra sokağının da hatırı kalmasın dedim oradan da geçtim. Ve oradaki telaş oradaki savaş beni ürküttü.
Havra sokağının sonundan geriye döndüm.
Aynı yerleri bir kez daha yürüdüm geriye doğru.Basmane den girildiğinde karakolu geçince köşede bilirsiniz bir lokmacı ve tatlıcı vardır.Ben de orada aşure yedim.
Eskinin tadını dün bir tek onda buldum.Güzeldi ''Elinize sağlık teşekkür ederim." dedim sevinçle.
Üzülerek yürüdüm gittim.
Size, bize böylesine bir uyarı ile nerelere geldiğimizi söylediğiniz için saygılarımı gönderiyorum.

ÖZDENER GÜLERYÜZ


05 Ekim 2011 10:51

Hasibet

Elimizde olanın kıymetini bilmediğmizi , yabancının bunu farketmesiyle kazanç kapısı yapmaya atlamasını ne güzel vurgulamışsınız .Eminim o Mardinli o işi yapacaktır. Dedelere mum adayan çaput bağlayan o kadar çok kişi varkiiiii. Ama bu hep tarih boyu olagelen bir şey tüm dünyada değişmiyor. Anlatımınız harika hep yazın bizlerde keyifle okuyalım sizinle gezmiş olalalım.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.