Kabataş: Bacı, Beyan, Erdoğan

14 Şubat 2014 19:53 / 1008 kez okundu!

 

 

Kabataş görüntüleri yayınlandı.

Yayınlanan görüntülerde, iddia edildiği şekilde bir şiddet, darp ve cinsel saldırı olmayınca, haliyle günün en çok konuşulan konularından biri oldu, "Kabataş olayı".

"Camide içki içtiler, seks eylediler" propagandası, cami görevlisinin "ben din adamıyım yalan söyleyemem, içki içildiğini görmedim" demesi ve caminin sokaktaki muazzam polis şiddetinde yaralananların (hiç değilse bir kısmının) hayatını kurtaran bir revire dönüştürülmesinin görüntülerinin yayınlanması ile tuz-buz olmuştu.

Şimdi, "benim başörtülü bacıma saldırdılar" propagandasının altında da bir gerçek yok gibi gözüküyor. Açıkçası, görüntülerin açığa çıkması bir biçimiyle önemli olsa da, çok önemli bazı noktaların olayın gerçekliğinden bağımsız dahi ele alınabileceğini düşünüyorum.

Öncelikle, her büyük toplumsal kalkışmada, homojen, kaynaşmış ve hepsi en ileri bilinçle donanmış bir insan grubu vardır diyebilir miyiz? Kuşkusuz, toplumun farklı kesimleri, farklı şekillerde açılan alanı değerlendirir. Türkiye'de başörtüsüne nefretle bakan, kendi "elit-kemalist" semtlerinde başörtülü kadınları gördüğünde laf atan, hakaret eden, taciz eden bir insan grubunun varlığı, az veya çok, su götürmez bir gerçek.

Bu nedenle, Kabataş'ta olsun veya olmasın, Gezi sürecinde başörtülü kadınlara yönelik istisnai saldırılar olmuş olabilir. Önemli olan, bunun hareketin geneli tarafından nasıl karşılandığı, harekete içkin bir şey olup olmadığı. Gezi'de bırakalım bu saldırıları olumlayan bir görüşü, hareketin genel eğilimi özellikle Kabataş olayı duyulduğunda doruğa çıkan bir şekilde başörtülü kadınlarla dayanışan ve bu türden nefret eylemlerine karşı açıktan cephe alan bir hattaydı.

Erdoğan'ın çıkıp, "benim başörtülü bacıma saldırdılar" propagandası yapması ise olayın kendisinden bambaşka bir yerde duruyor. Olay gerçekse de, yalansa da (ki bugün büyük ölçüde yalan olduğunu, en azından büyük bir çarpıtma olduğunu biliyoruz) Erdoğan için önemli olan, sokaktaki hareket ile başörtülü kadınlar özelinde müslümanların arasına mesafe koymak için propaganda yapabilmekti. Bunu büyük oranda başardı. Gezi'de çok sayıda müslüman ve başörtülü katılımı olsa da pek çok başörtülü kadın, kalbi sokakta olsa da fiziken sokağa çıkmaktan çekindi. AKP'nin Irak savaşı tezkeresinden sonra ilk büyük yenilgisi, çok daha büyük bir toplumsal harekete evrilebilecekken, binyıllık bela, laik-dindar bölünmesi zeminini bu kez AKP kullandı.

Görüntüler ortaya çıktıktan sonra yapılan yorumlarda Erdoğan'ın bu propagandada nasıl başarılı olduğu daha net dörülüyor aslında. Gazeteci İsmail Saymaz, 13 Şubat'ta twitter'da şöyle yazdı örneğin:

"sukur ki "basortulu baciya" el uzatan olmamis. peki, gaz fisegiyle hayati calinan ve panzerlerde taciz edilen "basortusuz bacilar" n'olacak?"

İsmail Saymaz, tıpkı Erdoğan'ın kurduğu düzlemde düşünüyor. Geziye katılanlar, polis şiddetine maruz kalanlar "başörtüsüz kadınlar". Saymaz, yanılıyor. Gezi'de sokaklarda başörtüsüz kadınlar, LGBTİler yalnız değildi, tam da Saymaz'ın varsaydığı zemine inat, pek çok cesur başörtülü kadın sokaktaydı. Bir yandan yanı başındaki kemalistlere, bir yandan devlet terörüne karşı mücadele ettiler. Üstelik, nefret söylemlerine karşı ortak bir zemin kurulması gibi çok elzem bir yükün altına da girdiler. Birilerinin bacısı değil, kendi kaderlerinin mimarı olduklarını sokakta bir kez daha gösterdiler.

 

Kadının beyanı

Kabataş olayına dair, bir diğer önemli nokta da, "kadının beyanı esastır" ilkesinin tartışmaya açılması ve hatta yerden yere vurulması oldu.

"Kadının beyanı esastır" deyişinde özetlenen, kadına yönelik, taciz, tecavüz ve şiddet gibi olaylarda, "aksi ispatlanana kadar, kadının beyanını gerçek olarak kabul etmek" demek.

Kabataş olayının yayınlanan görüntülerinde, daha önce anlatıldığı şekilde bir şiddet ve saldırı olmadığı görülünce, bu ilke ile hareket edenlere ve dolayısıyla bu ilkeye de ciddi bir saldırı oldu.

"Bak yalanmış, kadının beyanını esas alınca, gerçekler yerine yalanları da kabul etmiş oluyorsunuz" diyenler oldu.

Çok doğru! Kadının beyanını esas kabul etmenin bir önkabülü de doğal olarak, bu beyanın yalan olabileceği ihtimalidir. En azından bildiğimiz evrende, kadının beyan ettiği şeyin iki ihtimali vardır: Yalan veya doğru olacaktır.

Bu ilke, bu "ihtimale rağmen" savunuluyor zaten.

Bunun çok istisnai ve özel bir ilke olmasının da elbette nedeni var.

Kadına yönelik taciz, tecavüz ve şiddet vakalarını sadece bir cins yaşıyor.

Bir erkek, gece yarısı sokakta yürürken, arkasından gelen iki kadın var diye tedirgin olmuyor. Bir erkeğin, eşi tarafından şiddete uğraması "olağan" kabul edilmiyor. Erkeğe yönelik şiddet ve erkek cinayetleri gibi tartışma başlıkları yok. Tecavüz, bir erkeğin hayatı boyunca karşılaşabileceği ciddi bir tehdit olmadığı gibi; sokakta, işte, otobüste tacize uğraması da "gündelik" değil. Örnekler, sınırsız bir şekilde çoğaltılabilir.

Dolayısı ile, kadınların gündelik hayatlarında sadece kadın olmaktan dolayı yaşadıkları bir şeyden ve bu nedenle yaşanan "sürekli, kesintisiz bir tedirginlik"ten söz ediyoruz.

Şunu da unutmamakta fayda var, bu tip olaylar gündelik pratikte, "yüzlerce kişinin gözü önünde bir adamın bir kadının memesini ellemesi" gibi açık ve net olmuyor. Zaten "ama birlikte içki içmişler", "e adamın evine gitmiş canım" gibi açıklamalar; tam da kadının kendini en güvende hissettiği zamanda, güvendiği kişiler tarafından taciz, tecavüz ve şiddete maruz kaldığını ortaya koymuyor mu? Bir insanın birlikte içki içtiği, evine gittiği kişilerin saldırısına uğramasından daha tedirginlik verecek bir şey olabilir mi?

"Kadının beyanı esas alınırsa, bir kadının iftirasına uğramamak için, birlikte içki içtiğimiz kadınlardan imzalı kağıt mı alacağız, video kayıtları mı tutacağız?" sorusunu sorarak bu ilkeye karşı çıkanlara hatırlatmak gerek: Kadınların gündelik pratiğinde yaşadığı tedirginliği, siz üstleniverin bir zahmet. Kadın, "tacize uğrar mıyım" korkusu yaşayacağına, erkek "yahu kadının beyanı esas" tedirginliği yaşasın.

Tacize uğradıktan sonra, bunu ispat edebilme çırpınışlarını yaşamasın, erkeğin konumunu kullanarak olayı kapatmasına izin verilmesin, "üzerinde ne vardı"ya varan sorulara muhattap olmasın diye de kadının beyanı esas. Bir bütün olarak "kadın olmak"tan dolayı her kadının hissettiği yükü kaldırmak için, kadın olmaktan dolayı maruz kalınan eşitsizlikte, denge kurabilmek için kadının beyanı esas.

Bahsettiğimiz eşitsizliklerin ortadan kalktığı bir toplumda ise, bu meseleyi tekrar tartışırız elbette. O güne kadar, en azından ben kendi adıma, kadın olmaktan dolayı uğranan ayrımcılıkta kadınlara bir nebze bile güven verebilecekse, "kurunun yanında yanan yaş" olmayı da tercih ederim.

Kabataş olayında ise esas sorun kadının beyanının esas kabul edilmesi miydi? Esas mesele, kadının beyanları tamamen gerçek olsa bile, bunun sokaktaki devlet terörünü temizlemek için bir çaput gibi kullanılmasıydı. Sokakta insanlar öldürülürken, milyonlarca insanın üzerine yarım kilo ağırlıktaki metal gaz bombası kapsülleri ateşlenirken, sakatlanan, yaralanan insanların da içinde yer aldığı direnişçilerin Kabataş olayı hakkında görüşlerinin yok sayılması; en başta içinde başörtülü yoldaşların da yer aldığı direnişçilerin böylesi nefret eylemlerine karşı çıkıyor oluşunun üstünün örtülmesi; milyonluk bir hareketin sanki başörtülü kadınlara saldırmak için sokağa çıkmış gibi dillendirilmesi değil miydi sorun? Bu olay anlatıldığı derecede korkunç olmuş olsaydı bile, sokaktaki hareketin bu nefret söylemlerine ve eylemlerine karşı çıktığı; hükümetin ve hükümetin şiddetine çanak tutanların ise bu olayı sadece bir propaganda mezesi olarak gördükleri gerçekleri değişecek miydi?

Olay olsun ya da olmasın, ne duruşumuz, ne eylemimiz, ne sözümüz değişeceği için; olayın gerçek olmamasının en sevindirici tarafı, bir kadının saldırıya uğramamış olması. Erdoğan için, Gezi'de "emri ben verdim" dediği polis şiddetinde katledilenler de; sokakta tacize uğrayan başörtülü kadınlar da, propaganda malzemelerinden ve "zaiyat"tan öte bir anlam taşımıyor zaten.

 

Ersin TEK

14.02.2014

 

Son Güncelleme Tarihi: 18 Şubat 2014 13:10

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.