Türk'lük ve Vatandaşlık

10 Eylül 2012 17:07 / 1851 kez okundu!

 


Anayasa madde 66 giriş kısmında şöyle diyor: "Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk'tür..."
Bu maddeyi okuduğumda ilk aklıma takılan, Anayasayı yazanlar neden Devlet'i tanımlama ihtiyacı duyarak cümlenin en başına "Türk" kelimesini ekleyerek, "Türk Devleti" olarak yazarlar ve neden Devlet'i sıfat kullanmadan, cümlenin en başına "Devlet'e vatandaşlık bağı ile..." diye başlayarak yazmazlar, sorusudur. İkinci olarak, yine aynı cümlede neden sadece "...bağlı olan herkes vatandaştır" denmeyip, "Türk'tür" tanımı yapma ihtiyacı duyulur? sorusudur. Üçüncü nokta olarak da, devleti kuran kurucu irade tarafından kullanılan "Türk" kavramı acaba kucaklayıcı ve bütünleştirici olarak hedeflenen Ulus'u ve Ulus Devlet'i yaratmada başarılı oldu mu, olmadıysa neden, sorularıdır.


Devlet, en kısa ve öz tanımıyla, birarada yaşayan insan topluluklarının, kendilerine hizmet üretmesi için kurdukları bir mekanizmadır. Nasıl ki, kaşık yemek yeme aracı ise, kalem yazma aracı ise, araba ulaşım aracı ise devlet de bu şekilde bir mekanizmadır. Hizmet üreten bir araçtır.

Bu anlamda kaşığın, kalemin kutsalı olamayacağı gibi, Tunuslu En-Nahda hareketinin lideri Raşid Ganuşinin de altını çizerek dediği gibi, " Allah insanları Yarattı. Devlet ise insanların eseridir, Allah'tan değildir. Peki, kim daha 'kutsal'dır o halde? Kutsal devlet'in ateşine odun taşıyan kurbanlar olmak istemiyorsanız, devleti kutsamaktan vageçeceksiniz." Yani insana hizmet eden, insanın yaşamını kolaylaştıran hiç bir şey kutsal olamaz.

İnsan yaşamına hizmet eden araçlar kutsal olmayacağı gibi, etnik bir sıfatla anılması da çok anlamsız bir şeydir bana göre. Masada duran bir kaşığı karşınızdakine verirken, "Türk kaşığı alır mısın?" "Türk kaşığı senin mi? diye sorulmazsa, imzanızı "Türk Tükenmez kalemi" ile imzala demek ne kadar saçmaysa, "Bebeğe giden 'Türk otobüsü' nerden kalkıyor" diye sormak ne kadar saçmaysa, devlet için de "Türk Devleti" tanımını yapmak ve Anayasa'ya da bunu yazmak o kadar saçma bir durumdur.

Çok basit ve anlaşılır olarak "Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes vatandaştır" demek varken, neden etnik bir vurgu yanı ağır basan, etnik bir kesimi çağrıştıran bir tanımlama yapılır? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak dünyanın neresinde olursanız olun, bulunduğunuz ülkede "Ben Türk'üm" derseniz, bu tanımlama etnik bir hatırlatma yapar karşınızdakine. Ama siz "Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım" derseniz bu sizin etnik kökeninize olan bir vurgu olmadığı gibi etnik bir hatırlatma da yapmaz. Eğer karşınızdaki ihtiyaç duyarsa sorar "Türk müsün?", "Arnavut musun?", "Ermeni misin" diye...

Osmanlı Devleti bu noktada, kendi vatandaşlarını tanımlarken "Osmanlılık" kavramı kullanır. Osmanlı vatandaşı "Türktür" denmediği için, bir Ermeni, Yahudi, Kürt, Arnavut vs çok rahatlıkla kendisine ben "Osmanlı"yım diyebiliyordu, hiç gocunmadan ve hiç rahatsızlık duymadan. Bugün yeni Anayasa çalışması yapılırken, toplumda birleştirici olamayan 82 Anayasasındaki bu kavram çıkarılarak, bütün toplumu kucaklayan birleştirici bir kavram kullanılmalıdır. Bu şekilde toplumun çoğunluğunun rahatlıkla benimseyip kullanabileceği bir kavram kullanmak, bazı sorunlarımızın çözülmesine atılacak adımlardan birisi de olacaktır.

Bu kafa karıştırıcı, itici olan, ötekileştiren madde her tartışıldığında, Kemalist kesimin savunma argümanı şöyledir : "Burada kast edilen "Türk" kavramı etnik bir anlamda değildir. Millet anlamındadır, herkesi içerir vs denilerek savunulur.

Bir an için bunun böyle olduğunu kabul edersek, Anayasadaki bu maddeye bağlı olarak, Devlet'in alt birimlerinde, yasalarında, mevzuatlarında da aynı anlayışın yani Kemalistlerin dediği gibi "etnik olmayan bir vurgunun olduğu, herkesi kapsadığı" anlayışının bu Anayasa maddesiyle uyumlu olması gerekmez mi? Gerekir değil mi?

O zaman birlikte hatırlayalım, 1923 den bu yana Anayasa'larda kullanılan " Türk"lük kavramı Devlet'in alt birimlerinde, mevzuatlarında, yasalarında nasıl kullanılmış görelim. Gerçekten etnik anlamda mı kullanılmış, yoksa Kemalist'lerin dediği gibi etnik olmayan genel bir kavram olarak mı kullanılmış? görelim.

Bunu ilk önce yanda sizlerle görüntüsünü ve en altta da yazılı halini paylaştığım, 1930'lu yıllarda okullarda okutulan Biyoloji ders kitabının bir sayfası üzerinde düşünerek, bunun üzerinden anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

Biyoloji dersinde anlatılan, okunduğunda çok net bir şekilde görüleceği üzere genel bir kavram değildir ve orada anlatılan bir ırktır. Orta Asya'dan gelerek her tarafa yayıldığı anlatılan bu ırkın fiziki bazı özellikleri dahi anlatılarak, hatta pervasızca kafatası ölçülerinin Brakisefal olduğu söylenecek kadar ırkçı olan bir vurgu ve anlatımı vardır, Türkiye Cumhuriyetinin derslerinde. Hani "Türk" kelimesi genel bir kavramdı? Genel kavram böyle mi anlatılır, okullarda öğrencilere? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olan Kürtler, Ermeniler, Araplar, Arnavutlar vs. Orta Asyadan mı geldiler? Sayılan fiziki özelliklere sahipler mi? Aynı ders kitabında diğer alt etnik grublara da dair bir vurgu ve anlatım olmadığı gibi sadece "Türk" etnisitesinin anlatılması manidar ve anlamlıdır.

O dönemde Biyoloji ders kitabından belgeleyerek gösterdiğimiz bu anlayış, bütün ders kitaplarına hakim olan anlayıştır. Tarih kitaplarında "Türk" kelimesi üzerinden yapılan anlatımların hepsi etnik olan bir anlatımdır ve hepsi orta Asya'dan gelen "Türk'lerin" tairihini anlatır. Bütün Ders Kitaplarında ve Tarih Kitaplarında Orta Asya'dan gelmeyen Kürtlerin Tarihi yoktur, Ermenilerin tarihi yoktur, tarih kitaplarında. Günümüzde bile Tarih kitaplarında anlatım bu şekilde etnik bir vurgu üzerinden anlatılır, herhangi bir Tarih kitabına bakıldığında bu durum rahatlıkla görülür.

Yani sonuç olarak, Milli Eğitimin ders kitaplarında, Türk kelimesine verilen anlam ve yapılan vurgu, Kemalist'lerin dediği gibi herkesi içeren genel bir anlam değil, düpedüz etnik bir vurgudur.

Bildiğiniz gibi ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ermeni ve Rum kökenli vatandaşlarımıza kendi dillerinde okul açma hakları vardır. Açılan bu okullara Milli Eğitim bakanlığı 1925 yılından günümüze kadar uyguladığı bir mevzuat vardır, bu mevzuata göre "Azınlık okullarında Müdür yardımcısı mutlaka "Türk" olmak zorundadır" maddesi vardır. Şimdi bu noktada düşünelim, hani Türk denince, genel bir kavramdı? Eğer Türk kavramı Kemalistlerin dediği gibi Ermeni vatandaşımızı da, Rum vatandaşımız da kapsayan bir kavramsa onların kendi okullarına neden ayrıca bir "Türk" Müdür yardımcısı atanması mecburiyeti konuyor? Bu madde apaçık bir şekilde diyorki siz ayrı bir etnik kökenlisiniz sizi kontrol edebilmek için sizden olmayan ayrı bir etnik kökenli olan Türk müdür yardımcısı atanması zorunludur.

8.5.1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu azınlık vakıfları ile ilgili olarak bir karar alır, alınan bu kararın gerekçesinde: "Görülüyor ki Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır." denilir. Lütfen vurguya dikkat edin : Türk olmayanların deniyor. Yani Ermeni, Rum vs. Türk değildir. Demek ki neymiş, Türk olmak genel bir kavram değil, Yargıtay kararı ile ilan edildiği gibi etnik bir vurgudur. Eğer bu vurgu Anayasa'ya aykırı bir karar olsaydı, günümüze kadar geçerli bir karar olarak varlığını koruyamazdı. Bu kararla, azınlıklar "Türk olmayanlar" olarak değerlendirilerek, böylece bir bölüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı etnik temele dayalı anlayış yasalaşmış olur.

Neden 1942 yılında Varlık vergisi konurken "Türk" olanlar ve "Türk" olmayanlar ayrımı konur maddelere? 1941 Yılında azınlıklara yaptırılan Nafia askerliği neden "Türk" olmayanlara yönelik olarak yapılmıştır? Neden 1934 yılında "Türk" olmayanların Trakya'dan boşaltılmaları sağlandı? Yine yakın zamana kadar Emniyet Müdürlüklerinde "Yabancılar Masası" vardı ve bu masa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Ermeni, Rum vs. kökenli vatandaşlarımızın pasaport vs işlemleri işlerinin takip edildiği bir masa idi. Eğer "Türk" kelimesi genel bir vurgu ise neden onların işlemleri yabancılar masasında hallediliyordu? Dünya'nın her yerinde ki Türkler ile ilgilenilir, sorunları konuşulur, onların sorunları için gerekirse savaş bile yapılır ama Iraktaki Kürtler, Lübnandaki Araplar, Ermenistandaki Ermeniler vs için hiç bir şekilde Kıbrıs'taki, Bulgaristan'daki, Çin'deki Türklerin hakları kadar savunulmaz ve ilgilenilmez. vs.

Say say bitmez. Anlattıkça örnekler uzayıp gider. Kemalistler ne kendilerini, ne de toplumu yanıltmaya uğraşmasınlar, artık kimseyi inandıramazlar. Görüldüğü gibi 1923'den günümüze kadar "Türk" vurgusu hiç de anlatıldığı ve savunulduğu gibi herkesi kapsayan bir kavram olarak değil, örneklerden de anlaşılacağı üzere etnik vurgusu ve anlamı olan bir kavramdır.

Eğer Anayasadaki vurgu etnik olmayıp herkesi içeren bir kavram olsaydı, Anayasa dışındaki bütün mevzuatlar, uygulama ve yasalar Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmesi gerekmez miydi? Gerekirdi tabi ki. Ama hala büyük çoğunluğu yürürlükte olduğuna ve geçerli olduğuna göre, Anayasa'da ki 66 ncı madde hayatın içinde dahi geçerli olan bu etnik ve özel vurguyu onaylıyor demektir.

İşte bu yüzden de toplumda birleştirici ve kucaklayıcı bir kavram olamamıştır "Türk" kavramı. Birleştirici olamadığı gibi, yüreği buruk ve devlete küskün insanlar ordusu yaratılmıştır 1923 den bu yana. "Türk" kavramı üzerinden bir ulus yaratma projesi de bu yüzden ölü doğmuştur.

Umarım yeni Anayasa yazılırken bu hatalara düşülmez. Toplumun ihtiyacına hitap eden, toplumun çoğunluğu tarafından benimsenen maddeler içeren bir Anayasa, sadece Türkiye için değil tüm coğrafyamız için olumlu bir örnek olur.

Sevgiyle kalın.


Ergün Eşsizoğlu

10.09.2012


NOT: Resmini paylaştığım Biyoloji dersini resimden okuyamayanlar için aşağıya yazılı halini aktarıyorum.


DOKUZUNCU BÖLÜM TÜRK IRKI ANTROPOLOJİSİ [1]

Son zamanlarda yapılan antropoloji tetkikleri ırkımızın vasıflarının şunlar olduğunu meydana koymuştur:

Renk : Buğday veya beyaz

Burun : İnce, uzun

Kulaklar : Orta bir büyüklükte

Gözler : Siyah, elâ bazan da mavi

Boy : Orta ve ortanın üstünde

Kafatası sekli, Brakisefal (375 kafatası indisinin verdiği ortalama rakam 84.07 dir).

Bu vasıflarla en mükemmel bir yükselme derecesi gös­teren ırkımız, Avrupa'nın Alp ırkı vasıflarını haizdir. Esas itibariyle Alp ırkı Avrupa'ya Orta Asyadan geçmiştir.


Pratik çalışmalar:


Kafatası şeklinin ırkların tekâmüllerinde büyük bir ehemmiyeti vardır, önden arkaya doğru uzun olan kafataslarına dolikosefal, yuvarlak olanlara brakisefal ve ikisinin ortası bir şekil gösterenlere de mezosefal denir. Kafataslarının şu ayrı­lışı, kafatası indisi ile tayin olunur. Kafatası indisi, kafatasının en büyük yan genişliğinin 100 ile çarpmasının en büyük 'in-arka genişliğine oranından çıkar:

Kafatası indisi = yan genişlik X 100 / ön- arka genişlik.

İndisleri 77.7 ye kadar olan kafatasları dolikosefal; 77.7 den 79.9 za kadar olanlar mezosefal ve daha fazla olanlarda brakisefaldirler.

------------------------------------------------------

[1] Bu bahis Ankara Tarih, Dil ve Coğrafya Fakültesi Antropoloji Profesörü Dr, Şevket Aziz Kansu'nun, "Craniolagie del'Anatolie" adiyle neşrettiği broşür ile Birinci Türk Tarih Kongresi zabıtlarındaki tezleri mütala edilerek yazılmıştır.


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.