Sırrı Süreyya Önder'e mektup -2

02 Temmuz 2012 12:01 / 5635 kez okundu!

 


Bu size, uzun bir aradan sonra yazdığım ikinci mektup. Ülkemizde yaşanan son çatışmalar, onar onar ölen insanlarımız, Uludere baskını, Leyla Zana-Başbakan görüşmesi vs'den sonra, yeniden aklıma geldiniz. Kendi kendime bugünler tam da, İstanbul ikinci bölge milletvekili Sırrı Sureyya Önder'in günleri dedim. Ancak epey bir zamandır sesinizi duymadığım gibi, soluğunuzu bile hissetmiyorum dersem yalan olmaz.

Sahi nerelerdesiniz? Umarım her şey yolundadır. Dediğim gibi, bugünler sizin seçilmeden önce, aday olduğunuzu açıkladığınız ve kendinizi tanıttığınız, Çağlayan-Figaro düğün salonunda anlattığınız düşünceleriniz için adımlar atabileceğiniz günler diye düşününce, aklımdan geçenleri size de söylemek için bu mektubu yazmaya başladım.

Sizin aday olduğunuz günlerde, bugünlerdeki kadar olmasa bile, yine de siyasetin tıkandığı günlerdi. On yıllarca seyreden "kirli savaş" sonunda, çatışma kültürü ile bir yere varılamayacağına inandığım o günlerde, sizin aday olmanız beni bir hayli umutlandırmıştı. İşte dedim kendi kendime; "Sırrı Süreyya Önder tam da böylesi sıkışıklıkları aşmak için yaratılmış bir aday". Sizin espirili, ortamı germeyen, yol açıcı, birleştirici üslubunuzun, çatışma ve nefret kültürüyle buz gibi soğutulan meclisi ısıtacağına inanıyordum. Siyasetin kilitlendiği ve tıkandığı günlerde bağımsız önerilerinizle tıkanıklığı açacağınıza inanıyordum. Zaten siz de, meclise ısrarla kendi duruşunuzla gitmeyi arzuladığınızı, mecliste var olanların içinde eriyerek yok olmayı düşünmediğinizin altını ısrarla ve ısrarla çiziyordunuz o günlerde. Bütün bunlar size büyük bir umutla bakmamı sağlıyordu.

Seçilmeden önce yaptıklarınızla, yazılarınızla, düşüncelerinizle sergilediğiniz muhalefet, kusura bakmayın bugünlerde yaptığınız (acaba burada yapmadığınız demem daha doğru mu olurdu?) muhalefetten fersah fersah öndeydi. Siz seçildikten sonra, seçilmeden önceki siyaset yapma düzeyinizin o kadar gerisine düştünüz ki, zaman zaman "keşke Sırrı Süreyya Önder seçilmeseydi" dedirttiniz. Hiç olmazsa seçilmeden önce, bilgi ve siyaset dağarcığımıza artı katkılarınız oluyordu. Şimdilerde ise bırakın bir şey yapmayı, varlığınız veya yokluğunuz bile belli olmamaya başladı. Tam bir sıra neferi oldunuz. CHP bile sizden bir adım öne geçti, farkında değil misiniz?

Meclise seçildiğiniz ilk aylarda biraz hareketliydiniz. Seçilmeden önce ben de yarattığınız intiba, düşünce özgürlüğüne inanan, düşüncelerin özgürce konuşulmasını savunan, yanlış da olsa eleştirilere karşı güler yüzle tahammül gösteren, diyalog ve görüşmeden yana olmanız idi. Ancak seçildikten sonra yaptıklarınızla yarattığınız bu intibanızı kısa sürede yerle bir ettiniz. Evet mecliste ve iletişim organlarında sizi takip ederken her karşılaştığımda, çok asabi, kavga etmeye müsait, tartışmaya girdiklerini adeta kavgaya davet eden bir vekil görünümüyle karşıma çıkıyordunuz. O mülayim, yapıcı Sırrı Süreyya Önder gitmiş, sanki yerine bitirim bir Diyarbakır Qırıx'ı gelmişti. Murat Belge'ye çatarak, aşağılayarak ve sert söylemler kullanarak başlayan meclis serüveniniz, Mehmet Metiner'i kavgaya davet etme ile devam etti, Kemal Burkay'a bir TV programında o tepeden bakan, aşağılayıcı hor gören uslubunuzla devam edip gitti. Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler.

"Çık ulan dışarı", "Gel ulan gel, gel de göstereyim sana" tarzında bir uslupla karşınızda olanlarla nasıl diyalog kuracaktınız? Nasıl diyaloğun yolunu açacak adımlar atacaktınız? Aşağıladıklarınızla nasıl görüşme yapacaktınız? Nasıl sıkılı yumruklarınızla el sıkışacaktınız? Kavgaya davet ettiğinize nasıl "gel konuşalım, konuşarak anlaşmak en iyisidir" diyecektiniz, en önemlisi de nasıl örnek olacaktınız ve dediklerinizin ciddiye alınmasını sağlayacaktınız? Hep merak edip durdum, ki zaten siz de sonradan yavaş yavaş bu tarzda yükselttiğiniz ivmenizi düşürerek, iyice sessizliğe bürünüp, nerdeyse varlığı yokluğu belli olmama noktasına geldiniz.

Leyla Zana'nın son girişimini haberlerde duyduğumda, Leyla Zana herkes gibi beni de oturduğum yerden ayağa kaldırarak, "İşte bu, işte bu" dedirterek, haberleri bitene kadar ayakta ilgi ve heyacanla dinletti. Sonucu başarılı olur veya olmaz bu ayrı bir tartışma, önemli olan, sizden beklediğim bir adımı atmış olması idi. İşte o anda Leyla Zana'yı seçenleri kıskanmaya başladım. "Lanet olsun siyasete" dediğim günlerde, benim yine siyaseti yakından takip etmeme ve barış için yok olmaya yüz tutan umutlarımın yeniden canlanmasına vesile oldu, Leyla Zana.

Siz meclise gitmeden önce, özgür bir birey olarak, otoriteye boyun eğmeyen, ele avuca sığmayan bir kişilik sergilerken, şimdilerde tam bir sıra neferi oldunuz. Seçilmeden önce düşüncelerinizi engel tanımadan özgürce yazıyordunuz, şimdi ise düşüncelerinizi kendinize saklayan sessiz bir sıra neferi gibisiniz. Seçilmeden önce özgür bir birey olarak her türlü barış girişimini destekliyor ve her türlü şiddetle aranıza mesafe koyuyordunuz. vs. Özetle geldiğiniz son duruma hangi noktadan bakarsak bakalım, seçilmeden önceki düzeyinizin ve durumunuzun çok çok gerisinde olduğunuzu siz de sakin bir kafa ile düşünürseniz kesinlikle göreceğinize inanıyorum. Hele eski yazılarınızı okursanız, siz de benim gibi daha net olarak fark edersiniz diye düşünüyorum.

Vakit çok fazla geçmiş değil. Her şey bitmiş de değil. Bugünler tam da sizin günleriniz. Sizi Leyla Zana'nın açtığı yoldan kendinize özgü uslubunuz ve kişiliğinizle adımlar atmaya davet ediyorum. Sizi kendiniz gibi olmaya çağırıyorum. Bunu sizin başaracağınıza seçildiğiniz gündeki kadar inanıyorum.

Bildiğiniz gii, Türkiye'nin asabi, kavgacı, çatışmacı veya sıra neferi vekillere hiç ihtiyacı yok. Her seçimde, seçilenlerin çoğu, zaten bu özellikte olanlar. Sizin seçilmeden önce sahip olduğunuz duruşunuzun günümüzde tıkanan siyasete yol açıcı olacağına inanıyorum. Barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan bu günlerde, özgür birey Sırrı Süreyya Önder'e de çok ihtiyacımız var.

Sevgili Sırrı Süreyya Önder, gelin yol yakınken, sıra neferi olmak gibi kolay olanı değil de, bugüne kadar mecliste yapılmayanları yapmaya başlasanız diyorum. Ne dersiniz? Daha iyi olmaz mı?

Sevgiyle kalın,


Ergün EŞSİZOĞLU

02.07.2012

Son Güncelleme Tarihi: 04 Temmuz 2012 21:00

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.