Silav/Selam İzmir

27 Mayıs 2012 14:50 / 2947 kez okundu!

 


Yaşantımda İzmir'le yolum zaman zaman kesişiyor. Bu sefer de İzmirizmir.Net'le kesişti.

En son internet üzerinden tanıştığımız İzmir'de yaşayan arkadaşlarla buluşup, reelde tanışmak üzere 2009 yılında İzmir'e gelmiştim. Kadİfekale'de, İzmir'i tepeden gören, nefis manzaralı bir kafede 50'ye yakın arkadaşla bir araya gelmiş, çok keyifli bir gün geçirmiştik.

Kaldığım otelden Kadifekale'ye nasıl gideceğimi sorduğumda ilk şaşkınlığımı yaşamıştım. Aldığım yanıt, oraya gitmezsem iyi olacağı yönündeydi. Sonradan anladım ki, Kadifekale Kürt'lerin yoğun olarak yaşadığı ve ülkemizde yaşanan "kirli savaş"tan dolayı doğduğu toprakları terk edip İzmir'e gelen Kürtlerin yoğun olarak göç ettiği bir yer olduğundan, şehrin diğer sakinlerinin bir kısmı için "tekin" olmayan bir yerdi Kadifekale.

Biraz araştırınca Amerika'da hep "ötekilerin" yaşadığı Manhatten gibi, Kadifekale'nin de tarihi boyunca eteklerinde yaşayan yerli halkı tarafından hep tekin olmayan bir yer olarak göründüğünü anladım. Kadıfekale'nin ilk misafirleri Müslümanlar olmuş. Daha sonra buranın misafirleri Romanlar olmuş. Şimdilerde ise Kürtler.

Kadifekale'ye nasıl gideceğimi "midye dolma satanlar bilir ve benim yüzüme garip bir şekilde bakmadan tarif ederler" dedim. Midye dolma satanlar bilirler, zira İstanbul'da ne kadar midye dolma satan varsa hepsi Mardin'li Kürtler'dir. İlginçtir Mardin'de denizi görmeden büyüyen bu insanlar bir deniz ürününden yapılan, midye dolma pazarında söz sahibidirler. Evet yanılmadım, İzmir'de de ilk tanıştığım midye dolmacı da Mardinli bir Kürt'tü. Biraz hoş beşten sonra nasıl gideceğim tarifini aldım ve erkenden Kadıfekale'deki toplantı yerine geldim.

Saat 13.00'teki toplantı yerine ben sabah 10.00 gibi geldim. Erken gelmekteki amacım hem kahvaltımı burada yapmak hem de gazetemi burada keyifle okumaktı. Geldim ve İzmir'i tepeden gören bir yerde oturdum, kahvaltımı yaparken tam önümdeki duvardaki yazı dikkatimi çekti, hemen aşağıya inip fotoğrafını çektim.

Duvara o civarda ikamet eden Kürt gençleri "Biji Göztepe" / "Yaşasın Göztepe" yazmışlardı. Bu duvardaki yazı çok dikkatimi çektiği gibi, düşündürdü de... Hem İzmirli olmuşlardı, hem de Kürttüler. Kürt'tüler; duvara Kürt'çe yazmışlardı ama geldikleri şehre de uyum göstermişlerdi, yaşadıkları kenti de sevmişlerdi "Göztepe" diyerek. Eğer onların "Bijisi" kucaklanırsa ve kabul görürse, öyle anlaşılıyor ki onlar da Göztepe'yi daha fazla kucaklayıp sahiplenecekler. Ben böyle anladım Kürt gençlerinin "Biji Göztepe" yazmasını.

İşte ben de yolumun bir defa daha kesiştiği bu noktada, sizlere "Silav/Selam İzmir" diyerek bir merhaba diyeyim istedim.

İzmir deyince bende ilk çağrıştırdıkları ve hatırlattıkları ile merhaba dedim. Sizlerle arada bir birlikte olmaya çalışacağım. Kendimce yüksek sesle düşündüklerimi, denemelerimi, yüreğimden kopup gelenleri yazıya döküp sizlerle paylaşacağım, başarabilirsem.

Sevgiyle kalın,


Ergün EŞSİZOĞLU

27.05.2012

---

Editörün Notu: Yazının başlığında ve içinde geçen "slaw" sözcüğünü bir okuyucumuzun uyarısı üzerine "silav" olarak değiştirdik. Kendisine (Özden Sevimli) teşekkür ediyoruz.


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
04 Aralık 2012 09:18

Orhan Yılmaz KALE

Sevgili Ergün,

Bir zamanlar fiziksel mücadele vermiş kişilerin savaşı da, barışı da kalemleriyle yapmalarından daha güzel bir şey göremiyorum. Bu anlamda bu yazını beğeni ile okudum. Yaşadığımız son 50 yıllık süreçte çok yanlışlar yapıldığına inanan biriyim. Bu yanlışları sıralamanın bu aşamada kimseye faydası yok.

Silav/Selam İzmir yazın da beğendiğim yazılarından biriydi. Ülke olarak hepimiz yaşanan savaş ortamından rahatsızız. Ancak herkes rahatsızlığı dile getirirken herhangi birinin bir çözüm ürettiğini ne yazık ki göremiyorum.

Silav/Selam İzmir yazında Kadifekale’de ikamet eden gençlerin duvara yazdıkları bir yazıdan bahsetmiş, başka bir bölgeden geldikleri halde İzmir’i sevmiş, artık İzmir’li olduklarını yazmıştın. Ben de ailesi Diyarbakır’da ikamet eden bir iş arkadaşımın Diyarbakır’a hayran kaldığını, Diyarbakır’ı sevdiklerini söylemişti. Yani kimse bölgesel bir ayrımdan söz etmiyor. Her şehrin, her yörenin sevilecek bir sürü argümanı olduğuna inanıyorum.

Bir söz vardır. “Savaşın galibi yoktur” diye. Bu savaşın elbette faydası yok. Ayrıca İki yanlış da bir doğru etmiyor . Akan kan yine bu ülkenin kanı. Kaybedilen servet yine bu ülkenin ser veti.

Bir zamanlar seninle aynı okulda, farklı taraflarda olduk. Bu gün artık hepimiz olayları biraz daha net görebiliyor, empati yapabiliyoruz.

Bu savaşın sona ermesi için düşündüğün projeyi öğrenmek isterim. Yani kimliği dile getirmek istemediğimden sadece doğu bölgesinin halkı neyi istiyor, neyi hayal ediyor öğrenmek isterim. Dağa çıkan benim kardeşimin aklındaki proje ne. Hayali ne.

Bir takım kültürel hakların dışında istedikleri nedir. Dağa çıkan kişi yan yana yaşamış kardeşine sadece kültürel haklar için nasıl kurşun sıkabilir, nasıl kıyabilir. Biri bana anlatsın lütfen.

Özellikle senin çözümün beni rahatlatacaktır.

Sevgilerimle…

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.