Kahraman geçinen sahtekârlar

25 Haziran 2012 14:49 / 4038 kez okundu!

 


Bilinen tarihi bir olaydır. Yıl 1867-68. Sultan Abdulaziz Osmanlı tahtında oturuyor. Tanzimat'ın önderlerinden Ali Paşa da sadrazam. Dönem, Sultan Abdulaziz'in abisi Sultan Abdulmecit'in başlattığı, Tanzimat dönemi. Sultan Abdulaziz saltanatın başına geldiğinde, Girit adasında nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Rumlar çok öncesinde ayaklanmaya başlamışlardı.

Girit ayaklanması, Tanzimat karşıtlarının da el atması ile daha karmaşık bir hale geliyordu. Gerçek amacı Tanzimat'a karşı olmak olanlar, Girit konusunda gençleri kışkırtarak, her gün sadaret binası önünde toplanıyorlardı. Sadaret binası önünde toplananlar, "Girit'te savaşalım", "Girit bizim canımız, feda olsun kanımız" vs türünden sloganlar atıyorlardı. Bu durumdan bıkan Abdulaziz "feda olsun kanımız" türünden slogan atanların hemen askere alınmalarını emreder. Keskin bir şekilde slogan atanlar, isteklerinin askere gönderilme biçiminde yerine uygulanacağını anlayan slogancılar hemen çil yavrusu gibi dağılırlar. Meydanda bir tane bile slogan atan kalmaz.

Ne zaman PKK bir katliama girişse, hemen arkasından Kürt düşmanlığı üzerinden ırkçılık yapanların, nefret suçu içeren iletilerin hızla yayıldığını ve her yere servis edildiğini görürüz. Sadece PKK'ya karşı bir kampanya oluşsa, insanların PKK'ya karşı bir tepkisi açığa çıksa bu anlaşılabilir bir şeydir. Ancak sanal ortamda yapılan Kürtlere karşı düşmanlık yapmak ve Kürtlere karşı ırkçılığı teşvik etmek. Bu türden ırkçı iletileri sanal ortamda yayan keskin savaş kışkırtıcılarının bir çoğunu sadece görünen nikleri ile, kod adları ve sanal isimleri ile biliriz. Bir çoğunu gerçek isimleri ile tanımayız. Sanal maskeleri vardır hepsinin.

Bu ırkçı savaş çağrısı içeren iletileri ulaştıran ve çevrelerine yayanlardan şahsen tanıdığım bazı isimleri mercek altına alınca, ilginç bir durumla karşılaştığımı gördüm. Bunlardan bir baba oğul var ki, bunu sizlerle mutlaka paylaşmak istiyorum. Hem baba, hem de oğlu öğle iğrenç, ırkçı ve marjinal iletiler paylaşıyorlar ki, zannedersiniz bu konuda imkanları olsa en başta onlar savaşa giderler. Baba korkunç bir menfaatçi ve üçkağıtçı. En yakınlarına bile gözünü kırpmadan kazık atabilecek kadar çıkarcı olan babanın, askerlik çağı geldiği halde askere gitmeyen oğluna bir ara sormuştum "Neden askere gitmiyorsun diye?", aldığım yanıt çok ilginçti: "Bu ortamda askere gitmem".

Şimdi bu noktada hepinizi düşünmeye davet ediyorum. Kendisi "bu ortamda askere gitmeyen"ler, nedense Kürtleri aşağılayarak, Kürtlerle savaş yapmaya davet eden, ırkçı iletileri hızla yayıyorlar. Yani kendi canlarını koruma altına alanlar, başkalarının kanları üzerinden rahatlıkla ırkçılık, nefret ve savaş siyaseti yapabiliyorlar. İşte iğrenç olan ırkçılığın, bir boyutu da bu. Girit konusunda yapılan sahtekarlık ne ise, günümüzde yapılan sahtekarlık da o boyutta.

Hakkari-Dağlıca baskınından sonra 40 civarında ölen gencin daha cenazeleri yerdeyken, insan kanı-nefret-ırkçılık ortamından beslenen leş kargalarının bir kısmı ölen gençlerden sadece 8'ine sahip çıkarken, bir kısmı da gençlerin sadece 32'sine sahip çıkıyordu. Halbuki ölen gençlerin hepsi bizim. Hepsi bu coğrafyanın çocukları. Hepsinin, yüreğine ateş düşen birer anaları vardı. "İnsanların gözlerinin rengi farklı farklı da olsa, gözyaşlarının rengi hep aynıdır" diye düşünmek en doğrusu olması gerekirken, ne yazık ki, savaşın boyutunu ve ölenlerin sayısını arttıran ırkçı bir politika daha fazla hakim oluyordu, en fazla barışın savunulması gereken bu dönemde.

Kimisi Kürtlere tepeden bakan mektuplar yazıp Kürtlere ayar çekmeye çalışırken "vur mehmetçik vur" diye slogan atarak savaşı kışkırtırken, Kimisi de tam tersi noktada, kanlı baskınları överek, "vur gerilla vur" diyerek savaş denen bu yangının üstüne benzin döküyor.

İnsanların kanı üzerinden siyaset yaparak savaş kışkırtıcılığı yapanları ve çocuklarını, "toplayıp savaşa yollayacağız" densin, inanın bir çoğunun "sesinin soluğunun" aynen Girit'te olduğu gibi, hemen kesileceğini düşünüyorum.

Başkalarının çocuklarının ölümü üzerinden siyaset yapanların başına evlat acısı gelmesini istemem ve arzu etmem, ama kendi çocuklarının da bu "kirli savaş" yüzünden ölebileceğini düşünmelerini, empati yapmalarını isterim ve böylece ayakları yere basan, barıştan yana düşünceler üreteceklerine inanıyorum.

Zaten acıyı yaşayan da ve acıyı yürekten hisseden de böyle düşünüyor, kaçınılmaz olarak.

Yaşadığımız bu sürece, tarihsel parelellikler kurarak başka bir yönünden bakmayı yüksek sesle düşünmeyi denedim ve sizlerle paylaştım.

Bugünlerde "inadına daha fazla barış" demek lazım diye düşünüyorum. İnadına, barış çabalarını daha fazla desteklemek lazım, bu kahraman geçinen sahtekâr ırkçılara karşı.

Sevgiyle kalın,


Ergün EŞSİZOĞLU

25.06.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.