1982 Anayasası'nın ruhu

01 Ekim 2012 16:11 / 1696 kez okundu!

 


Adamın biri “Bir motor icat edeceğim ve kayığı nehirde bununla yürüteceğim” der. Köyün müzmin muhalifi “Gitmez bu kayık” diye basar yaygarayı. Karşı çıkan etkili olur ve herkes “icat çıkaran”la alay eder. Ancak gün gelir, motor yapılır, kayığa takılır. Kayık, büyük bir gürültüyle nehirde yol almaya başlar. Bütün gözler müzmin muhalife döner. Yüzünde mahcubiyet izi yoktur. Omzunu silkeleyerek kayığı gösterir; “Durmaz bu!..”

Şimdilerde de, anayasanın merkezinden vesayetçi gücü çıkararak, anayasa'nın merkezine insanı-bireyi koymak isteyenlere böyle davranıyor, eski anayasayı savunanlar.

Geçen hafta anayasalara sinen dile değinmiştim, anayasa konusunda kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Eğer anayasaya sinen bir dil varsa, bu dili konuşan, anayasa'ya hakim bir anlayış, düşünce ve "ruh" da var demektir.

Cumhuriyetin ilanından bu yana, bütün anayasalara sinen bir anlayış, bir düşünce ve bir "ruh" var. Bu "ruh", Cumhuriyeti kuranlarda hakim olan anlayıştan kaynaklanan bir güçtür.

Cumhuriyeti kuranlar, özellikle askerler, halkın cahil olduğunu, cahil olduğu için de halka güvenilemeyeceği ve halkın kandırılmaya müsait olduğu düşüncesinde olduklarından, kurdukları devletten tutun da, bu devlete şekil veren bütün kurumlara egemen olacak şekilde, ipleri ellerinde tutacakları, her şeyin üstünde, tepesinde duran bir "gücü" hazır ve nazır tutacak bir yapı kurdular.

Siz istediğiniz kadar sistemi değiştirmek inancıyla milletvekili seçilerek meclise gelin, mecliste istediğiniz kadar çoğunluğu sağlayın, bir de bakıyorsunuz meclisin üstünde, meclise yön veren, meclisin yapacakları hakkında karar alan, içinde askerlerin ve atanmışların yer aldığı Milli Güvenlik Konseyi diye bir kurumun var olduğunu görürsünüz.

MGK'da, mevcut anayasadan ve anayasanın ilgili maddelerinden bahsedenlere, bu MGK toplantısında "kırmızı kitap" fırlatılır, al da öğren diye. Meclisin kabul ettiği anayasa gibi, meclisin üstünde bir kurum olan MGK'nın da bir anayasa'sı var, bu da "Kırmızı Kitap"tır.

1924'ten bu yana, var olan anayasanın dışında bir de "kırmızı kitap" diye anılan "özel bir anayasa"nın olması boşuna değildir.

Halka güvenmeyen anlayış görüldüğü gibi, halkı devletin bir argümanı ve bir alt birimi olarak gören bu vesayetçi anlayış, kendini öylesine güçlü bir hale getiriyor ki, demokratik çözümlerin önünü her durumda tıkayan bir mekanizma kuruyor. Buna ilaveten meclisin üzerinde olmaya çalışan yargı, devletin üstünde kendini gören askeri kurum, vs gibi durumlarda cabası.

1982 Anayasa'sında, "devletin milleti, devletin dili, devletin vatandaşı" tarzında bir dili hakim kılan ve anayasa'da bu dili konuşturan, devlete ve topluma egemen olan bu vesayetçi anlayış ve güçtür

Bu vesayetçi anlayıştır, günümüzde bütün sorunların kaynağı olan "ulus devlet" anlayışını getiren. Bugün yaşadığımız bütün sorunların kaynağında işte bu anlayış vardır. Bu anlayıştır hayatımızı allak bullak eden.

Cumhuriyetin ilanından sonra, halka güvenmeyen tepedeki bu "güç"ün sahip olduğu anlayıştan dolayı, mutlaka kendine bazı hayali düşmanlar yaratmak istemesi boşuna değildir. İşte bu yüzden komünistler, Müslümanlar, Aleviler ve Kürtler egemen gücün her zaman düşman olarak gördüğü, hiç güvenmediği, hep kuşkuyla baktığı bu kesimler hep kontrol altında tutulan, potansiyel tehlike olarak görülen camialardır.

Düşmanlarınız bunlar olunca ne yapmak durumundasınız? Bu kesimleri tek bir ulus altında eritmek, asimile etmek zorundasınız.

İşte bu yüzden devletin dini, islamın çarpıtılmış Hanefi mezhebi olmuştur. Bunu sağlamak ve hayata geçirmek içinde devlet eliyle Diyanet kurumu kurulur. Bu kurum vasıtasıyla Alevilerin köylerine kadar camiler yapılır. İslamın diğer mezhepleri ve tarikatları baskı altına alınır ve yasaklanır.

Hedeflenen ulus yaratma projesinin en temel hedefi tek tip insan yaratmaktır. "Kaynaşmış, sınıfsız bir topluma, ulusa" ulaşmak için tek tip insan yaratmak bu projenin temel taşıdır.

Bunu sağlamak için ne yapmak lazım? Eğitim sistemini buna uygun olarak tesis ederek, Herkesin "Türk" olduğu anlatılır, Anadolu'da yaşayan herkesin Orta Asya'dan geldiği anlatılır, Türkçe'nin dışındaki bütün dillerin uyduruk olduğu söylenir ve Türkçe dışındaki bütün diller yasaklanır ve unutturulması sağlanacak bir yapı tesis edilir.

İşte böylece anayasaya egemen olan anlayış kendini dalga dalga toplumun bütün parçalarına nüfuz edecek biçimde yayılarak derinlere sızar.

Eğer yeni bir anayasa yapılacaksa, her şeyden önce devletin tepesinde duran bu gücü, bu anlayışı, tamamen tasfiye ederek, bireyi öne çıkaran, hayatın ve anayasanın merkezine insanı oturtan, devleti ve bütün kurumları da bu bireye hizmet eden mekanizmalar haline getiren bir anlayış gelmelidir.

Eğer bir güç olacaksa bu güç, devletin ve anayasanın patronu olan BİREY olmalıdır.

Sevgiyle kalın.


Ergün EŞSİZOĞLU

01.10.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.