Sokak hayvanları, ev hayvanları ve şu muhteşem ikiyüzlülüğümüz

06 Ocak 2015 12:18 / 1904 kez okundu!

 

 

Kentte ne kadar çok hayvanla yaşadığımızın farkında mısınız? Köpekler, kediler, kuşlar, böcekler, sürüngenler ve diğerleri. Kimi kent insanları içinse evin dışında yaşayan her hayvan bir mesele.

Mesele aslında sokak hayvanları değil, ev hayvanları da. Asıl mesele, onların doğrularını kendi yanlışlarına dönüştürmeye, özgür ruhlu ve doğalarının gerektirdiği biçimde yaşamaya eğilimli bu canlılara “itaat, bağımlılık, sahiplerinin alanlarını koruma, tanımlanmış sınırların dışında kalanlara saldırma” gibi davranışları öğretmeye, bu öğretileri kabullenmeyen hayvanları da “öteki” olarak işaretlemeye kalkışan kimi kent insanları. Sözü edilen tutumdan ev hayvanları da mağdur olmakla birlikte en büyük mağdurlar, açlık, susuzluk, soğuk, şiddet gibi koşullara rağmen yaşamlarını tehlikeli yollarda, kirli köprü altlarında, karanlık bina diplerinde, rüzgârlı kıyılarda, gölgeli parklarda sürdüren sokak hayvanları.

Sokak hayvanlarıyla da, ev hayvanlarıyla da ilişkilerini onların doğalarına, ihtiyaçlarına ve kentteki tüm canlıların yaşam hakkına duyarlılık göstererek sürdürenler elbetteki bu yazının konusu değil. Bu yazının konusu, köpeklerini sahip oldukları değerli bir oyuncak gibi yanlarında taşır ve bu oyuncağa sahip oldukları için yüzlerine taktıkları sahte bir ayrıcalık maskesiyle dolaşırlarken bir başka köpekle ya da insanla karşılaştıklarında hayvanın tasmasının ipini kısaltmak için kollarını kıpırdatmayanlar. Ayakkabılarının markasından elbiselerinin biçimine, kullandıkları çeviriden bozma kelimelerden anlaşılmaz el kol hareketlerine kadar binbir çeşit olguyu kopyaladıkları filmlerden devşirdikleri “köpek gezdirme edimini” içselleştirmeden uygulamaya kalkanlar. O filmlerdeki köpek gezdiren karakterlerin, karşılarına çıkan diğer köpeklerin “havlama içgüdüsüne” ve sokakta dolaşan insanların “olası köpek korkusuna” saygı gösterdiklerini ve bir karşılaşma halinde yanlarındaki hayvanları hemen kenara çektiklerini akıllarından silmiş olanlar. Köpeklerinin toplamaya zahmet etmedikleri dışkılarını kimin  temizleyeceği  konusunu, onların başlarına taktıkları puantiyeli taçların rengi kadar bile akıllarına takmayanlar. Hal böyle iken yanlarında gezdirdikleri köpeklere havlayan sokak köpeklerini tekmeleyen, onların dikkatsiz davranışları yüzünden  yere düşme tehlikesi geçirmiş yaşlıları azarlayanlar. Evlerine kapatmış oldukları kedileri kutsarlarken parklarda, kapı önlerinde aç sokak kedilerini doyurmaya çalışan özverili kent insanlarıyla temizlik tartışmasına girenler. Mobilyalarına uygun renkte seçtikleri muhabbet kuşları ve papağanlarıyla övünürlerken balkonlarına dışarıdaki kuşlar için ekmek kırıntıları ve su koyan komşularıyla kavga edenler. Çocuklarına bahçede karşılarına çıkan salyangozları ezmeyi, parkta uçuşan kelebekleri yakalayıp kanatlarını kırmayı, ağaçların üzerinde kendi hallerinde salınan tırtılların canlarını almayı öğretenler. Sokak hayvanlarını ve sokakta yaşayan ya da sokakta dolaşan insanları sevmeden bir ev hayvanını sevmenin mümkün olamayacağını  kavrayamamış olanlar.

Sokak hayvanları, ölümüne aç kalmamış ya da şiddete uğramamışlarsa hiç kimseye saldırmazlar. Onlar kent insanlarıyla birlikte yaşamaya alışmışlardır çünkü. Sokak köpekleri insanlar yürürlerken çoğu kere yanlarından geçip gider; sevgi gördüklerinde ise yürüyenleri bir süre takip ederler. Sokak kedileri gelip geçenlere uzaktan bakar, acıktıklarında da onlara yiyecek vereceklerini sandıkları kişilerin peşine takılırlar. Kafese hapsedilmiş, kanadı kırılmış, tüyleri yolunmuş atalarının acı hatıralarını kolektif belleklerinde taşıyan kuşlar, insanlara pek az yaklaşırlar. Parkları, kent meydanlarını mesken edinmiş yem satıcılarının tayin ettiği güvenli alanların dışında yere inmez; yiyeceklerini alır almaz yüksek ağaç dallarına, dokunulmaz elektrik tellerine, erişilmez çatı saçaklarına çekilirler. Böcekler ve sürüngenler ise insanların yoluna çıktıkları anda kaybedeceklerini bilir ve kentteki  hayatlarını onlarla köşe kapmaca oynayarak geçirirler.

Kent insanlarıyla ve hayatını kentte sürdüren diğer hayvanlarla birlikte yaşamayı öğrenmiş sokak hayvanlarına karşılık, verili sistem tarafından  bir çeşit ahlak bozumuna uğratılmış ev hayvanları için sahipleri ve sahipleri tarafından belirlenmiş ayrıcalıklı alanların dışında kalan her canlı “öteki”dir. “Ötekileştirme” öğretisinden yalnızca sahipleri tarafından “ötekileştirmeye karşı” özel bir eğitime tabi tutulan ev hayvanlarının kurtulma ihtimali vardır. Bu ihtimal nadiren gerçek kılınabildiği için ev köpeklerinin büyük bölümü önüne gelene havlar; ev kedileri genelde misafir gelince huysuzlanır; ev kuşları çoğu kere ortalıkta bir yabancı gördüklerinde içlerine kapanırlar. Ötekilerini kabullenemeyen her ev hayvanının ardında, sahip olduklarının dışındakilerini sevmeyen bir “sahip”, sokağın öğretici, özgürleştirici, paylaştırıcı, adil kılıcı ruhuna kapılarını kapamış bir “ev”, evin ikili ahlakına gömüldükçe eline sokak hayvanlarının kanını bulaştıran bir “kent” ve her kötülüğe o kötülüğün bağlamından arınmış iri bir açıklaması bulunan bir “sistem” vardır.

Mesele sokak hayvanları değil, ev hayvanları da. Mesele şimdilik gücü elimizde tuttuğumuz için var edebildiğimiz bir binalar ormanında yaşarken otun, ağacın, hayvanın, suyun, güneşin, ayın da sahibi olduğumuzu sanmamıza yol açan şu inanılmaz egomuz ve bize itaat ettiği ya da bizi eğlendirdiği sürece besleyip süslediğimiz ev hayvanları ile özgür ruhlarını her şeye rağmen korudukları için itip kaktığımız sokak hayvanlarına davranışımızdaki çelişkinin ardında yatan şu muhteşem ikiyüzlülüğümüz.

 

Emel KAYIN

06.01.2015

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.