Başkasının hayatından kopya çekmek

16 Kasım 2015 15:15 / 2215 kez okundu!

 

 

Çağımızın modası başkasının hayatından kopya çekmek. “Kopya” kelimesinin modern dünyadaki anlamını kısaca çerçevelemek gerekirse, bu edim “bir fikrin, bir bilginin, bir üretimin sahibinin adı geçirilmeden kullanılmasıyla oluşan çalınma” hali, “çalınanın çalana aitmiş gibi topluma sunulmasıyla da oluşan kandırma” hali. Kurgular, bakış açıları, yaklaşımlar, yapıtlar, tavırlar, cümleler, çizgiler, imajlar, kayıtlar, giysiler, ilişkiler, çevreler, adres defterleri çalınıyor. Çalınanların içinde en değerli, en yerine konulamaz olanı, çaldıranın canını en çok acıtanı da, yaratıcı zihin ve çalışan bedenin birlikteliğiyle ortaya konulabilen ve yapıtların temelini teşkil eden “özgün hayat fikirleri”.

Güçle, parayla, ilişkilerle sahip oldukları arzu nesnelerini çoktan tüketmiş ve her yıkıcı tüketimin ardından daha da büyük bir kara deliğe düşmüş olanların yeni hedeflerini “sahne” oluşturuyor. Sahne ışıklarının altında, kameraların karşısında, alkışların uğultusunun ortasında olmak, maddi ve temsili anlamlarıyla çağın en kirli arzusu durumunda. Yetenekli yeteneksiz, bilgili bilgisiz, emek vermiş emek vermemiş herkes sahnede olmayı istiyor artık ve çoğu kimsenin bunun için yapamayacağı hiçbir şey, ödeyemeyeceği hiçbir bedel yok. Hal böyle olunca da ortaya koydukları fikrin, bilginin, üretimin hakkını vermiş pek çok kişi kopya mağduru haline geliyor.

Başkasının hayatından kopya çekerek sahneye çıkmaya çalışan ya da sahneye çıkmış olanların başta gelen kurbanlarını “özgün hayat fikri kurgulayabilenler” teşkil ediyor. Sanata, bilime, topluma, dünyaya yeni ufuklar açmak, zamanı yarmak, hayatı dönüştürmek üzerine kurulu ideallerin peşine düşen ve ideallerin peşinde neredeyse bir ömür harcamayı göze alan özgün hayat fikri kurgulayıcıları, çoğu kere fikirlerini ortaya koydukları anda onların “kopyalanması” ya da “içinin boşaltılması” hali ile karşılaşıyorlar. Neredeyse çocukluklarından itibaren çoğunluğun görmediğini görebildikleri, düşünmediğini düşünebildikleri, söylemediğini söyleyebildikleri, yapmadığını yapabildikleri için benzerleriyle birlikte ortasına itildikleri “ötekinin evreni”nde başlarına geleni anlatmak üzere attıkları çığlığı yeterince duyurmayı başaramıyorlar. Bu insanlar, özgün bir hayat fikri yaratmanın “dünyada varlık bulmuş bir emek” ve “bedeline katlanılmış bir üretim” olduğuna inandıkları, üstelik de “sözün hakkının söze, emeğin hakkının emeğe verileceği bir dünya” konusunda mücadele ettikleri için acı çekiyorlar.

Hayatlarını kendi emeklerinin üzerinde özgün hayat fikirleri inşa etmeye çalışmakla geçirmiş olanlar hız dünyasının insanları değiller. Akıllarına taktıkları mesele konusunda günlerce, aylarca, yıllarca çalışıyorlar. Kendi kendilerine, başkalarına, hayata, zamana ve evrene sordukları her sorunun üzerine yeni bir soru koyuyorlar. Her geçen gün biraz daha uçucu, biraz daha kaygan yaşamanın, kullanıp atmanın, yolu yüzleşmeye çıkan uzun hikâyeleri dinleyememenin, vurup kaçmanın, acıtıcı olanla karşılaşıldığında gözlerini kaçırmanın moda olduğu bir dünyada soru soranların başına gelebilecek türden yalansız bir yalnızlığı yaşamayı göze alıyorlar.

Hayatlarını “başkasının hayatından kopya çekmek” üzerine kurmuş olanlar hızlılar; çığırtkanlar; kalabalıklar; üstelik onlar da çalışıyorlar. Yaratıcı olmadıkları ya da sınırlı bir yaratıcılığa sahip oldukları, üstelik de yaratıcılığı beslemek için gereken “sonsuz çabalama, korkusuz düşünme, ölçüsüz cesaret etme, hesapsız vazgeçme” gibi aşamaların bedelini ödemeye yanaşmadıkları halde tüm bunları yapmış olanların sahnesine yerleşmeyi arzulamaları, epeyce gayret göstermelerini gerektiriyor. Kopya çekmeyi başarabilmek için çaba sarf etmeleri gerektiği gibi kopyaladıkları fikri, cümleyi, çizgiyi, imajı, tavrı, duruşu üzerlerine oturtabilmek ve sahip oldukları kimlik yanılsamasını görünmez kılabilmek için de çalışmak zorundalar. Kopyaladıkları fikrin üzerinde kurdukları yeni kimliği, sahip oldukları güç, para ve ilişkilerle çoğaltabilmeleri için de ciddi bir mesai gerekli. Bu işler bitince gerçek hikâyelerini bilmeyen ve varlıklarını meşru kılabilecek yeni çevrelerin, taze ilişkilerin peşine düşüyorlar.

Kuşkusız kopyacıların bir miktar yeteneği de var; sahne hiç yeteneksiz olanları geriye kusar çünkü. Derinlemesine bakmaya cesaret edebilmişlerin az olduğu günümüz dünyasında “yalan” işte tam da bu noktada başlıyor. Sahne ışıkları “kopya” olanı “ışıltılı bir gerçeklik” haline getirirken “bedeniyle, ruhuyla, emeğiyle inşa ettiği özgün hayat fikrini çaldırmış olanın mağduriyetini” gözlerden saklıyor. Modern zamanların dünyası, sahnede olanı çılgınca alkışlarken oraya nasıl çıkıldığının hikâyesine ise kulaklarını tıkayan bir eksende dönüyor.

Başkasının hayatından kopya çekerek varlık kurmaya kalkışanlar her yerdeler. Bu tür bir karakter kimi zaman, sağdan soldan edindiği fikirlerle kentsel mekânların geçmişi, bugünü, geleceği hakkında büyük cümleler kuran ve sahip olduğu erkle tartışma sahnesine o konuda gerçek üretimler yapmış ya da yapmamış olanlardan hangilerinin çıkacağını tayin etmeye soyunan bir sanal kariyer adamı. Kimi zaman, kopyaladığı fikirleri kendileştirip darmadağın ettiği bir içerikle ortalığa saçarken fikirleri yaratanlarla yüz yüze gelmemek için onların adlarını protokol listelerinden sildiren bir yerel yönetim danışmanı. Kimi zaman, stratejik yerlerde, stratejik kişilerle birlikte durduğu için eline geçmiş özgün bir kitap ya da kitap dosyasından devşirdiği bir hayat fikrini kullanarak üretim yapmış, devşirme işi biter bitmez de elinde tuttuğu kaynağı unutturmaya girişerek ardında duranların yardımıyla “kültürel iktidar” oluşturmaya kalkışmışken, emek sömürüsüne, adalete, muhalif olmaya dair iri cümleler kurmaya cüret eden bir yazar. Kimi zaman önüne gelmiş iyi bir senaryoyu bozundurmak üzere kendi takımına armağan eden bir yönetmen. Kimi zaman çalıntı senaryo ile çekilen dizi tuttuğu için magazin medyasına kasılarak poz veren bir senarist. Kimi zaman başkaları tarafından üretilmiş nitelikli fikir, bilgi, söylem ve çalışmaları ölçüsüz kullanarak sahnede boy gösteren, üstelik de bunu “üretimin kaynağını anmak” gibi en temel etiği bile gözetmeden gerçekleştiren sözde bir bilim insanı. Kimi zaman kendisinin o yere ayak basmasından yıllar önce başlatılmış işlerin ne zaman ve kimler eliyle hayat bulduğu konusunu zihninin ötesine atarak parlak sahneler yaratma ihtimali olan her işi kendi görkemli varlığına bağlayan bir yönetici. Kimi zaman, kadın söylemi, çevre gündemi, demokrasi, adalet, eşitlik, kardeşlik meselesi, yani iyi görüntü veren hangi konu varsa o konudaki fotoğrafın içine dalıp daldığı yerin içini boşaltan bir politikacı. Kimi zaman yaptığı icraatlarla havayı tükettiği, suyu kirlettiği, ağacı kestiği, toprağı ot bitmez hale getirdiği halde dünyanın en çevreci girişimlerine destek veren bir yatırımcı. Kimi zaman gözetlediklerinin eş dost listesini önüne alıp onlara iletiler gönderen, kokteyllerde bu insanların yanında durmaya gayret eden, onlara gereği olmayan hediyeler, beğeni dolu yorumlar sunan bir sosyal röntgenci. Kimi zaman gözüne kestirdiği kişinin elbisesinin aynısını diktiren, çantasının aynısını satın alan, yüz ifadesinin aynısını yüzüne konduran, işyerindeki konumunun aynısına sahip olabilmek için sınır tanımayan girişimlerde bulunan bir arkadaş. Kimi zaman bitişik evdeki koltuğun, perdenin, pasta tarifinin tıpatıp aynısını kendi evine uygulamaya kalkan bir komşu. Sürekli kopyalıyorlar. Kopyaladıkları fark edilmesin diye de hiç dinmeyen bir uğultuyu ortalığa pompalıyorlar. Gerçeği sahneye çıktığında kopya olan fark edileceğinden özgün hayat fikirlerini kopyaladıkları insanları anmayarak, onları unutuluşa mahkûm etme yönünde çaba sarf ederek yaşıyorlar.

Başkasının hayatından kopya çekerek varlık kurmaya kalkışanlar, yaptıklarını kamufle etme yönünde çok deneyimliler. Onları görebilmek için derinlemesine, aşağıdan, yukarıdan, yakından, uzaktan, yatay, dikey, açılı ve akla gelebilecek çeşit çeşit şekilde bakmak gerekli. Kopyacıları yakalamak zor olsa da bu büsbütün imkânsız değil, çünkü aşağıdaki ipuçları dikkatle takip edildiğinde kendilerini kaçınılmaz biçimde ele veriyorlar:

- Ansızın daha önce hayatlarında hiç var olmamış, oysa yaratılması için sağlam bir çalışma gerektiren ışıltılı ya da dönemi için özgün bir fikirle ortaya çıkarlar. Fikir o kadar ışıltılı, o kadar özgündür ki kimse bu fikrin ardında hangi hikâyenin saklandığına dikkat etmez.

- Ortalarda kopyaladıkları fikirle yaptıklarını öne sürdükleri yeniliğin gururuyla dolaşır; yaratıcılık sahnesinde ayrıcalık talep eder; kendilerini söz konusu yeniliğin uzak ikonlarına doğrudan bağlayacak metinler yazarak ya da yazdırarak bulundukları alanın tarihini tahrif eder; bu kapsamdaki kayıtları oluştururken kopyaladıkları fikir sahiplerini mutlaka unutur; onların yapıtlarını, sözlerini, çalışmalarını görünmez ve duyulmaz kılmak için ellerinden geleni yaparlar.

- Yalnız dolaşamazlar. Yanlarında daima kopya çekmelerine yardım ettikten sonra kopyaladıkları hayat fikrinin üzerinde kurdukları varlıklarını, çoğaltıp büyüten bir “takım” vardır. Son dönemde en yaygın görülen takım, “kopya fikirle yapıt imal eden yetenekli bir kopyacı”, ile “yapıt hakemi kimliğiyle dolaşırken değerlendirmelerini ilişkilerine ve çıkar hesaplarına temellendiren kültürel bir ticaret erbabı” ve “kopyacının takdim edileceği sahneyi kuran bir etkinlik erbabı”nın bir arada bulunduğu takımdır. Böylece ortamdaki tüketicilerin ihtiyaç duyduğu çok yönlü meşruiyet zemini ile işlerin yürütülmesini mümkün kılacak finans kolayca sağlanır.

- İri cümleler ve akılda kalıcı sloganlarla konuşur; kelimelerinin arasına kopyaladıkları fikir aracılığıyla yaratmaya kalkıştıkları iktidar yoluna çıkacakların başına gelebilecekler konusunda örtük tehditler sıkıştırırlar. Kopya çektiklerini bilenlerle aynı ortamlarda bulunmamaya gayret ederler. Kötülüklerinin anlaşılması ihtimalinden o kadar büyük bir endişe duyarlar ki bu yöndeki örtük bir konuşma girişimini bile saldırganlıkla bertaraf etmeye çalışırlar.

Özgün hayat fikirleri kopyalandıkça “şiddet” ve “korku” çoğalıyor. Şiddet çoğaldıkça korku; korku çoğaldıkça şiddet. Sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir varlık da olan insanın maruz kaldığı “en önemli şiddet türleri” arasında “insanın ürettiği fikrin ve yapıtın kopyalanması, çalınması, değersizleştirilmesi, içeriksizleştirilmesi, yok sayılması” da yer alıyor. “Fikir” ve “yapıt” özünde psikolojik bir üretim olduğu için “fikir ve yapıt sahipliliği konusunda uygulanan psikolojik şiddet” insanın kimliği konusunda uygulanan şiddet ile eşdeğer sayılıyor. Bu yüzden de çağın “kap kaç; ama hızlı davran” kuralıyla yol alanlara fikirlerini, emeklerini, yapıtlarını kaptırmış olanlar diğer şiddet mağdurlarının yüz yüze geldiği travmaların benzerlerini yaşıyorlar. Başkasının hayatından ve özgün hayat fikirlerinden kopya çekerek varlık kurmuş olanlar ise korkuyorlar. En büyük korku şu: Kopyanın yakalanması, gerçeğin ortaya çıkması. Ölümcül bir korku bu; çünkü insan sahip olduğu kolektif bellek dolayısıyla bilir ki geçmişin gölgesi bugünün ışığını daima takip eder. Daima….

 

Emel KAYIN

16.11.2015

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.