Yolsuzluklar ve Kürt sorunu

27 Aralık 2013 19:39 / 901 kez okundu!

 

 

4 bakanın suçlandığı, 3 bakanın çocukları ile birlikte 2 büyük inşaat şirketinin sahiplerinin, Halk Bankası Genel Müdürü'nün, Fatih Belediye Başkanı'nın göz altına alındığı yolsuzluk operasyonu sürüyor ve giderek daha fazla bilgi ortaya çıkıyor.

Aslında birden çok soruşturma, aynı anda bir gözaltına alma operasyonuna dönüşmüş durumda. Ancak ana operasyon, İran kökenli birilerinin işlerini bakanlara rüşvet vererek yaptırmaları. Verilen rüşvetlerin miktarları dudak uçuklatıcı, dolayısıyla söz konusu paraların akıl almaz ölçülerde büyük olduğu açık. Gözaltına alınanların bir kısmının evlerinden çıkan paralar, milyonlar.
Operasyon kapsamı içinde dört bakanın ismi geçiyor, Egemen Bağış, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar. Sızan haberlere göre, İçişleri Bakanı Muammer Güler, oğlunun teknik takipte olduğundan şüpheleniyor ve bunun üzerine operasyon hızla başlatılıyor. Ama neden üç farklı soruşturmanın aynı gün başlatıldığı belli değil.
AKP, ilk seçimlere temiz yönetin sloganı ile katıldı. Önceki hükümetler dönemindeki soygunlar, banka hortumlamalar sonrasında AKP "şeffaf yönetim" sloganı ile epeyce itibar toplamıştı. Şimdi 4 bakanı birden büyük bir yolsuzluk, rüşvet operasyonuna bulaşmış durumda. Ortada videolar, fotoğraflar ve evlerde bulunan kayıtlar var.
Bugün operasyonun başlamasından bu yana tam 2 gün geçti. Bakanlar hâlâ görevlerinde, üstelik içlerinden birisi İçişleri Bakanı ve şimdiye kadar çok sayıda Emniyet Müdürü, bu bakanın direktifleriyle görevden alınmış durumda. İçişleri Bakanı, oğlunu takip ettiren, yaptıklarını belgeleyen ve sonunda da gözaltına alan polis müdürlerini görevden aldı ve hâlâ bakanlığa devam ediyor.
Yolsuzluk operasyonlarının bir başka yanı ise imara dönük. Büyük inşaat şirketlerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın nasıl ucuz arsa kapattığı, arsaların imar planlarını nasıl değiştirdiği üzerine. Gene dudak uçuklatacak paralar söz konusu.
Bütün bu operasyonların Cemaat tarafından yapıldığı iddia ediliyor, bunda mutlaka bir haklılık payı var ama tamamen Cemaat operasyonu demek açık ki yanlış olur. Devletin bazı kurumları belli ki harekete geçmiş.
İşin içinde İran'dan büyük, çok büyük miktarlarda para aklanması söz konusu olunca, besbelli ki ABD de işin içine girmiş olmalı. İran'a karşı süren ambargonun en önemli kısmı böylece yırtılmış oluyor ve ABD bu konuda çok hassas.
Bu operasyon, açık ki AKP'yi yıpratmakta. Egemen sınıflar arası bir çatışma ama biz kenara çekilip "yesinler birbirlerini" diyemeyiz. Burada hükümet geri adım atmalı. Bütün olanaklarımızla bunu sağlamalıyız. Hiç değilse dört bakan istifa etmeli.
Hükümet bu işte geri adım atmıyor. Emniyet Müdürleri'nin işten alınması, sürgün edilmesinin yanı sıra operasyonu sürdüren savcı Zekeriya Öz'ün yanına iki savcı daha atandı. Sanki işleri kolaylaştırmak için ama çok kuşkulu atamalar bunlar.
Ama hükümetin karşı koyuşu bunlarla sınırlı eğil. Başbakan "Devlet içinde örgütlenme var" diyor ve bunu açığa çıkaracaklarını söylüyor. Besbelli ki devlet içindeki örgütlenme, kendilerine "Hizmet" diyen Cemaat. Yani kılıçlar tam çekildi ve yakında büyük, oldukça büyük yeni hamleler göreceğiz demek.
Bu çatışmada sosyalistler, şu ya da bu tarafta olmayacaklar ama tarafsız da olmayacaklar. Bu gelişmede tarafımız, yolsuzlukların daha da geniş kapsamlı açıklanmasıdır, operasyonun devamıdır. Yolsuzluğa bulaşan bakanların istifası, herkesin kısa zamanda cezalandırılmasıdır. Bunun sonucundaki politik hesaplaşma bizi ilgilendirmez.
Türkiye bu arada bir başka çok önemli süreç yaşıyor. Ülkenin kaderi aslında bu sürece çok bağlı. Çözüm süreci giderek tıkanıyor. Son olarak darbe planlamaktan 34 yıl ceza yemiş olan Mustafa Balbay'ın serbest bırakılması, buna karşılık henüz ceza yememiş ama yıllardır gözaltında olan BDP'li milletvekillerinin serbest bırakılmaması, bu ülkede iki düzeyde işleyen bir hukuk düzeni olduğunu göstermektedir. Kürdistan'da Kürtler için bir hukuk var, Batı'da Türkler için bir başka hukuk düzeni var.
Bugün çözüm süreci hâlâ yıkılmadıysa, bunun tek nedeni Kürt Özgürlük Hareketi'nin, KCK Başkanı Abdullah Öcalan'ın bu seneki Newroz gösterisinde Diyarbakır'da okunan mesajındaki çizgiye bağlı kalınmasıdır. Herkes bilmelidir ki, çözüm süreci tam anlamı ile tıkanırsa sadece AK Parti değil, tüm Türkiye yeniden büyük, çok büyük bir sarsıntının içine girer. Silahların susmasından önceki durumu hatırlamakta yarar var.
Şimdi görev, çözüm sürecinin ilerlemesi için ileri atılmaktır. Yolsuzlukların, rüşvetin üzerine gidilsin ama aynı zamanda çözüm sürecindeki tıkanma aşılsın. Kürt hareketinin talepleri karşılansın. Tutuklu rehineler serbest bırakılsın, Öcalan'ın koşulları değiştirilsin, anadilde eğitim gerçekleşsin, demokratik özerklik doğrultusunda adımlar atılsın. İçinde olunan dönem iyi değerlendirilsin, yarın her şey farklı olabilir.
Bütün bunlardan sonra, yaklaşan seçimlerde ne olacak? Çünkü belli ki bütün gelişmeler gelip sonunda seçimlere dayanmaktadır. Başbakan "örgütlenin, seçimlerde karşımıza çıkın" demektedir. CHP ile MHP arasında gizli ve zımni bir ittifak oluşmaktadır. Ulusalcı sosyalistler, CHP'nin sağcı adaylarına rağmen CHP'nin arkasına dizilmeye başladılar. Kimileri AKP'nin gidici olduğunu, oy kaybedeceğini, İstanbul, Ankara, İzmir ve daha birçok kenti kaybedeceğini söylüyorlar. Bu bir olasılık ama oldukça zayıf bir olasılık. AKP bir miktar oy kaybetse de yıkıma uğramaz. Aslında büyük ölçüde oy kaybı için yeterince neden olmasına rağmen durum bu. Çükü karşısında AKP seçmenini kazanacak bir alternatif yok.
AKP iktidarının ve sürekli oy arttırmasının nedeni, alternatifsiz olması ve karşısındaki güçlerin hatalarıdır. AKP'yi geriletecek olan siyasi çizgi, tüm karşıtları bir araya getirecek adımlar değil, AKP tabanını kazanmaya başlamaktır.
AKP tabanında huzursuzluk var. Referandumda "yetmez ama evet" diyenleri takip edenler bugün daha güçlü bir biçimde "yetmez" ya da "yeter" diyorlar ama sorun gene bir alternatifin olmamasıdır.
HDP bu dönemde bir alternatif olarak öne çıkabilir. Biz bugün en önemli görev olarak HDP'nin bağımsız bir çizgi ile emekçilere hitap eden bir politika sürdürmesi için çalışacağız. İstanbul, bu seçimlerin en önemli meydan savaşlarından birisidir. Bir tarafta AKP'nin neoliberal politikalarını savunan adaylar var, diğer tarafta ise onlardan hiçbir farkı olmayan CHP adayları. Kadir Topbaş ile Sarıgül arasında hiçbir fark yoktur. Ya da Ankara'da Melih Gökçek ile Yavaş arasında da hiçbir fark yoktur. HDP adayları farkı göstermelidir, emeğin sesi olmayı, özgürlüklerin ve demokrasinin sesi olmayı, aşağının sesi olmayı başarabilmelidir. Bunun gerçekleşmesi önümüzdeki dönemin en belirleyici görevidir.

 

Doğan TARKAN

19.12.2013

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.