Resmî çizgi ile mücadele

22 Ekim 2013 21:40 / 2833 kez okundu!

 


Fethiye Çetin’in Utanç Duyuyorum kitabını okumaya başladım. Hrant Dink cinayetinin yargısı üzerine yazmış. Mutlaka herkes okumalı. Hem insanın yüreğini parçalıyor hem de öfkesini bir kez daha kabartıyor.

Hrant’ın davaları ile başlıyor. Hrant kimsesiz. Yanında, arkasında kimse yok. Tek başına mücadele ediyor. Ne kadar utandım bunları bir kez daha hatırlayınca. Sonra Orhan Pamuk ve başkalarının davaları başlıyor. Orhan Pamuk “1,5 milyon Ermeni ve 40 bin Kürt öldürüldü” deyince, Kemal Kerinçsiz hemen Pamuk hakkında suç duyurusu yapıyor. Bizler işte o davalarda duruma uyandık, davalara gitmeye, Kerinçsiz ve çetesinin karşına dikilmeye başladık.

Gene o günlerde Danıştay cinayeti işlendi. Katil, polis sorgusunda “Ermenileri de öldürecektik” demiş ve bu Yeni Şafak gazetesinde yayınlanmıştı. Kimse bu haberin arkasında durmadı. Fethiye Çetin Hrant’ın nasıl gene yapayalnız kaldığını anlatıyor.

Bir kısmımız arka arkaya açılan bu davalara gitmeye başladığımız günlerde kendilerini solda göstermeye çalışan bazıları ise Ermeni sorununun suni olduğunu, millî birliğe zarar verdiğini yazıyorlar, Orhan Pamuk’a saldırıyorlardı. Bir başkası ise Hrant’ı yazı yazdığı günlük gazeteden “çok fazla Ermeni konusunda yazıyor” diye eleştirerek kovuyordu.

İnsan Fethiye Çetin’in kitabını okuduktan sonra Ergenekon Davası hakkında nasıl hâlâ kuşku yayabilir, nasıl hâlâ Balyoz Davası konusunda tereddütler saçabilir? Kerinçsizlerin, Küçüklerin ve sayısız generalin masumiyetini savunabilir nasıl? Anlamak zor.

Dün Orhan Pamuk’a saldıran, Ermeni soykırımını reddeden çevreler ardından da darbecilere karşı mücadele edenlerin önüne çıktılar. Darbecilere karşı mücadele edenlere karşı öylesine öfke duyuyorlar ki hâlâ ağızlarından salyalar akıtarak saldırılarını sürdürüyorlar. Kinlerinden bir an bile vazgeçmediler.

Bir “sol” siyasî çizgi nasıl olur da hem Ermeni sorununda hem de darbeler konusunda bu denli gerici bir noktada durabilir. Böyle bir tesadüf olabilir mi? Üstelik aynı “sol” siyasî çizgi Arap Baharı konusunda da en gerici noktada duruyor. Arap devrimlerini yok sayıyor, 40 yıllık diktatörlükleri aklıyor, onların yanında tutum alıyor. Suriye konusundaki tek haber kaynağı Suriye Devlet ajansı.

Elbette ki böyle bir “sol” siyasî çizgi olamaz. Yıllar önce Atatürk “bu ülkede komünist partisini de biz kurarız” diyerek sahte bir TKP kurmuştu, bugün ortalarda dolaşanlar işte aynı türden bir örgüt. Saflarında mutlaka samimi unsurlar vardır, ama yöneticilerinin resmî oldukları açık. Politikaları bu nedenle sosyalist olmaktan ziyade ulusalcı sosyalist. Her tepkileri bu biçimde.

Bugünlerde bayrağa, Türk bayrağına sahip çıkıyorlar. “Gezi ile birlikte Türk bayrağı emeğin eline geçti”. Gerekçeye bakın siz! Boşaltılan Atatürk Kültür Sarayı’ndan polislerin sarkıttığı bayrak sanki ABD bayrağı idi.

Bayraklar ulusları temsil eder. Uluslar ise egemen sınıfı da kapsar ve bayrağı bayrak yapan egemen sınıfların çıkarıdır. Ulusal sınırlar egemen sınıfların icadıdır, bayrak o ulusal sınırların içinde anlam kazanır.

Türkiye’de ise bayrak egemen sınıflar için daha da anlamlıdır. Ulus yaratma çabasının bir parçasıdır bayrak. İnkâr ve asimilasyon, soykırım ve zorla göç ettirme politikalarının sembolüdür. Kürt bayrağı yasaktır, Kürtçe yasaktı. Ermeni soykırımı yapıldığını söyleyenler yargıya yollanır, bazen de Hrant gibi ensesinden vurularak öldürülür. Ve resmî parti, bayrağın artık emekçilere mal olduğunu savunuyor! Gezi’de ortaya çıkan bayrak üstelik yan tarafında Atatürk’ün de resmini taşıyordu. Ona sahip çıkan Atatürk’e de sahip çıkar ve nitekim resmî partinin 29 Ekim kutlamalarıyla birlikte bu da gerçekleşiyor.

Resmî ağız çok çirkin. İçlerinden birisi Adolf Hitler’in ağzı ile Roni’ye saldırmış. Ufuk Uras’ı yalan yanlış bilgilerle eleştirmeye kalkmış. Bırakalım onlar bildiklerini okusun. Sağa sola çamur atmaya devam etsinler. Sosyalistlere, devrimci sosyalistlere hakaretler savursunlar, Türk Bayrağı’na sahip çıkıp 29 Ekim’i kutlasınlar. Bırakalım onlar soykırımın olduğunu savunanlara düşmanlık beslesinler. Bırakalım onlar darbecileri savunsunlar, Kerinçsizleri, Küçükleri korusunlar, darbelere karşı mücadele edenlere düşmanlık yaysınlar. Bırakalım onlar Atatürk’ü, Esad diktatörlüğünü, Baas’ı savunsunlar. Arap devrimlerine düşman olsunlar.

Biz devrimi ve sosyalizmi, halkların kardeşliğini, Kürt özgürlük hareketini savunmaya devam edelim.

Bırakalım onlar 29 Ekim’e hazırlansın, biz çözüm için sokağa çıkmaya, kazanmaya hazırlanalım.

Bırakalım onlar bayrağa sahip çıksın, biz 24 Nisan’a hazırlanalım.


Doğan TARKAN

21.10.2013


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.