Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: ABD'nin oyalama taktiği büyüyen bir sorun olmaya başladı

04 Ekim 2018 02:48  

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: ABD'nin oyalama taktiği büyüyen bir sorun olmaya başladı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, YPG'nin Münbiç'ten çekilmesi öngören mutabakat konusunda Amerika Birleşik Devletleri'ni sert sözlerle eleştirdi. Washington yönetiminin oyalama taktiği izlediğini belirten Kalın, "Bu taktik büyüyen bir sorun olmaya başladı" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "İdlib mutabakatının detayları şu anda özellikle Rus mevkidaşlarıyla ilgili birimlerimiz tarafından müzakere ediliyor. Sınırların ne olacağı, ne kadar içeri girileceği, coğrafi sınır ya da topoğrafya itibarıyla nerelerden ne kadar içeri girileceği konuları da detaylı bir şekilde çalışılmaya devam ediliyor." dedi.

Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısının ardından açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Toplantıda 100 günlük eylem programının ilk 50 gününün detaylı bir şekilde ele alındığını söyleyen Kalın, kamuoyuyla paylaşılan projelerin ne aşamada olduğu ile ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından sunum yapıldığını dile getirdi. 

Projelerin büyük oranda takvime uygun bir şekilde hayata geçirildiğinin gözlemlendiğini belirten Kalın, programın gerisinde kalan projelerle ilgili de gerekli tespit ve tedbirlerin de etraflı bir şekilde ele alındığını ifade etti. Kalın, "Sayın Cumhurbaşkanımız bu projeleri bizzat kendisi de yakından takip ediyor ama şu anda açıklanan takvim ve alınan mesafe itibarıyla tablonun memnuniyet verici olduğunu ifade edebiliriz." diye konuştu. 

Kalan 50 gün içerisinde de takibin devam edeceğini söyleyen Kalın, bu çerçevede millet bahçeleri, millet kıraathaneleri, üçüncü havalimanı, Kanal İstanbul gibi büyük çaplı projelerin de planlandığı şekilde uygulanmaya devam ettiğini ifade etti.

Kalın, "Özellikle üçüncü havalimanıyla ilgili çalışmaların yüzde 97 oranında tamamlandığını ifade edebiliriz ve planlandığı ve kamuoyuna duyurulduğu şekilde de 29 Ekim günü inşallah üçüncü havalimanına intikal olacak ve orada artık yeni havalimanından ulusal ve uluslararası uçuşlar başlamış olacak. Dolayısıyla oradaki takvimde herhangi bir değişiklik söz konusu değil, bunun özellikle altını çizmek istiyorum." dedi.

İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının güvenlik durumuyla ilgili sunumlarının da olduğunu söyleyen Kalın, hem iç hem dış güvenliği ele alan bu sunumlarda Türkiye'nin ulusal çıkarlarına tehdit teşkil eden bütün terör unsurlarına ve terör yapılanmalarına karşı alınan tedbirlerin detaylı bir şekilde değerlendirildiğine işaret etti. 

Kalın, "Özellikle son dönemde PKK gibi, DHKPC gibi, PYD/YPG gibi DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı son derece etkin bir mücadele verdiğimizi biliyorsunuz. Hem Türkiye topraklarında hem de sınır ötesinde Suriye'de, Irak'ta ve başka yerlerde. Aynı şekilde FETÖ terör örgütüne karşı da faaliyetlerimiz, mücadelemiz yoğun bir şekilde bütün dünya sathında devam ediyor. Buradan herhangi bir geri adım atılması söz konusu değil." diye konuştu. 

Genel asayişle ilgili de güvenlik birimlerinin son derece başarılı bir performans sergilediklerini söyleyen Kalın, bununla ilgili detayların da toplantıda ele alındığını bildirdi. 

ABD ZİYARETİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'de BM toplantısına katılımına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kalın, "Özellikle İdlib mutabakatının bütün dünyada takdirle karşılandığını herkes ifade ediyor. Bunun sonuçlarını da bugün zaten görmeye başladık. Neyi kastediyorum bununla? Eğer böyle bir mutabakat sağlanmasaydı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat şahsen üstlendiği bu girişim başarılı olmasaydı bugün muhtemelen İdlib'de büyük bir insani dramla karşı karşıya olacaktık, büyük bir göç dalgası sadece Türkiye topraklarını değil, dünyanın, bölgenin diğer ülkelerine de Avrupa'ya kadar vuracaktı. Bu İdlib mutabakatının detayları da şu anda özellikle Rus mevkidaşlarıyla ilgili birimlerimiz tarafından müzakere ediliyor. Sınırların ne olacağı, ne kadar içeri girileceği, coğrafi sınır ya da topoğrafya itibarıyla nerelerden ne kadar içeri girileceği konuları da detaylı bir şekilde çalışılmaya devam ediliyor.

Bir takvim var, önce 10 Ekim, sonra 15 Ekim, yani 10 Ekim'e kadar ağır silahların çekilmesi, 15 Ekim itibarıyla da terörle iltisaklı bütün unsurların bu sınırlardan çekilmesiyle ilgili, bu takvim de ilerliyor. Milli Savunma Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımız Rus mevkidaşlarıyla bu istişarelerini sürdürüyorlar şu ana kadar da pürüzsüz bir şekilde bu konuyu belli bir olgunluk noktasına da getirdiler. Bu da bizim açımızdan tabii ki memnuniyet verici." 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın New York temaslarında liderlerle görüştüğünü ve bu görüşmelerde bu konunun her görüşmede gündeme geldiğini ifade eden Kalın, şöyle devam etti:

"Sayın Cumhurbaşkanımızın BM Genel Kurulu'na yaptığı hitapta özellikle küresel barış vizyonuna vurgu yapması tek taraflı, tepeden inmeci, 'güçlüyüm, dolayısıyla haklıyım' diyen dünya görüşüne karşı, çok taraflı, kucaklayıcı, adaleti, eşitliği ve işbirliğini öne çıkartan vizyonu da dünya kamuoyuyla paylaşıldı. Aslında şu anda dünyada bu iki vizyonun rekabet halinde olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir tarafta tek taraflı, dayatmacı, 'ben güçlüyüm, dolayısıyla haklıyım, dolayısıyla istediğimi yaparım' diyen dünya vizyonu var, ya da küresel düzen vizyonu var, bunun karşısında da 'hayır, dünya 5'ten büyüktür, bu küresel düzenin merkezinde adalet olmalıdır, eşitlik olmalıdır, herkes bu sürece katılmalıdır' diyen Türkiye'nin önerdiği, Cumhurbaşkanımızın formüle ettiği ve her platformda dile getirdiği bir küresel düzen vizyonu var."

Dünyanın geleceğini de bu iki vizyonun hangisinin kazanacağının belirleyeceğine işaret eden Kalın, "Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuyu Filistin meselesinden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesine kadar, küresel ekonomik adaletsizlikten ticaret savaşlarına kadar her alanda dile getirmesi tabii ki onun siyasi liderliğinin de bir ifadesi olarak dünya kamuoyunda büyük yankı buluyor." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özellikle Filistin meselesini tekraren gündeme getirdiğine vurgu yapan Kalın, şunları kaydetti:

"Bu Kudüs meselesiyle ilgili İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü zirveye toplamış, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın dönem başkanı ve Türkiye Cumhurbaşkanı sıfatıyla kişi olarak tabii ki bu meseleye değinmemesi söz konusu olamazdı ama geçtiğimiz birkaç gün içerisinde ana muhalefet liderinin Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük 'Filistin konusunda bir laf etti mi' gibi bir cümleyi telaffuz ettiğine maalesef şahit olduk. Ya kendisi Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasını dahi takip edemeyecek durumdalar ya da kendilerine yanlış bilgi verilmiş, bilemiyoruz ama bizim tavsiyemiz o konuşmayı baştan sona tekrar okumaları ya da dinlemeleri, oradaki vizyonu anlamaya çalışmaları. Belki bu onların dünya, küresel düzenle ilgili tasavvurlarına da mutlaka katkı sağlayabilir." 

ALMANYA ZİYARETİ

Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Almanya ziyaretine ilişkin yaptığı değerlendirmede, son dönemde Almanya ile yaşanan sorunları geride bırakmayı hedefleyen, pozitif gündemi öne çıkartan bir ziyaret gerçekleştirildiğini ifade etti.

Alman makamlarının ziyarete verdiği önemin takdire şayan olduğunu belirten ve teşekkürlerini ileten Kalın, devlet ziyaretine yakışan her türlü tedbirin alındığını bildirdi.

Türkiye'nin Almanya ile köklü siyasi, ekonomik ve toplumsal ilişkilerinin bulunduğunu vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:

"Bu ziyaretle yeni bir sayfanın açılmış olacağını ümit ediyoruz, iki tarafta da bu niyetin olduğunu görüyoruz. Tabi buna rağmen Alman basınında son birkaç gündür çıkan olumsuz haberleri, çarpıtmaları, dezenformasyonları gördüğümüz zaman buna da insan üzülüyor, zira biz orada bizzat yaşadık, görüşmelerde neler konuşulduğunu, o ziyaretin amacının ne olduğunu, sonuçlarının ne olduğunu hepimiz gördük ama belli ki tevarüs edilmiş bir takım husumetler, birikmiş ön yargılar ve peşin hükümler kolay kolay ortadan kalkmıyor. Ziyaretin başarısız olduğu, gerginliklerle geçtiği tarzı, Alman basınında çıkan haberler aslında gazetecilik standartlarıyla da bağdaştırılamayacak, daha ziyade ideolojik tavırları yansıtan tarafgir tutumlar." 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN KÖLN'DEKİ KONUŞMASI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Köln'deki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Merkez Camisi'nin açılışında yaptığı konuşmaya işaret eden Kalın, şunları kaydetti:

"O konuşma son dönemde Avrupa'nın göbeğinde bir arada yaşama ahlakı ve çoğulculuk üzerine bir manifestodur ve o konuşmayı bugün dünyada kaç lider yapabilir emin değilim ama Sayın Cumhurbaşkanımız adeta Endülüs'ün ruhunu Alman topraklarına taşıyan o konuşması İspanyol tarihçilerin 'convivencia' yani bir arada yaşama kültürü dediği tarihi referansı hatırlatan bir konuşmaydı. 

Orada bir caminin açılışında Müslüman, Hrıstiyan, Yahudi, diğer dini cemaatlere mensup insanlar, etnik kökeni ne olursa olsun, sosyal statüsü ne olursa olsun bütün insanların Avrupa'da ve dünyanın başka yerlerinde bir arada, barış içerisinde birbirlerinin farklılıklarını zenginlik olarak görerek yaşamalarını sağlayacak bir formül önerdi. Bunun özellikle Avrupa'da, Almanya'da şu anda yükselişe geçen aşırı sağcı, ırkçı, ayrımcı, İslamafobik hareketler karşısında gerçekten bir arada yaşama çoğulculuk ve medenilik üzerine bir manifesto olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Umarız Avrupa'daki bazı ön yargılı çevrelerde bu konuşmayı dinlemek suretiyle kendilerine bir çekidüzen verirler." 

Almanya ziyaretinin Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde de yeni bir sayfanın açılmasına vesile olmasını ümit ettiklerini söyleyen Kalın, "Zira bizim Avrupa ülkeleriyle de köklü siyasi, ekonomik, toplumsal ilişkilerimiz var ve bu ilişkilerin sorunlardan arındırılmış karşılıklı çıkar zemininde iyileştirilmesi, derinleştirilmesi iki tarafın da menfaatinedir." dedi. 

DÖRTLÜ ZİRVE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gerçekleştirdiği New York ve Almanya ziyaretinde dörtlü zirve olarak planlanan toplantının alt yapısının oluştuğunu aktaran Kalın, Erdoğan'ın bu konuda yaptığı görüşmeleri hatırlattı. 

Şu anda tarihler üzerinde çalıştıklarını belirten Kalın, "Bu ayın içinde umarım ya da Kasım ayı başında bu toplantıyı yapacağız, Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Türkiye'de. Tabii ki gündem Suriye ağırlıklı, İdlib mutabakatı, göç meselesi olacak ama diğer konuları da çalışacağız. Amacımız bu dörtlü zirveden hem Suriye halkına hem de bölgeye katkı sağlayacak bir takım somut çıktıların elde edilmesi." diye konuştu. 

Kalın, Irak'ta yaşanan siyasi gelişmelerin de toplantıda görüşüldüğünü vurgulayarak, Cumhurbaşkanı seçilen Berhem Salih'in Irak'ın yeni Cumhurbaşkanı olarak seçildiğini hatırlatıp, tebriklerini iletti. 

Ülkede hükümeti kurma sürecinin başladığını ve bu görevin de Adil Abdulmehdi'ye verildiğini aktaran Kalın, Abdülmehdi'ye de hükümeti kurma noktasında başarılar diledi. 

Kalın, Irak'ın toprak bütünlüğünün, güvenliğinin, siyasi birliğinin sağlanması, etnik ve mezhebi zenginliğinin hükümet politikalarına yansıtılması, özellikle de Türkiye ile ilgili güvenlik sorunlarının çözülmesi noktasında da Salih ve Abdülmehdi'nin Türkiye ile bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yakın çalışacaklarına inandıklarını belirterek, "Biz de Türkiye olarak onlara bu süreçte her tür desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek isteriz." dedi. 

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Basketbol Kupası maçının bu akşam oynanacağını hatırlatan Kalın, iki takıma da başarılar diledi.

Kalın, Uluslararası bir spor müsabakası olan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nun ise 9 Ekim'de Konya'dan başlayacağını, Akdeniz, Ege ve son olarak İstanbul'da sona ereceğini kaydetti. 

"BİZ ARTIK BUNUN DURMASINI İSTİYORUZ"

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Kalın, "Münbiç'teki son durum nedir? Yavaş mı ilerliyor süreç? Hızlandırılmasına yönelik bir talep söz konusu mu? Ortak devriyeler ne zaman başlayacak?" şeklindeki bir soruya ise Münbiç yol haritası hazırlandığında 90 günlük bir takvim ilan edilmesi konusunda mutabık kalındığını bildirdi. 

Bu konuda birtakım "oyalama taktikleri"nin devreye girdiğini üzülerek gördüklerini belirten Kalın, "Bizim her düzeyde Amerikalı mevkidaşlarımıza söylediğimiz, artık bu oyalama taktiklerinin bir kenara bırakılması ve Münbiç yol haritasının planlandığı şekilde hayata geçirilmesi. Şimdi normalde bu eğiticilerin eğitilmesi, ondan sonra sahadakilerin eğitilmesi, ondan sonra ortak devriye süreçlerinin aslında çok önceden tamamlanmış olması gerekiyordu." ifadesini kullandı. 

Bir tarih açıkladıklarında şu veya bu gerekçeyle birtakım gecikmeler ve ertelemeler yaşandığına dikkati çeken Kalın, bu yüzden tarih veremediklerini söyledi.

Bunun normalde çok önceden tamamlanması gereken bir süreç olduğuna işaret eden Kalın, şöyle devam etti:

"Dediğim gibi, şu veya bu gerekçeyle bu tarihler hep öteleniyor. Biz artık bunun durmasını istiyoruz. Yani orada madem terör örgütüne karşı bir ortak güvenlik çalışması yapacağız; ortak devriyedir, bölgenin güvenlik altına alınmasıdır, Münbiçlilerin kendi şehirlerine dönmesinin bir an önce sağlanmasıdır, hedefler bunlar. Öyleyse bunu bir an önce yapalım, daha fazla geciktirmenin bizim açımızdan hiç izah edilir bir tarafı söz konusu değil. Dolayısıyla bizim beklentimiz, ilgili birimlerimiz, Milli Savunma Bakanlığımız özellikle bu konuyu muhataplarıyla her gün konuşuyorlar ama bu oyalama taktiği gerçekten büyüyen bir sorun olmaya başladı. Buradan tekrar bu mesajı vermek istiyorum. Yani her düzeyde artık bu Münbiç yol haritasının bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor."

"DEAŞ'LA MÜCADELE DİYE BİR GEREKÇE BİR BAHANE KALMAMIŞTIR"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Fırat'ın doğusu konusunda önümüzdeki günlerde bir operasyonun yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir soruya ise şu yanıtı verdi:

"Mesele sadece PYD/YPG'nin Fırat'ın doğusuna geçmesi meselesi değil, ondan sonra ne olacağıyla ilgili de bizim zihnimiz net aslında. Yani terör örgütünün her unsuruna karşı Suriye sahasında biz kendi ulusal güvenliğimizi garanti altına alacak adımları her an atarız, geçmişte attığımız gibi. Fırat Kalkanı'nda, Afrin'de başka yerlerde olduğu gibi Cerablus'da El Bab'da ve diğer yerlerde. Bizim tabii ki beklentimiz Amerikan yönetiminin PYD ve YPG'ye verdiği bu desteği artık sonlandırmasıdır. DEAŞ'la mücadele diye bir gerekçe bir bahane kalmamıştır. Başka gerekçelerle Amerikan devletinin yeni bir politikayla yeni bir politik değerlendirmeyle Suriye'de kalmak istediğini biliyoruz. Özellikle İran'a karşı orada bir askeri mevcudiyetini bulundurmak istediğini biz biliyoruz ama bunun bu gerekçeyle yağılması halinde bölgedeki gerginlikleri nasıl tırmandıracağını da biz açıkça görüyoruz. Dolayısıyla burada terörle mücadele öncelikli hedef ise buna yoğunlaşmamız gerekir bizim bu nedir? PKK'nın Suriye kolu olan PYD ve YPG'ye karşıdır. Elbette DEAŞ'ın kalan bütün unsurlarına karşı kalıcı bir zaferin elde edilmesidir. Bizim burada en ufak bir tereddütümüz yok, tam tersine biz DEAŞ gibi terör örgütlerinin Suriye'den Irak'tan bizim sınırlarımızdan, başka yerlerden temizlenmesi için bugüne kadar üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz."

"OLDU BİTTİLERE İZİN VERMEMİZ ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL"

Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Kalın, şunları kaydetti:

"Bunu gölgeleyecek, bunu sekteye uğratacak bir takım politik tasarruflar, tedbirler, destekler, başka planlar herkesi zora sokar. Bizim de beklentimiz hem Cenevre hem de Astana süreçleri bağlamında Anayasa Komisyonunun çalışmalarını bir an önce tamamlaması ve bir seçim sürecinin artık gündeme alınması. Bu süreçte oldu bittilere izin vermemiz elbette mümkün değil. Bunu arka kapıdan dolaştırıp, önümüze başka şekilde koymaya çalışanlar olursa Türkiye'nin tavrının o konuda çok net olacağını bir kez daha ifade etmek isterim."

İDLİB MUTABAKATI

"İdlib'de silahlı terör guruplarının gittikleri bölgeler nerelerdir? Bazı yabancı savaşçıların üçüncü ülkelere ya da Türkiye'ye gelmesi gibi bir durum söz konusu mu?" sorusu üzerine Kalın, "Kimsenin Türkiye'ye gelmesi söz konusu değil, şu anda herkes yerinde duruyor. Mutabakat çerçevesinde o belirlenen sınırların gerisine çekiliyorlar." yanıtını verdi.

İdlib Mutabakatı Soçi'de açıklandığında Suriye muhalefetinden destek açıklamalarının geldiğini hatırlatan Kalın, "Çünkü onlar da en azından bulundukları konumları muhafaza edecekler ama ağır silahlar vesaireler oralardan çekilmiş olacak. Dolayısıyla bir çatışmasızlık ortamı, yani İdlib çatışmasızlık bölgesinin aslında asli tanımına uygun hali şu anda yaşanıyor. Bu sağlanmış oldu. Bunu korumaya biz kararlıyız." ifadesini kullandı. 

Kalın, Türkiye'nin bölgede 12 askeri gözlem noktasının olduğunu, bunların tahkim ve takviye edildiğini, bundan sonra da ihtiyaca göre takviye edilmeye devam edeceğini söyledi.

Sınırların coğrafi şartlara göre belirleneceğini, bununla ilgili görüşmelerin devam ettiğini dile getiren Kalın, Soçi'de de bunun çerçevesinin az çok belirlendiğini, çok büyük oranda bir mutabakatın sağlandığını, detayların çalışılması gerektiğini bildirdi. 

Kalın, bu grupların nereye çekileceği konusunun operasyonel bir detay olduğunu belirterek, "Özellikle MİT Başkanlığımız bu konuyu sahada çalışıyor. Muhaliflerle çalışıyor. Amacımız orada ne rejim tarafından İdlib'e bir saldırının yapılması ne de İdlib'den rejim ya da Rus hedeflerine dönük bir çatışmanın ya da saldırının yaşanmaması. Şu ana kadar bu hedef büyük oranda tutturulmuş durumda. Bundan sonra da bozulmasına yol açacak herhangi bir hareketliliğe biz müsaade etmeyiz. O manada bizim sorumluluğumuz büyük." dedi.

İdlib meselesinde gerek siyasi çözüm gerek mültecilerle ilgili meselede bütün yükün Türkiye'nin omuzlarına yüklenmesinin doğru olmadığını vurgulayan Kalın, şunları kaydetti:

"Burada uluslararası toplumun, üzerine düşen sorumluluğu da yerine getirmesi gerekir. Bu nedir? Bu, siyasi, diplomatik girişimlerdir. İşte dörtlü zirve aslında bunun uygulamalarından bir tanesi olacak. İnsani yardımların ulaştırılması... Kış şartları geliyor. Türkiye tek başına İdlib'de 3-3,5 milyon insana yardım edemez. Bu sadece Türkiye'nin sorumluluğu değildir. Bu aynı zamanda uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliği'nin, Suriye sahasında bulunan aktörlerin hepsinin ortak sorumluluğudur. Bizim beklentimiz bu yönde de adımlar atmalarıdır. Şu anda da insani yardımlar götürülebilir Türkiye sınırından özellikle. Biz zaten ulaştırıyoruz bunları ki İdlib halkı rahat nefes alabilsin. Dolayısıyla orada sahadaki hareketlilik şu anda kontrol altında ve Soçi'de varılan mutabakatın hedefleri büyük oranda temin edilmiş durumda."

"GAZETECİ HALA BAŞKONSOLOSLUKTA"

Kalın, "İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu'na girdikten sonra haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı ile ilgili paylaşabileceğiniz bir bilgi var mı?" sorusuna, "Dün bu konu da bizim gündemimize geldi, çok farklı kanallardan, bu adı geçen kişinin nişanlısı da ilgili birimlerimize ulaştı. Çünkü bir nikah işlemi için kendisinin oraya gittiği bize ifade edildi." yanıtını verdi.

Emniyet birimlerinin Dışişleri Bakanlığı üzerinden konuyu takip ettiğini belirten Kalın, "Bizdeki bilgilere göre şu an itibarıyla bu Suud vatandaşı olan kişi hala Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda." bilgisini paylaştı. 

Konuyu yakından takip etmeye devam edeceklerini vurgulayan Kalın, böyle bir olayın uluslararası hukuk, Türkiye Cumhuriyeti hukuku ve insani boyutunun olduğunu, bütün yönleriyle bunu değerlendirdiklerini söyledi. Kalın, bu işin suhuletle çözülmesini umduğunu ifade etti.

"TEK TİP ASKERLİK UZUN VADELİ PROJE"

Sözcü Kalın, "Emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin verilen öneriye kabinenin bakışı nedir?" sorusunu, şöyle yanıtladı:

"Bu konu kabinenin gündeminde yok. Tabii ki Meclis ayağı ayrı bir konu. Yeni hükümet sisteminde Meclis kendi kanunlarını çıkartabilir. Bunun değerlendirmesi Mecliste yapılır ama hükümet nazarından baktığınız zaman konu bugün de geçtiğimiz toplantılarda da gündeme gelmedi. Bu konuda herhangi bir değişiklik söz konusu değil." 

"Tek tip askerlik tartışmalarıyla ilgili bir çalışma var mı?" sorusuna Kalın, "Zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanımızın gündemine de getirilen bir konu bu. Aslında nihai olarak varılmak istenen nokta profesyonel bir ordu. Böylece de zorunlu askerliğin yeniden formüle edilmesi, tek tip askerlik denilen şeyde sürelerin bir tek hale gelmesi konusu... Şimdi bu tabii uzun vadeli bir proje. Bugün itibarıyla, yürüyen bir çalışma var diyemem ama Türk Silahlı Kuvvetleri aslında ordu mensupları itibarıyla yüzde 50 civarında profesyonelleşmiş durumda zaten. Oran olarak o noktaya geldik. Bunun diğer boyutları tabii ki tartışılacak, müzakere edilecek. Kabine, Meclis ayağında bunlar konuşulacak." karşılığını verdi. 

Kalın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kapasitesini artırırken, öbür tarafta özellikle insani kapasite noktasında herhangi bir ihtiyaç ya da zafiyet içerisinde olmaması gerektiğine işaret ederek, bu dengeyi gözeten bir çalışmanın yapılması gerektiğini vurguladı.

"TÜRKİYE, KÜRESEL EKONOMİYE ENTEGREDİR"

"McKinsey şirketiyle ilgili iddialara bir yanıtınız var mı?" sorusu üzerine Kalın, şunları ifade etti:

"Tartışmanın nereden çıktığı malum. Neden tartışıldığı da malum. Bununla ilgili Hazine ve Maliye Bakanımız çok güzel, detaylı hem yazılı hem sözlü açıklamalar yaptı. Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi'nin kurulması kararı alındı bu Yeni Ekonomik Program çerçevesinde. Yani Türk ekonomisini yeniden şekillendirecek çok önemli bir adım atılıyor burada. Yıllardır yapılmamış olan ama yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile daha kolay hale gelen bu adım, şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından ve bakanımızın öncülüğünde atılıyor. Biz hep ne diyoruz? Türkiye, serbest piyasa kuralları çerçevesinde, küresel ekonomiye entegre bir biçimde bundan sonraki maliye, üretim, ticaret, vergi politikalarını tutarlı, disiplinli bir şekilde uygulamaya devam edecek. Bunun aksini söylesek bizi korumacılıkla, Türk ekonomisini içe kapatmakla suçlarlar. Tabii ki böyle bir şey söz konusu olamaz. Türkiye'nin ekonomisi küresel ekonomiye entegre bir ekonomidir."

İbrahim Kalın, Amerika'da, Almanya'da ve diğer ülkelerde yaptıkları toplantıları anımsatarak, "Dünyanın farklı ülkelerindeki, ekonomilerindeki tecrübeleri alıp, bunları bu yeni dönüşüm programının parçası haline getirmekten daha doğal bir şey olamaz. Bunu kalkıp işte 'yeni bir IMF modeli, Türk ekonomisini yabancı şirketlere, kurumlara teslim ediyorlar, bizim mahremimize giriyorlar, artık onlar yönetecek Türk ekonomisini' gibi iler tutar tarafı olmayan, hem ekonomi yönetimimizi hem Sayın Bakanımızı, dolaylı olarak da Cumhurbaşkanımızı hedef alan bir takım mesnetsiz iddialar bunlar." dedi.

Anamuhalefetin zaman zaman bu tür konuları gündeme getirerek bir şey elde edemeyeceğini değerlendiren Kalın, "Türkiye Cumhuriyeti ekonomisini, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilgili birimleri yönetir. Bu hep böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır ama siz kalkıp dünyaya kendinizi kapatıp, Türkiye gibi büyük bir ekonomiyi yönetemezsiniz. Bunu tabii ki farklı paydaşlarla her zaman yaparsınız. Dünya ekonomisine entegre bir ekonomidir Türk ekonomisi ve farklı tecrübelerden istifa etmek için farklı yerlerden danışmanlık hizmetleri alabilir. Bu danışmanlık hizmetinin bir bağlayıcı tarafı, kanuni hükmü yoktur." ifadesini kullandı. 

Kalın, danışmanlık çalışmalarına bakılacağını, ilgili ekonomi birimlerinin bunları uygun görürse alabileceğini belirterek, bunun dışında başka yerlere konuyu çekmenin "siyasi safsata" olacağını bildirdi. 

"KAMU FONLARI ZAMAN ZAMAN FARKLI YERLERDE KULLANILMIŞTIR"

"Üç kamu bankasına işsizlik fonundan 11 milyar lira aktarıldığı" iddialarına yönelik soruya ise Kalın, şu yanıtı verdi:

"Kamu fonları devletin içerisinde zaman zaman farklı yerlerde kullanılmıştır. Geçmişte de bu oldu. Özal döneminden beri bu tür uygulamalar yapılmıştır, AK Parti dönemlerinde de yapılmıştır. Geçen sene de buna benzer birtakım kaydırmalar yapılmıştır. Burada herhangi bir risk, tehlike söz konusu değil. Yani kamu kendi içindeki kaynakları farklı birimlerde kullanacak şekilde birtakım tedbirler, tasarruflar alabilmektedir. Bu uygulama da ondan farklı bir şey değil. Buradan daha farklı anlamlar çıkartılması doğru olmaz. Tam tersine, aslında bu kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması anlamında atılmış bir adım. Burada herhangi bir kayıp, risk söz konusu değil."

ntv.com.tr

03.10.2018

Son Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2018 03:21

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0