AYVALIK

06 Şubat 2018 10:18 / 4130 kez okundu!

 


Eski yazılarımdaki zeytin ve zeytinyağı izlerini aramaya devam ediyorum... "Biz bu işin sağlıklı yolundan gidip zeytin ve zeytinyağının baş yapıt olduğu diyarlarda dolaştık. Sağlığa giden yol zeytinyağından başlar desek asla abartmış olmayız. Akdeniz, Ege insanı zeytinle ve zeytinyağı ile soluk alır. Kendi lezzetini arar bulur."

 

*****

 

6-8 Kasım 2009, bu tarihleri unutmayın. Ayvalık’ta zeytin hasadı zamanlarını hatırlayın. Bence her yıl zeytin ve zeytinyağı stoklarınızı bugünlerle eşleştirin. Zeytin ve zeytinyağı alımınızı bir ayine dönüştürün. Mutlu saatlerinize katın.

Son 5 gündür tek damla zeytinyağımız kalmadığı halde illaki Ayvalık Hasat Şenliği’nin kutsal ürünlerini görme, seçme, tatma ve elbette satın alma zevkini yaşayabilmek adına ısrarla geçtiğimiz hafta sonunu bekledim. Heyecanla ve müthiş bir merakla yola çıktık.

İlk durak Cunda Adası, diğer bir adıyla Alibey Adası. Önce Ayvalık ilçesinin sahilinden gelip, “Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü”nden geçerek Alibey Adası’na vardık elbette. 22 tane serpiştirilmiş ada var bu güzel denizde. Her biri başka şekil ve küçüklükte.

Hemen yakınlarındaki Midilli Adası ise komşularımızla sarmaş dolaş kültürel zenginliğimizin kanıtı. Karşılıklı mübadelenin hala derin derin hissedilen anıları ve geleneksel tavırları ve alışkanlıkları her bir duvar ve taşın içine işlemiş adeta. Manastır, kilise, şapel ve camilerle ve onlardan kalan duygularıyla yaşıyor şimdinin çağdaş insanı. Ayvalıklı olmak, kasabalı olmaktan farklı bir duyguya sahip buralarda. Ya tarih insanı olgunlaştırmış ya da adanın havası suyu iyi geliyor insana diyelim. Belki de geçmiş belirlemiş yazgısını buradaki doğanın ve insanın. Onlar iklimsel ve tarihsel kardeşliğin tadını çıkarıyorlar günümüzde.

Ay ışığı Manastırı, Saatli Camii, Çınarlı Camii, Tımarhane Adası, Tavuk Adası, Taksiyarhis Kilisesi veeee elbette Alibey yani Cunda Adası ışıklı sayfalar ve tarihten dökülen hüzünlü yapraklar gibi dizilir önünüze Ayvalık'ta.

Cunda onca adadan tek yerleşim olan yer. Kasabaya 8 km. uzaklıkta ve Türkiye’nin ilk Boğaz Köprüsü ile ilçeye bağlanan tarih dokulu adası.

Denizden ise sadece 3 mil uzaklıkta. İsterseniz deniz dolmuşlarına da binebiliyorsunuz. Zeytin ağaçları ve çam ağaçları ile çevrili adada kilise ve manastırlar mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerler. Taksiyarhis Kilisesi, Panaya Kilisesi, Agios Yannis geçmişe tanıklık eden tarihsel yapılar.

Taksiyarhis 1873’ten kalma metropol kilisesi içinde Yunus peygamberin, Azrail ve Cebrail meleklerin balık derisi üzerine işlenmiş ikonları belirgin tarihi hatıralara ulaştırır sizi.

Her sokak sevimli, her taş anlamlıdır burada.

Taş kahvede çay içmek ise hızla giden hayata bir mola vermektir. Kahve içerseniz de kedilerin hayatına benzersiniz. Acelesiz, gailesiz sadece yaşadığına şükreden biri olur çıkarsınız. Zaten etraftaki sevimli kedi ve köpekler, kuşlar da size bu duyguları hatırlatır dururlar. Taş Kahve’de köpüklü kahvenin yanına artık siz hangi şiiri koyarsanız bilin ki, o en güzel hayatınız.

Başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz güzellikteki tekir, sarman ve diğer melez kediler süsüdür o diyarların. Köpekler ise çoğunlukla sevimli çeteleri ile var olurlar sokaklarda. En karizmatik olanları ise sessizce kıvrılmışlardır sokak başlarına.

Bir okul bitirip, iş bulamayacak olan sokakların sevimli hayvanları kendilerine bir öğlen ya da akşam yemeği ısmarlayacak kalbi yufka insanların kölesi pardon kedisi-köpeği olurlar Cunda’da, Ayvalık’ta.

Taş işçiliğinin en güzel hallerine rastlarsınız hep.

Cunda’ya varmadan sağ tarafa saparsanız da Patariça Körfezi’ne gidebilirsiniz. Güvercin Adasının karşısında bulursunuz kendinizi. (Bir dahaki durağımız orası)

Cunda’nın sahilinde ya da Ayvalık ilçesinin kıyısında pek çok balık restoranında taptaze balıkların ve yöreye özel deniz ürünlerinin tadına bakmak ise bir ömür boyu unutulmayacak deneyimlerden.

Yeşilin zeytinyağına olan aşkı işte o sofralarda başlar. Radika, turp otu, kabak çiçeği, istifno, hardal otu, deniz börülcesi iyi bir aşçıya değil sızma bir zeytinyağına teslim edilir.

Gerisi kolay, ondan sonra buranın özel kabukluları gelsin masaya tek tek; kidonya, akivades, bangoli benzersiz midye seçenekleri. Taratorla beraber midye tava bir ömre bedel bilesiniz.

Papalina ise buralarda çok bulunan bir mücevher balık türü. Sardalyanın bebek hali papalina. Kendi minnacık, lezzeti kocaman. Ama temmuzda varmış da papalina, kasım ayına kalmamış.

Üstelik küçük küçük mezelerin yanına bir de rakı konulursa ya da buz gibi bir beyaz şarap, adalar cennetinin ortasında sarhoş bile olamazsınız Cunda’da.

Her saniye değişen ufuk, üzerinize dokunan tarih sizi durmadan daha dünyalı ve de hülyalı yapar. Oksijen damarlarınıza kadar işlenir, içinize çeker durursunuz dünyayı. Ayrılık vaktini getirmemelisiniz aklınıza.

O taş sokaklar, taş evler, cumbalar, ferforjeler ve usul usul giden ada ve deniz hayatı size ayrı bir keyif verir. Hayatı kaçırıp kaçırmadığınızın karşılaştırmasına, sorgulamasına girersiniz. Hep haklı çıkar bu taş sokaklar ve taş evler galip gelir. Bir de ilçenin özgün dokusu, yılankavi ve dar sokakların konakları, cumbalı mekanları ruhunuza güzel nakışlar çizer.

Batı Anadolu’da, Ege Denizi kıyısında, Rumlar ve Osmanlılardan kalma kültürleri hasat edersiniz her daim.

Ayvalık hala “aaaahhh bir zeytinyağı müzemiz olsun” mu diye tartışa dursun, bizler için orası çoktan bir açık hava müzesi her şeyi ile.

Ayvalık plajının kumsallarının granit tozundan oluştuğunu birçoğumuz bilmiyoruz. Ama orası yazın plaj, kışın ise bir deniz masalı. Neden “rüzgarda plajın dayağını yersiniz” diye biraz araştırınca anlıyorsunuz. Çünkü Marda çayının getirdiği granit tozları esintiyle üzerinize atılan iğnelere dönüşürmüş bu kumsallarda. Ama o pırıl pırıl hali de işte derenin ışıklı sularından süzülen toz sayesinde.

Su altı meraklılarına ise sihirli deniz dipleri öneriliyor.

Her neyse biz dönelim kendi hikayemize…

Nasıl olsa kış mevsimi diyerek otel işini halletmeden gelmiştik ama bir yandan da Zeytinyağı Pazarı yüzünden her yer dolmuşsa diye düşünmüştük. Yoldan bir iki otele telefon ettik ama işi şansa bıraktık sonra. Şansımız yaver gitti.

Cunda’nın Mevlana heykelini geçtikten sonra, dosdoğru sonuna doğru yürüdüğünüzde artık denizle baş başa kaldığınız bir yer vardır, orada da Otel Deniz. Kemerli ve pembe taşlı tuğlaları ile pek şirin gözüktü gözümüze, baktık ki son iki oda kalmış, biz de orada kalmaya karar verdik. Resepsiyonda Ahmet bey, kapının önünde yaşlı Mex (Buldog köpek), nargileli sahibi Salim bey, bahçesinde bol tekirlerin cirit attığı huzurlu bir yer. Odalar klimalı, garantili sıcak su, banyoları büyük, kendileri iyi insanlar. Kahvaltılar genelde sorun olur ya böylesi otellerde, bu sefer öyle olmadı. Çünkü orada enfes tulum peyniri, harika yeşil ve siyah zeytin ve elbette harika zeytinyağı ile çok memnun kaldık sabah kahvaltısından. Hele otelin yukarıdaki terasından sanki kendi evimizin balkonundaymışız gibi içtiğimiz kahveler, çaylar… Unutulmaz manzaranın enfes tadında…

Deniz otelin sahibi Salim bey her gün bir tönbeki bitirirmiş nargilesiyle… Belki de çok haklı; her yan deniz, her yan kuş, her taraf ağaç o keyiflenmesin de kim keyiflensin.

Kıyıda oturduk meşhur Bay Nihat’a. Deniz kestanesi, çiroz,f ener kavurma, bebek ahtapot (kimyonlu, sarımsaklı, soyalı), Midlli karası, (Meksika fasulyesinin küçüğü), kalamar tavave tarator, kızarmış kara fırın ekmek, tarçınlı kelle peynir (eritme), kuru soğan ve lakerda ile birlikte Cunda keyfimiz tamamdı. Denizin huzuru, ayın şavkı, yıldızların pırıltısına hazırlanıyorduk ve elbette benim tercihim bugün sodalı rakı deniz ürünleri ile birlikte.

Ayvalık lor tatlısını da çektik hepsinin üzerine. Yavaş yavaş kalktık ve tekrar adanın yavaş geçen zamanlarına yolculuk yaptık. Sokaklarına uğradık tek tek. Gece ayrı tadı var sokakların. Taşın karanlıktaki sırrı, köpeklerin kedilerin ve insanların aynı zamanın kollarında oynaştığı saatlerde biz takıcılara uğradık. Ametist tesbih aldık. Manyetik kolyeden kolumuza taktık. Oğuz beyin özgün tasarımlarına dokunduk. İğne oyası ve el dokuma peştemalları elledik. Antikacının harika koleksiyonuna baktık. Has adanın Hasan beyi ile derin bir “altın sıvı” sohbetine daldık. 40 yıldır yaptığı zeytincilikten hala zevk alan adalı adamın sevgisi sadece yiyeceklere değil elbette. İnsani yanı da etkileyici.

Biz artık toplanmakta olan pazar yerine de uğradık. Oradan da burnumuza kadar peynir tadarak ve alarak epeyce peynirle geri döndük. Ha bir de mideye iyi geldiğini öğrendiğimiz Filiskun bitkisinden de edinerek yolumuza devam ettik.

Bütün adaya yayılmış insanlar kimi tavernalarda kimi kahvehanelerde, kimi balık lokantalarında, kimi bademcilerin başında kimi zeytin dondurması alma telaşında; evet yanlış anlamadınız zeytin dondurması da yapmış adalılar, bir de arada Girit leblebisine rastladık ki, o da taptaze ve lezzet doluydu. Ayrıca minicik toplar halinde lokma döküyorlar sahilde, çıtır çıtır, onu da şiddetle tavsiye ediyorum.

Ayvalık tostu yiyemedik ama keçi, kelle, Ayvalık tulumu ve tel tel dil peyniri, her çeşit peyniri koyduk arabamıza.

Daha bitmedi seyahatimiz...

Cunda’dan ayrıldık. Zeytinyağı festivalinin olduğu Ayvalık Belediyesi’ne ait İnönü Kültür Merkezi’nde pek çok standa uğrayarak zeytinyağı ve zeytin alımına, tadımına devam ettik.

3. Ayvalık Zeytinyağı Pazarı ve 5. Geleneksel Zeytin Hasat Günleri bizim hafta sonu seyahatimizin gerçek amacı. Bu tür tanıtım ve organizasyonlar, hasat sevincinin yavaş yavaş yeni bir turizm anlayışına yöneldiğinin büyük işareti sayılmalı. 26 firmanın yanı sıra İtalya’nın Sicilya adasından da zeytinyağı dostlarının ağırlandığı bu butik pazarda ana tema “zeytinyağı ve lezzet”. Agro turizm için Türkiye’de en uygun yerin Ayvalık olduğu kesin.

Görünen o ki, Ayvalık, başlangıçta iç pazarın, arkasından dış pazarların özel ilgisini çekerek beraberinde uluslararası kimliğini ve imajını yaratacak bundan böyle.

Zeytinyağı sarı, yeşil, kırmızı halleri ile yeryüzü nimetlerinin “altın” gıdası. Zaten ilçenin içlerinden yükselen eskiden kalma upuzun kiremit bacalar “altın” sıvısına ait parlak geleceğin habercileri gibi duruyor.

Daha çok küçük otellerin ve pansiyonların, sarımsak pembesi evlerin, taş duvarların, taş sokakların ve çoğu zaman zeytin kokusunun atmosferi buralar.

Küçük bir ilçe sanırsınız burayı ama gezdikçe büyür ve hep bir türlü tamamlayamaz, bitirilemezmiş gibi kalırsınız. Çünkü siz gezdikçe büyür Ayvalık, siz sevdikçe güzelleşir.
Şeytan Sofrası’ndan ise Ayvalık seyretmek başka bir ritüel.

Ayrıca Kuş gözlemek için taaa Kenyalara gitmek zorunda kalmayın, Ayvalık’ta hindi gibi gümüş martılar, flamingolar, karabatak, ötleğen her daim gökyüzünde.

Nasıl bir neşeleniyoruz bu şirin ilçede.


Pervin MISIRLIOĞLU E.

08.11.2009

--------

Cunda ve Ayvalık fotoğrafları için bakınız:

http://www.izmirizmir.net/bilesenler/galeri/album.php?album_no=62


--------

NOT: Pervin Mısırlıoğlu, Cuma günü (13.11.2009) TRT Turizm ve Belgesel Kanalı’nda yayınlanan “Bir Başkadır Memleketim' programına canlı yayın konuğu olacak.

Yeni açılan TRT Turizm ve Belgesel Kanalı’nda yayınlanan “Bir Başkadır Memleketim' programına her hafta pazartesi günleri saat 10.00-12.00 arasında telefonla bağlanan Pervin Mısırlıoğlu, bu Cuma 11.00 ile 11.30 arasında “Çağdaş Seyyah” olarak canlı yayın konuğu oluyor.

Pervin Mısırlıoğlu, programda kendi çektiği fotoğraflarla Cunda ve Ayvalığı anlatacak

http://www.canlitv.gen.al/canli_trt_belgesel_izle.php

 

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.