ForumPolitikitiraf.izmir  Yeni Konu 

SAKINCALI 15. BÖLÜM

13 Mart 2019

habibtaskin

Sakıncalı Dört Duvar arasından çıkalı yıllar olmuştu. Aklına o günler geldiğinde, ‘ömrümden çalınan yıllar' diyebildi. Sesi öylesine cılız çıkmıştı ki, kendisinden başka duyan olmadı. Yaşamın da fırtınaları hiç eksik olmadı. Üstesinden gelmesi de kolay olmadı. Ya gelemediği zamanlar? İnternet ortamında biraz ülke ve dış hatlarda gezinirken ülke içinde yapılan zamları okuyordu. Gözüne savaşlar ilişti. Biraz daha bakındığında Dört Duvar yapımına son sürat hız verildiği manşetinde durdu. Cezasını çekmek için yargılandığı İşçi Arkadaşı'yla birlikte Yetmiş Sekizlilerin Yetkili'siyle cezaevi aranıyordu. İlçe cezaevleri hırsızları, ırza geçenleri, her türlü dolandırıcıları kabul ediyordu. Sonunda bir ilin Dört Duvar arasında yolculuğu bitmişti. Burası daha önceleri her koğuşun kapısı büyük havalandırmaya açılıyordu. Başkent'teki yöneticilerin aklına nasıl geldiyse her koğuşa göre havalandırmaları böldürmüşlerdi. Sakıncalı ve İşçi Arkadaşı başka davadan yatanlarla kalmaya başladılar. Daracık havalandırmada günler geçmeye başladı. Kaldıkları yerin üstünde hücreler vardı. Birisi kaldıkları koğuşun havalandırmasına bakıyordu. Yan koğuşta Ganimet Toplayıcıları vardı. İkinci katın duvar dibindeki son penceresinden üzerine çıkılıp demir parmaklıklara başını iyice yanaştırdığında birbirlerinin havalandırmasının bir bölümünü görme imkânı vardı. Sakıncalı Ganimet Toplayıcıları ile diyalogu kurmuştu. Ara sıra birbirlerinden tuz, sigara gibi insani ihtiyaçlar isteniyordu. Sakıncalı havalandırmada yan koğuşun toplantı yaptıklarına birçok kez tanık olmuştu. İlginç olanı ise bağıra bağıra konuşuyorlardı. Diğer koğuşlardan da duyuluyordu. Kel Kafalı şef konumundaydı: “Ah ulan nasıl tongaya düştük böyle! Bir minibüs dolusu altınları, antikaları, tabloları yol aramasında Güvenlikçilere kaptır. Hepimizi Allahın kodesine tıktılar.” Üzeri Çıplak çayından bir yudum aldıktan sonra: “Ben size dedim. Tıka basa doldu bu meret. Geriye gidip boşaltalım dedim.” Kel Kafalı ayağa kalktı: “Hatalarımızı konuşuyoruz şunun şurasında. Laf sokuşturmanın anlamı yok! Yeniden yapılanacağız. İki minibüs çıkacağız. Biri doldu mu geri vitese takıp gidecek. Ganimetleri boşaltıp geriye gelecek.” İşçi Arkadaşı hafiften güldüğünde: “ Bunlar işbaşı yapacak ama herkese reklam yapıyorlar.” Sakıncalı havalandırmaya bakıyordu: “ Raconları böyle olsa gerek!” Sakıncalı edebiyat çalışmasına katılmak için Belediye Otobüsüne bindi. Elinde ki kitabı oturduğu yerden okumaya başladı. Yapraklar bir bir çevrilirken nereden aklına geldiyse Hafiften Esmer ile yolu bir kez daha kesişmişti. Koğuşta altı kişi kalıyorlardı. İç Güvenlikçilerin birkaçıyla ara sıra Sakıncalı takışıyordu. Bir keresinde yaşlı bir hükümlü yere yığılmıştı. Demir kapıya birkaç kez vurmuşlardı. Gelen olmadığından kapıyı yumruklamaya başladı ve avazı çıktığı kadar bağırdı. Kapı açıldığında içeriye İç Güvenlikçi'ler daldı ve içlerinden İnce Sırık olanı: “Ortalığı yıkıyorsunuz?” Sakıncalı hızını alamamış olmalı ki: “Arkadaşımız yere yığılmış yatıyor. Kapıya normal vurduk. Gelen olmayınca, bizde hızlıca vurduk.” “Tutanak tutacağım.” “Ne tutarsan tut.” Kendisine geldiğinde elindeki kitabı çantasına koydu. O güne tekrar daldı. İç Güvenlikçi'lerden bazıları saldırmayı göze alamıyorlardı. Düşüncelerine ters olduklarından ağız dalaşına giriyorlardı. Sakıncalı, Hafiften Esmer, İşçi Arkadaşı idareye birkaç İç Güvenlikçi hakkında dilekçe yazdılar. Sonuç havagazıydı. Edebiyat çalışması başlayalı yarım saate yakındı. Bir Arkadaş'ı yazmış olduğu ‘Baykuş' adlı kısa öyküsünü okuyordu. Sakıncalı o an oradan koptu. Çatıların bacalarında baykuşlar vardı. Gündüzleri bacanın içinde durur serçe avlardı. Gökyüzüne baktığında üç serçe giderken arkasından baykuş hareketlendi. Arkadaki serçeyi pençesiyle yakalayıp, bacanın içine dalış yaptı. Kısa zaman içinde iki serçe arkadaşlarını aramak için geriye geldiklerinde etrafa bakınıyor, ötüşüyorlardı. Aynı yerde dolaşıp durduklarında umutlarını kesip yollarına gittiler. Sakıncalı kare biçiminde mavi plastik içindeki ayna ile havalandırmada bazen yattıkları yerin penceresinden karşı da baca içinde duran baykuşa güneşin yansımasını tutardı. Bir süre sonra kanatlarını açar ve yüzünü geriye çevirirdi. Sıcaklığa dayanamamış olmalı ki, olduğu gibi döner. Arka kısmı da kısa zaman içinde pişer ve bacanın içlerine doğru kaçardı. Yan koğuşta görenler de bacalara ayna tutmaya başladı. Sakıncalı bunu devamlı hale getirdi. Bir keresinde yavru baykuş yattıkları yerin demir parmaklığı arasından içeriye girdiğinde camların hepsini kapattılar. Yakalandığında yüreği bir inip çıkıyordu. Aşağıya inip çeşmenin altına sokup su içmesini sağladılar. Olmayınca Sakıncalı elini kap yaparak su içmesini sağladı. Sayım zamanı İç Güvenlikçi'ler içeri girdiğinde sayımı alıp çıkacakken Hafiften Esmer: “İçeride bir kişi eksik saydınız. İç Güvenlikçi'lerden Sorumlu olanı: “Ne eksiği?” Hafiften Esmer eliyle lavabonun altında yerde can çekişen numarasını yapan baykuşu gösterdi. “İstiyorsanız bakın.” Kapı üzerlerine güm diye kapanmdı. Baykuş için kalsın ya da kalmasın diye oylama yapıldı. Yattıkları yere çıkarak baykuşu düz bir duvarın üzerine bıraktıklarında, bir iki adım atıp bayılınca her kafadan bir ses çıkıyordu. Yattığı yerden kalkıp başını pencereye dönen baykuş birkaç adım atıp bayılıyor, yüreği bir inip kalkıyordu. Uzaklaştığını hissedince hızlandı, karşı pencerenin duvar üzerinde beklemeye başladı. O an hep birlikte güldüler. Baykuş kurnazlığını yapmıştı. Anne ile babası gelip onu oradan uçmasını sağladılar. Bir ara konuştuklarında kurnaz olduğuna karar verdiler. Gecenin ilerleyen vaktinde İşçi Arkadaşı: “Buraya gelin baykuşlar çatıda toplanmışlar.” Üst katın elektriğini kapatıp izlemeye başladılar. Dörderli, beşerli, üçerli sıra halinde bekliyorlardı. Sessizlik hâkimdi. Öndeki sıra çatının sonuna yaklaştığında Dış Güvenlikçi'nin kulübesini aşarak aşağıya doğru uçuşa geçtiklerinde Hafiften Esmer: “ Kim demiş hayvanlarda akıl yok diye? Yavrularına eğitim veriyorlar. Resmen bir disiplin içinde. ” Gidip gelenler en arka sıraya giriyorlardı. Gecenin birine kadar izlediler. ‘Uyku zamanım geldi' diyenler ranzalarıyla buluşmaya gidiyorlardı. Öykü çalışmasına on beş dakika ara vermişlerdi. Caddeye bakan balkona çıktı. İnsanların hareketliliği gözüne ilişti. Dışarıda sıcak hava kendini gösteriyordu. Yaşadıklarıyla ilgili yazı hazırlamak istiyordu. ‘Makale ya da roman türünde mi olsun?' diye düşünüyordu. Geleceğe bir yaşanmışlık bırakmak istiyordu. Kadın Yazar arkadaşı tepsiyle çay servisi yaptığında Sakıncalı bir bardak aldı. Yerine oturdu ve not aldığı kâğıda bakmaya başladığında Dört Duvar arasında ailesinin ayda bir açık görüşe ve on beş günde bir kapalı görüşe geldiği aklına geldi. Başka bir il de olması maddi açıdan da zordu. Uzun kıvrımlı bir yolu otobüsle dolanarak gelip giderlerdi. Bir görüş günü İç Güvenlikçinin demir kapıyı açmasıyla isimleri sayarak: “ Sevke gidiyorsunuz hazırlanın!” Demesiyle İşçi Arkadaşı: “Ailem bugün gelecekti. Görüşümüzü yapalım ondan sonra gidelim.” Dedi. Sakıncalı konuşmasıyla onu destekledi. ‘İdareye bildirildiğini, görüştüreceklerini' kendilerine iletildi. Söylenen olmadı. Altı kişi uzun yolculuğa çıkmak için Ring arabasına bindirildi. Kapalı teneke yığınıydı. Sadece üst tarafta küçücük ince ve uzun camlı, dışında telli bir pencere vardı. Hareket ettiklerinde İşçi Arkadaşı'yla zorlanarak da olsa bile dışarıyı görebiliyorlardı. İşçi Arkadaşı hazine bulmuşçasına: “ Sakıncalı benim ve senin eşin ağaç dibindeler.” “Onları gördüm.” Demesiyle dış kapıdan çıkıp Ring arabası hızlandı. Bir hüzün üzerlerine çökmüştü. Sakıncalı o anı hatırladığı için tekrardan hüzünlendi. Edebiyat çalışması bittiğinde Yazar Arkadaşı ile Belediye Otobüsüne binmek için yolda adımlarını hızlandırdılar. Amatörce çalışma olsada kendileri için verimli geçiyordu. Ring arabasıyla Güvenlikçilerin bulunduğu bir yerde mola vermişlerdi. İhtiyaçları karşıladıktan sonra binanın içinde demir parmaklıklar ardına koyuldular. Uzun süre bekletildiler. Biran önce gidecekleri yere varmak istiyorlardı. Geç saatte yola çıkıldı. Uykuya yenik düşerek, uyanarak sonunda gelmişlerdi. Dışarıdan sesler geliyordu. Ring arabası bir ileri geri yaparak hareket halindeydi. Son durak denilen yerde sessizlik oldu. Arka kapı açıldığında loş ışık Sakıncalı'nın gözünü aldı. Ring arabasından indiğinde Dış Güvenlikçilerden birinin sesi karanlığı yardı: “Acele edin.” Kendi eşyalarını alıp, birinci basamağa adım attığında durdu. Gözlerine inanamadı! Altı kişiye sayısız Dış ve İç güvenlikçi vardı. Ellerinde kalas ve coplar vardı. Sakıncalı dayanamadı: “ Bizlerden bu kadar mı çok korkuyorsunuz? Altı kişiye karşı? Vay be! Demek ki çok tehlikeliymişiz.” Sessizlik hâkim olurken gözleriyle etrafını kesiyordu. Saldırırlar diye bekliyordu. Dış Güvenlikçi'lerin sorumlusu: “ İstikamet koğuş.” İç Güvenlikçi'ler birbirlerine bakınırken, coplar ve kalaslar toplandı. Gelen kişileri içeriye aldıklarında Dış Güvenlikçi'lerin parmak izi, fotoğraf çekmeleri, ad soyadı ve bilindik formaliteleri tamamlandı. İç Güvenlikçi'lerin işlemleri bitince koğuşa gitmek için x ray cihazının önüne getirildiler. Kapı şeklinde cihazdan külotla geçmeleri istendi. Soyunmayı ilk önce istemediler. Tartışmadan sonra donlarıyla kaldılar. Giyim eşyaları plastik kabın içindeydi. Külotu hafif sıyırarak, dizleri kırarak, kollar ileriye uzatılarak eğilip kalkan x ray cihazından geçip üzerini giydi. Hep birlikte demir kapıları geçerek, koğuş kapısında kısa bir süreliğine beklendi. Demir kapı açılınca içeriye giren etrafına bakındı. Solda havalandırmaya açılan demir kapı ile onun az ilerisinde üç oda ve kapısı vardı. Sağda merdiven ve basamakların sonunda altı odalı kapısı olan yere çıkıyordu. Tuvalet ve banyo aşağıdaydı. Hafiften Esmer eliyle işaret ettiği: “İlk önce alt katı görelim.” Ses yankı yaptığında, İşçi Arkadaşı: “Ne iş böyle?” Yankı yaptığını fark ettiler. Tek tek odalara bakındılar ve merdivenden yukarıya çıkarken tepelerinde kocaman bir kamera vardı. ‘birileri gözetliyordu.' Merdivenlerden yukarıya çıkıp odaları dolaştılar. Herkes yerini belirleyip eşyalarını demir dolaba gelişi güzel bıraktılar. Getirdikleri eşyaların çoğunluğuna el konularak emanete alındı. Oysa geldikleri yerin kantininden alınmıştı. Maksat ticaret olsundu. Sabah sayımı, kahvaltı derken, havalandırma kapısı açıldı. Havalandırmada da bir kamera vardı. Yüksek sesle konuşmalar yankı yapıyordu. Dışarıdan gelen seslerin nereden geldiğini anlayamadılar. Serçeler burada çoktu. Kaldıkları süre içerisinde serçeleri gözlediler. Yavrularını uçurmadan önce yuvadan atan dişi ve erkek serçenin mücadelesini hayranlıkla izlediler. Havalandırmaya düşen arılar, ağustos böceği, diğer siyah böcekleri ikinci kata çıkartıp uçmalarını sağlıyorlardı. Hayvanlar arkadaşları olmuştu. Buraya L Tipi Dört Duvar diyorlardı. Sakıncalı yaşadıklarını unutmaya çalışsa da unutmak kolay değildi. Birkaç yıl derin izler bırakmıştı. Şimdi ise yazılarıyla sınıf bilincini taşımaya devam ediyordu. Buda yaşamının mücadele alanıydı. Hüseyin Habip Taşkın 07-03-2019
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0