ForumPolitikitiraf.izmir  Yeni Konu 

SAKINCALI 9.Bölüm

30 Ocak 2019

habibtaskin

‘Birahanede işlerin kesat olduğunu' çalışan personel söylüyordu. ‘Yakında topu dikerler' diyende vardı. Dört ortaklıydı ve aynı yörenin insanlarıydı. Ustası Sakıncalı'ya işin inceliğini öğretme teklifinde bulundu. Ama kabul etmedi. Eli ağırdı. Bir de yazı yazmasına, kitap okumasına engeldi. Çalıştığı yere Yazar Arkadaşı uğradığında yüzünde gülücükler açıverdi. Geldiği saatte ne müşteriler, ne de patronlar vardı. Bara yakın pencere kenarına karşılıklı sandalyelere oturduklarında: “ Öykülerini okudum. Her biri ayrı güzel işlenmiş, konuları kadın ve askeri darbe dönemini anlatıyor. Benim sana bir önerim olacaktır! Bunları birbirine bağlayarak geçiş yaparsan çok güzel bir roman olur.” “ Yapabilir miyim?” “Bak şurada karakter olarak bir kadın var. Onu devamlı yukarılara taşı, Gelenler ve gidenler romanına renk katacaktır. Acele etmeden dediğimi yap, düzeltmeyi ben yaparım.” Neskafelerini içerlerken gündemde olanları konuşuyorlardı. Oysa Sakıncalı'yı sevinç ve heyecan bastı. Onu dinlerken, nasıl yapacağının hesabını aklında canlandırıyordu. “ Durmadan gazeteciler hakkında davalar açılıyor. Durmadan para cezaları kesiliyor. Dört Duvar arasına gönderilenlerde vardır. Sen de bunlardan birisin.” “ Dediğin gibi iyi yatırdılar. Ben yolun başındayım. Daha dalış yapamadım. Bir gün çok iyi bir yazar olacağıma inanıyorum.” Yazar Arkadaşı'nı uğurladığında mutfağa geçtiğinde Dev Adam sorgucu tavrıyla meraklanmış olmalı ki: “O adam kimdi?” “Bir arkadaşım.” “Sizden mi? Aptallığa vurduğunda: “Ne sizden mi?” “İşi anlamamazlıktan gelme.” “Her gelenimi sorgulayacak mısın?” Dev Adam sustu. Gece eve gittiğinde vakit kaybetmeden zamanla yarış haline girdi. Bilgisayarın karşısına geçti. İlk önce sıralamasını yaptı. Kadın karakteri her sayfada hemen hemen vardı. Gece geç saatlere kadar yapacağı iş üzerinde oyalandı. Uyku bedenini esir alınca zorunluluktan kalkıp yatağına gitti. Şuan düşünecek halde değildi. Yaşama tekrardan tutunmaya dört elle sarılırcasına hazırladığı romanından dolayı yeniden umut buldu. İşe bir buçuk ay dayanabildi. İşten ayrıldığı gün Bir Genç'ten bulaşık işi teklifi geldi. Sosyete yerinde mutfakta bulaşık hanede çalışacaktı. Sigortası vardı. En azından emekliliğini burada doldurabilirdi. İşe başladığı günde tarihi binadan içeriye girdi. Burası geçmiş yıllarda vapurların bacasından simsiyah çıkardığı duman ile gelip uğradığı ve ayrıldığı yerdi. Kara parçasının denize doğru kare biçiminde uzandığı bir alan üzerine kurulmuştu. İlk önceleri arabaların park edildiği bir yerdi. Sonradan balık haline çevrilmişti. İlerleyen yıllarda dokusuna uygun yapılarak dükkân olarak bölümlere ayrılarak kullanılmaya başlandı. Kirası döviz olarak alınıyordu. Sağ kısmı askeri gemilerin bulunduğu bir yerdi. Hemen en alt köşe yerdeki Sosyete Barda çalışacaktı. Sağlı sollu büyük ve küçük dükkânlar vardı. Başını tavana çevirdiğinde yüksekliği birkaç evcikti. Sol tarafta kitabevi vardı. Doğruca girdiği kapının karşıdaki denize açılan kapıdan çıktı. Sol ve sağ tarafı ile önü denizdi. Buranın önünden vapurlar gelip geçerdi. Gemilerin geçtiği yerde boydan boya ince uzun bir düz yapı vardı. Orta kısmında ince uzun beton yapıdan yapılmış bir fener yeri vardı. Yer hoşuna gittiğinden bir süre orada oyalandı. Burası bir körfezdi. Karşılarda yerleşim birimleri sırıtıyordu. Dağlarda gecekondular ben buradayım diyordu. Onun aşağısında kalan ve denize doğru uzanan alanda apartmanlar mezarlığı vardı. Sağına dönüp birkaç adım atıp ilk tahta kapıdan içeriye girdi. İçerisi aydınlıktı. Masalar küçük ve dört sandalyeden oluşuyordu. Sol tarafta taş örme duvar dibinde içkili bar büfesi boydan boyaydı. Önünde ince uzun tahtadan yapılma sekize yakın sandalye vardı. Barın hemen yanında yukarıya çıkan tahtadan yapılma merdiven basamakları vardı. Müşterilerin oturduğu yer ve duvar dibindeki tahtadan yapılma oda gibi yer ise Patronun, muhasebecinin yeriydi. Sakıncalı büyülenmiş halde bakınıyordu. Birden: “Kimse yok mu?” dedi. Sese yukarıdan Bir Genç karşılık verdi: “Hoş geldin.” Merdivenlerden aşağıya inerek, tokalaştılar. Vakit kaybetmeden barın yanındaki küçük kapıdan içeriye girdiklerinde küçücük mutfak ile karşılaştı. Şirin bir yerdi. Sol tarafında küçük bir yer bulaşık yıkama yeriydi. “Burada çalışacaksın. Mutfak kadrosunu değiştireceğim. İyi aşçı ve yardımcısı yakında gelecek, eskilerle şimdilik idare edeceğiz. Yemek listesi değişecektir. Unutmadan söyleyeyim. Personel bu arka kapıyı kullanıyor bilgin olsun.” Mutfakta yalnız kaldı. Sandalyenin üzerine oturdu. Neşesi yerine geldi. Aklına işten atılacak mutfak personeli geldi. Haberleri yoktu. Acımasız düzen önüne kattığını savuruyordu. Aşçı ve Sorumlu Aşçı arka arkaya girdiklerinde Sakıncalı'yı gördüklerinde merhabalaştılar. “ Sizinle çalışacağım. Bulaşıkları yıkayacağım.” Sorumlu Aşçı'nın ağzı açık kaldı: “Nasıl olur? Kim bu Genç Adam?” Hızlıca yürüdü. Kapıyı açıp söylenerek uzaklaştı. Diğer Aşçı ile baş başa kaldı. “Ortalık toz duman gidiyor. Sorumlu Aşçı'nın hali hal değildir.” Sakıncalı sustu. Fazla uzun sürmedi geriye döndüğünde: “Beni yanlış anlama mutfak ekibini ben oluşturdum. Bana sormadan atmamalıydı.” Arkasından Genç Adam girdiğinde: “Benimle nasıl konuşuyorsun? Hepiniz benden sorumlusunuz?” Ağız dalaşı alevlendi. Genç Adam sinir küpüne döndü. Arkasını dönüp kapıdan çıktığında Sorumlu Aşçı eline geçirdiği bıçağı gelişi güzel fırlattı. Malzemelere çarptığında yere düştü. Neredeyse can alacaktı. Mutfakta iki kişi olanları tiyatro izlercesine izliyordu ki, Sakıncalı: “Ustam sakin ol! Yoksa hoş olmayan olaylar olacak!” Sessizliğe bürünüldüğünde içeriye ince uzun boylu kısa saçlı bir kadın girdi. Dikkatler ona çevrildi: “Hayrola! Kabadayı mısın? Nesin?” “Hayır Patroniçem!” Patroniçem sinirini alamamış eşyalara bakınıyordu. Bıçağın çarptığı yerleri görünce: “Malıma ne hakla zarar verirsin? Seninle çalışamam. Muhasebeye git ve hesabını al.” Sorumlu Aşçı bu kez yalvarma seansına geçti. Sakıncalı ve diğer Aşçı olanlara bakmakla yetiniyordu. O gün Sorumlu Aşçıya kırmızı kart çıkartılmış oldu. Ağlayarak eşyalarını toparladı. İşyerini terk edip gitti. Bir gün sonra Patroniçem mutfakta Sakıncalı ile tanıştı: “ Aramıza hoş geldin. Biraz harareti yüksekçe güne denk geldi. İlk defa böyle bir olayla karşılaştım.” “ Ben de böyle tansiyonu yüksek bir olayla karşılaştım. İçinde dram, hüzün vardı.” “Umarım anlaşırız?” “Anlaşırız. En azından böyle olmaz! Silahlar konuşmaz.” “Kolay gelsin.” Patroniçem başın hafiften oynatırken güldü. Kapıdan çıkıp gitti. Öğlen üzeri müşteri yerine sinek avlıyordu. Akşama doğru işler açılıyordu. Tezgâhın üzerindeki yığılan bulaşıkları sudan durulayarak, bulaşık makinesine koyup, çıkarıp tezgâhın üzerine bırakıyordu. Üç ya da üç buçuk saat diliminde tüm gün çalışmışta yorgun düşmüşe benziyordu. Terler her yerinden boşalmıştı. İşçilerin giriş kapısı kitapevinin karşısındaki tekli kapıdandı. Üç kişinin birlikte yürüyeceği yerden giriş yapılıyordu. Uzunca hafiften S biçimindeydi. İlk yer sadece hamur üzerine kıyma olarak çalışırdı. İkinci yer kendilerine aitti. İlgisini çeken ise kitabevinde çalışanlar iki üniversite bitirmişlerdi. Diploma ellerinde kalmıştı. Yan tarafta çalışan Sarışın Usta ile tanıştı. İşe on bire doğru geldiğinde Duvarda bant ile yapıştırılmış üniversite diplomasını gördüğünde üzerindeki yazıları okudu. Yüzünün rengi değişti. Fotoğrafa baktığında Sarışın Usta'nın gençlik fotoğrafı vardı. Gözleri doldu. Arkasından gelen sese döndü: “Ailem benim okumam için kendilerinden fedakârlık yaptı. Bende karşılığını vermek için okudum. Okurken hayallerim rengârenkti. İş bulamam diye düşünmedim. Ailemizden biri yüksekokulu okuyor diye gururu olmuştum. Diplomayı aldığım gün bende ki sevinç tarif edilemezdi. Annem, babam çok mutlulardı. Okulum için tanıdıklardan borç para alındı. Yeri geldi bankanın birinden kredi alındı. Yasal faiziyle geriye ödemeye başlandığında ailem çok büyük zorlukları göğüsleyerek okulumu ilk beşinci sırada bitirdim. Diploma borsada değerini kaybeden kâğıda benzedi. Üniversiteyi bitirdik, şimdi iş arama zamanıdır diye babam bir yandan ben diğer yandan yolla çıktık. İş bulamadım. Bir anda çöktüm. Piyasada diplomalı işsizler furyası vardı. Bizleri ucuz işçi gücüne böylelikle döndürmüşlerdi. Siyasi partilerin kapısını çaldık. Babam diplomamdan söz etti. Her kapıda diplomanın beş kuruşluk değerinin olmadığını anladık. Sonunda torpili olmayan bu yerde hamur açma ustası oldum. Bunca masraf, eziyet niye?” Ona baktı. Gülümsemek istedi ama yapamadı: “Sistem denilen acımasız canavar, alt tabakanın yaşamıyla kafalarına göre oynuyorlar. Eğitim sistemi çöktüğünden nerede ihtiyaç var, ne kadar? Bilen yoktur? Devrin adı üniversite bitirmiş olsun oldu.” Yazar Arkadaşı bir öğlen geldiğin de: “Yazını son kez düzelttim. Basıma hazırdır. Bir oku! Çıkaracağın ve ya ekleyeceğin yer olabilir.” Sohbet ederken aklın yazdığın romanının son şekli nasıl olduğundaydı. İş bitimini zor etti. Belediye Otobüsüne bindiğinde normalinde gözlerini kapar uykuya derinlemesine dalardı. Bu gece gözleri açıktı. Sevinç, heyecan iç içe geçmişti. Aklına ‘hangi yayınevine bastıracağı?' geldi. ‘Ne kadar tutar? Diye düşündü. Otobüs durağında indi. Oysa her indiğinde çevresine bakarak yürürdü. Dış kapıyı açar açmaz merdivenlerden yukarıya çıktı ve sağa döndü. Asansör en üst kattaydı. Onu bekleyemeye vakti olmadığından merdivenleri ikişer ikişer çıktı. Dış kapıyı açar açmaz mutfakta masanın başında bilgisayarını açma telaşındaydı. Sandalyeye oturur oturmaz, masanın üzerine kâğıtları bıraktı. Bir kâğıda sonrada bilgisayardaki yazılara bakarak düzeltilecek yerleri ilk önce düzeltti. Gece yarısına ulaşıldığından beyni ‘beni rahat bırak bıktım senden' dercesine, baştan okumayı sağlıklı yapamadı. Sabah kalktığında ilk işi bilgisayarı açmak oldu. Baştan başlayarak okumaya başladı. Eşi de arkasından kalkıp lavaboya gitti. Okumaya kaptırıp gittiğinden Eşi'nin yanına geldiğini göremedi. Ayakta bir elini havaya kaldırarak: “ Çayı niye koymadın? Kahvaltımızı yapalım. Bilgisayar kaçmıyor.” Başını kaldırmadan: “Haklısın, Dün Yazar Arkadaşı geldi. Düzeltmeleri yapmış, dün gece hepsini bilgisayardaki yazıma ekledim. Şimdi okuyorum; nasıl olmuş? Diye.” Okuduklarında düzeltimde az oranda hata payı vardı. Aklı biraz sulandı. Kahvaltıdan sonra bilgisayarın başına oturdu. Sesli söylenerek: “Bu hataları niçin bıraktı? Bir nedeni olabilir mi?” “Ne hatası?” “Tam düzeltme yapmamış!” “Öyle olur mu? Ona bir sor?” Okuma isteği bir anda kâbusa döndü. Evden çıkıp onun takıldığı Kitapevine uğrayacaktı. Kafasında ne oluştuysa işyerine gitti. İş elbiselerini giydiğinde beyazlara büründü. Ara sıra çarşı içine çıkar dolaşırdı. İlk defa dükkân önünde duran çığırtkan: “ Hocam içeride doktorlar için giyimimizde var. Bakabilirsiniz!” Sakıncalı on beş yaşında tahmini olan gencin söylemini boşa çıkarmayarak: “Şimdilik yeterli giyim eşyam vardır. Burası aklımda olsun. Teşekkür ederim.” “Sağolun hocam bekleriz.” Bu ikili konuşmaya gülümsedi. Saatine baktığında yarım saati vardı. İş elbiseleriyle Kitapevinin yolunu tuttu. Tahmin ettiği gibi oradaydı. Kısa konuşmadan sonra: “Bilgisayara aktardım. Bugünde okudum; gözüme ilişen bazı yerlerde imla ve diğer hatalar var.” “Sen taşeronda çalıştın, orada bunları kaleme aldın. Emekçi kimliğin var. Dört Duvar arasından çıkıp, yargılanman devam ediyor. Ben bu yazını bu haliyle olumlu buluyorum.” “Bunu okuyan beni topa tutar.” “Dediğimi yap!” Morali bozuktu. Nasıl düzeltecekti? Başkasına gitse hoş olmazdı. Hüseyin Habip Taşkın 15.12.2018
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.

Bu tartışmayı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0