YURTTAN SESLER KOROSU

09 Haziran 2020 12:08 / 2405 kez okundu!

 

 

"...Bu kadar… Yorum derin ve falsolu, hedef karavana, çamur at, izi kalsın makamından, en yalın söyleyişle, biraz ayıbedilmiş, hatta hayli ayıbedilmiş…

Niyet nedir? O bellisiz.

Bende’niz cennet kuşu hop kavgaya karışmayıp n’aapayım?

Mecburcuyuz, malum…

Neyse ki kendinden tayin bekçi değiliz, anlar anlamaz…

‘Yapmayın sayın….’ demiş bulunmuşum, ‘Adınızla uyumlu olun, iyi müziğin sevilmesinden umutvar olun. İcracılar, (kastettiklerine diyorum) usta kişiler, destek vereceğinize neden yıkıcı eleştiriyorsunuz? O güzelim türkülerin hınzır sözlerine bir zamanlar devlet eliyle sansür uygulandığını eleştirin, ille eleştirecekseniz.”

Bu da gol sayılmaz, kale üstünden seyirci üstüne uçtu, söz…"

 

****

 

YURTTAN SESLER KOROSU

 

Müzik Eğitimcileri Derneği’nden bir müzik emekçisi kardeşimiz, adı bende saklı ve bu yazı bir şikayetname olmasın, kimse düşüncesiyle yargılanmasın diye saklı, kendi isterse açıklar, ben yazısında takıldığım yerler ve yorumlar için sitemkârane yazıyorum, düşüncesini açıklamasını savunuyorum, ancak düşündüklerine katılmıyorum.

Keşke kınama, kem söz, ille benim dediğim, canım kendim demeden, konunun bütün tarafları ve ille Sayın H. AysevB. Soysev ve M. Karahan ustaların da katılımıyla yeniden düşünsek, görüşlerimizi bir potada eritsek, keşke…

5 Haziran günkü yazıda arkadaşımız, ‘Ne Yapmak İstiyorlar?’ diye soruyor.

Dakika bir, karavana atış bir, kimsenin bir şey yapmak istediği yok, bir kumpas yok, kötü yahut art niyet yok, şarkılar, türküler söylüyoruz, el bombasının pimini çekmiyoruz, teşbihte hata bal gibi olur, bu hatalı bir teşbih…

‘H. Aysev, B. Soysev, M. Karahan ve bazı şan sanatçıları iyi bir sese sahip olmalarına karşın, eğitimini almadıkları ‘Türk Sanat Müziği’ ve ‘Türk Halk Müziği’ dallarında üretimlerde bulunuyorlar. Gerekçeleri; “…Operayı halka sevdirmek…”

Oysa; 

1. Böyle opera halka sevdirilmez, (cümle kılçıklı, yanlış demeye dilim varmıyor, yukardaki söyleyişini de yanlışlarıyla yazdım, siz düzelterek okursunuz) Opera böyle sevdirilmez, demeye getiriyorsunuz sanırım efendim, öyle düşünüyorum.

2. Şarkı ve türkülerin otantikliğine zarar verilir.”

Bu kadar… Yorum derin ve falsolu, hedef karavana, çamur at, izi kalsın makamından, en yalın söyleyişle, biraz ayıbedilmiş, hatta hayli ayıbedilmiş…

Niyet nedir? O bellisiz.

Bende’niz cennet kuşu hop kavgaya karışmayıp n’aapayım?

Mecburcuyuz, malum…

Neyse ki kendinden tayin bekçi değiliz, anlar anlamaz…

‘Yapmayın sayın….’ demiş bulunmuşum, ‘Adınızla uyumlu olun, iyi müziğin sevilmesinden umutvar olun. İcracılar, (kastettiklerine diyorum) usta kişiler, destek vereceğinize neden yıkıcı eleştiriyorsunuz? O güzelim türkülerin hınzır sözlerine bir zamanlar devlet eliyle sansür uygulandığını eleştirin, ille eleştirecekseniz.”

Bu da gol sayılmaz, kale üstünden seyirci üstüne uçtu, söz…

Sayın Cankut Yılmaz almış sazı, “Arz ve talep belirler üretimi ve tüketimi.” demiş. “Üretip arz edeceksin, talep varsa üretimdeki tüm katılımcılar bundan nemalanacaktır. Bu iktisadi bir kuraldır. Müzik sektörü de tüm özellikleriyle bir “endüstri” olduğuna göre, tüm iktisat kuralları burada da geçerlidir. Cep telefonlarımızın bilgisayarlarımızın programları nasıl güncelleniyorsa, kültürün, sanatın, modanın, popüler kültürün ve değer yargılarımızın da güncellenmesi, üretimi ve tüketimi de şekillendirecektir. Güncellenmeyen tüm değerler, kendi muhafazâkarlarını oluşturup, yenilikçileri aşağılayıp, olumsuz eleştirecektir.”

Sayın Yıldız Beker söz alıp, C. Yılmaz’a yanıt vermiş, ‘müzik ticaret değildir. Herkes Erik Dalı’nı seviyor diye söylenmez, seviye meselesi. Cazı, operayı doaha az dilerer, haliyle.Düz insanlar daha basitleriyle ilgilenirler (buradan insanların kadın, erkek ve anasının gözü’ler şeklinde üçe ayrıldığı teorim iflas ediyor benim, kökten sürme asiller ve basitler, sonradan olma asilimsiler şeklinde iki buçuk türe ayrılıyor demek, insanlar) Çoğunluk doğru yolda olsaydı, savaşlar olmazdı, peygamberler gelmezdi. Uzun konular bunlar (bizi aşar yani.A.K) Zeytinyağını dükkana koyup, karıyla (kâr ile demek istiyor sanırım, karıyla diil, kârı ile…) satmak başka, gönlünü verip müzik yapmak başkadır; müziği en üst tepelerde yapanların pek çoğu kazanamamıştır, maddi anlamda bu yüzden.saygılar.”

Sayın Silvan Güneş, Cankut Yılmaz’a veriştiriyor, ‘Türk Halkk oyunlarımız üstünden sizin dilediğiniz anlamda bir çalışma yaptılar, ortada ne yöre, ne adım, ne kostüm, ne müzik ne de mizansen kaldı;şimdi ise Türk Halk oyunlarının adı dahi okunmuyor.Hiçbir okulda oynrayanı da oynatanı da kalmadı.Verdiğiniz örneğin başka bir daldaki örneğinin canlı şahidiyim, sonucu acılar içinde izledik.”

C.Yılmaz, inanılmaz ama, diyor Y. Beker’e, Türkiye’mizde günde ortalama 150 ile 200 arası yeni müzik albümü çıkıyor piyasaya. Ayda 6 bin, senede 70 bin kadar müzik albümü. Bu albümlerde çalan müzisyenler, ses sanatçıları, aranjörler, ses mühendisleri, stüdyo işletmecileri, kayıt için gerekli teknik aletler, dağıtımcı firmalar, dünyadaki 300 üzerindeki diğital platformlarda eserlerin satışa sunulması eserin tanıtımı, reklamı, radyolar, tv müzik kanalları, müzik festivalleri, enstrümanların yapımı ve bakımını yapan marka firmalar ve çalışanları, canlı konserler, konser bilet fiyatlarını belirleyen kriterler, konservatuarlar ve çalışanları ve tüm müzik akademisyenleri, özel müzik okulları, müzik öğretmenleri, eleştirmenleri, müzikle ilgili kitaplar ve basın çalışanları, telif hakları, telif haklarını hukuksal olarak takip eden resmi büyük bütçeli kurumlar, besteciler, söz yazarları vs…

Daha sayabilirim, bu liste uzarda uzar.Berlin flarmoni orkestrasının yıllık maliyetinin ü zerinde gelir elde etmesi için belirlenen konser sayısı ve biletlerin kaça satılacağını bütçeleyen profesyonel bir şirket var, menajerleri var.Pardon, yanlış mı duydum, birisi müzik ticaret değildidr mi dedi?”

Yıldız Berker C.Yılmaz’ı yanıtlıyor:” Bunların hepsini detayına kadar bilen biriyim. Kimlerin kimler sırtından para kazandığı konunun özeti bu.Ticareti sevmeyen biriyim, bu benim üüşünccem.O âleme girdim çıktım. İyi akşamlar.”

Dileyen herkes eleştirir bu konuda herkes hoşgörülü olmalı, diyen var, İ. H. Suklun gibi, ‘milli, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerek, ancak bu sayede Türk milli musikisi yükselebilir.evrensel musikide yerini alabilir” Atatürk’ün bu sözünü iyi okumak, anlamak lazım.

M. Kemal Saydam, ‘bunları biraz gereksiz tepki olarak görüyorum.THM, TSM eğitimi almayan bunları söylemesin, aynı şekilde bu eğitimleri almayan orkestralar da bunları çalmasın, dolayısıyla türküler çok seslendirilmesin.Bu durumda demek ki Adnan Saygun’a da ‘beş halk türküsü’nü çok seslendirdiği ve Yunus Emre Oratoryosunu yaptığı için tepki göstermemiz gerekiyorBu düşüncenin sonu oraya doğru gidiyor.”

Yanıtlar yağıp duruyor, hepsini yazacak mecalim yok, bir zahmet girin, okuyun ama ne olur, operanın yıldızı bu adlar ve benzerlerini kendi çapınızca harcamaya kalkmayın, ne demek halk operayı sevsin diye, şarkı türkü söyleyemez, opera hançeresine sahip kişiler? Bayramda izledik yedi kıtaya müzik yayınını, Karahan’ın Aspendos’taki konserini, diğer bütün esaslı ustaların sesle çalgı ile yarattığı harika tınıları…

Bir zamanlar Tarsus’a devlet operası turneyle gelmişti, kırk yıla yaklaşıyor, ahali devlet zoruyla salonu doldurmuş, sonunda zılgıt çekmiş, sahneye şeker, konfeti atarak sevincini göstermiş, zılgıt çekmiş, def  çalanlar bile olmuştu, deblek…Bir hikayemde yer vermiştim buna ve sevinmiştim, iyi müzik, iyi gönüle ve halka her biçimde ulaşıyor, neyi eleştiriyorsunuz? Hıncal Uluç’un Karahan’ı eleştirmesi gibi, ona sormadan opera genel müdürlüğünü kabul etmesini bir makam masası ve makam arabasına bağlaması gibi…

Aydın Öztürk, akıllıca yorum yaparak bu konuyu bağlamaya çalışmış. Ben size bu yazıyı en olumsuz koşullarda, komşu bilgisayarında ve sersem sepelek yazıyorum, bu, çoğunun amacı ve dediği net olmayan yorumlar bir zamanlar devletin türkülere müdahalesiyle, densiz satırlardan ayıklandığı günlerde neredeydi, demeden edemiyorum…

Adını unutmaktan hicap duyduğum yorumcu bir arkadaşımız ise şöyle yazmış: 

"Oldu olacak müzik polisi olun koma vermeyen piyanistleri operacıları hapse atın. 

Bu başlık müzik tartışmasından ziyade nefret kusmaya dönmüş.

Ben klasik batı stili piyano eğitimi aldım. Alaturka trio isimli bir grup kurdum ve bu arkadaş bana da laf etmişti zamanında. Klasik kemençeyle piyano olur mu diye. Olur kardeşim olur güzel arkadaşım demiştim zamanında. Şimdi gördüğüm kadarıyla hala enteresan yorumlarda bulunuyor iyi niyetle müzik yapmaya çalışan insanlara.

Müziğimizin özü falan bozulmaz merak etmeyin. Notası, yapılmış yüzlerce kaydı hepsi duruyor. bir tıkla ulaşabiliyorsunuz artık. Konservatuvarlarımız, eğitim fakültelerimiz, sanat tasarım fakültelerimiz,bilinçli yüzlerce akademisyenimiz ve yurda yayılmış binlerce öğretmenimiz var . Bir şey olmaz merak etmeyin. 
Düşüncelerinizde pesimist olmayın ve arının lütfen. Burda resim koyup insanları hedef göstermek de doğru değil bence. Bu kişi hala enteresan yorumlar yapmaya devam ediyor. O ne yapmaya çalışıyor ben anlayamıyorum. birisinin yorumunu beğenmiyorsanız dinlemezsiniz. Bu kadar basit.

Kendi adıma bu pesimist kafaya inat Klasik Türk Müziği le süreki haşır neşirim ve keyifle müzisyen arkadaşlara eşlik ediyorum. Ama tabi bunu olumsuz bulan insanlar var hep. Şimdi onlara şu soruları yöneltmek istiyorum.

Türk bir müzik eğitimcisi ve müzisyen olarak piyanomla Türk Müziği çalmayayım mı istiyorsunuz? 
Türk müziğine dokunmayayım mı enstrümanım koma veremiyor diye? 
Türkü çalamayıcak mıyım piyanomla? 
Minür Nurettin'i, Aşık Veysel'i solumayayım mı komalı enstrüman çalamıyorum diye?
Batıcımıyım ben?
Müziğimizin özünü bozan kötü biri miyim? 
Batı kafalı pis bir burjuva mıyım arkadaşlar? 
Ne yapayım nereye gideyim siz söyleyin.

Nasıl yorumlar yaptığınıza dikkat edin Allah aşkınıza! Çünkü insan inciniyor!"

 

"Sür deveveci develeri yokuşa/ ne verecez bi gecelik tokuşa?" mısraının türküden tard edilmesi gibi…Karacoğlan’ın hınzır dizelerinin silinmesi gibi…Ahçik türküsünün yıllar sonra asaletinin onaylanması gibi.TRT 2’ de yayınlanan İlahiler Senfonisi misal, A. Adnan Saygun sanat merkezindeki konserde Burak Kut’un tüyler ürperten yorumu (https://www.youtube.com/watch?v=BOOHy19QRpk) ve senfoninin tamamını bilmek, duyurmak, alkışlamak gerekmez mi? Kin’siz, öfkesiz, sağduyu ve bilgiyle, akılla taçlanmış yorumlardan daha geniş ufuklara yürünmesi gerekmez mi? Tartışmaya açmak istiyorum, klasik müzik ustası yorumcuları, o beğenerek benimse bayılarak izlediğim, sözü geçen üç ustayı da savunma amaçlı değil, yaşasın müzik demeleri için çağırsam, çok mu?

Rahmetli büyük usta Ruhi Su’nun söylediğidir, başka yerde bulamazsınız, okuyunuz lütfen…

Bazı konular nedense kolayca duygusallığa götürür bizi.

Durup dururken bir kutsallık, bir dokunulmazlık kazanır.

Konuşma rahatlığını yitiririz.

Şimdi biz bu türlü duygusallıkları da entomüzikolojinin konusuna giren hususları da bir yana bırakıp, türküleri sadece bir icracı olarak ele alalım ve nasıl söyleneceğini düşünelim. Buradaki (nasıl söyleneceği) sözü (nasıl yorumlanacağı) anlamına da gelir.

Yorumsuz bir müzik olmaz. Sözlü bir müzikte ise yorum kendiliğinden meydana çıkar.

Halk bir kompozitör gibi, ortaya bir sürü türküler koymuş. Bu türkülerin her biri bir şey söylüyor. Kimi derdli kimi sevinçli, kimi korkudan kimi yiğitlikten bahsediyor. Kimi sosyal hiciv yapıyor kimi gazetenin kimi dilekçenin gördüğü işi görüyor. Toplumun düzeninin bütün meseleleriyle ilgili. Yerine, sırasına bir türkünün muhtevası bir aryanın ya da bir lied’in (bir şarkının) muhtevasından hiç de daha basit daha önemsiz değil. Hatta bir bakıma daha da önemli. Bunların hepsini dinleyiciye duyurmak lazım.

Türküdür diye bu anlatım işi küçümsenemez. Halk söylediklerinin hepsi duyulsun, anlaşılsın ve çare bulunsun diye koymuş bu türkülerin çoğunu ortaya. Bir türkünün ne söylediğine bakmak o türkünün nasıl söyleneceğini çözümleyebilir. Ama bütün bunları bildiği halde yorumlayamaz. Burada (yorum) sözü ile (ifade etmeyi) (değerlendirmeyi) kast ediyorum. Öyle ise iyi bir yorum nasıl yapılabilir?

İyi yorum, iyi icra kullanılan enstrümanın (insan sesi de bir enstrümandır), bütün yeteneklerine sahip olunmakla yapılabilir. Bir kompozitör keman için, piyano için ya da ses için bir eser yazsa, bunları en iyi icra edebilecek (çalabilecek ya da söyleyebilecek) o kompozitörün kendisidir diye bir şey söylenemez. Bir eser hangi saz için yapılmışsa, ancak o sazın bütün güçlüklerini yenmiş bir insan o eseri olumlu bir şekilde icra edebilir. Çünkü bestelemek ayrı bir iş, icra etmek ayrı bir iştir. Halk da bir besteci olarak bu kuralın dışında değildir.

İşte bundan dolayı (halk gibi söylemek) sözü de yerinde bir söz değildir.

Ne halk diye belirli bir kişi var, ne de halkın bütününü ifade edebilecek belirli bir söyleyiş var.

Aşık Veysel var, aşık Hasan var, Ahmet var, Mehmet var, biz varız. Biz hepimiz halkız. Halkın birimiyiz.

Her birimiz sesimizin ve kültürümüzün şartları içinde derece derece bir takım ayrıntılarla bu türküleri söylüyor ve değerlendiriyoruz. Eğer kültürümüzle birtakım imkanlar kazanmışsak illa da bu imkanlardan mahrum insanlar gibi söylemeye neden özenelim? Olacak iş mi bu? Daha ilerinin sahte bir halk sevgisi, gelenekçi bir tutum sezilmiyor mu? Türkülerin tek özelliği, yaşayan bir varlık gibi her an değişip yeniden doğmalarıdır. Bu değişmede teker teker hepimizin bir payı vardır. Bu etkileyiş iyisine de olabilir, kötüsüne de olabilir. Örneğin 25 yıldan beri halk gibi söylemek, halk gibi söyletmek iddiasıyla radyolardaki halk türküsü yayınlarını yönetenlerin halk türküsüne de halka da çok zararlı bir etkileri oldu. Türkü söylemeyi de saz çalmayı da alaturka dediğimiz sanat müziğindeki klişe üsluba götürdüler.

Kısaca, buraya kadar söylediklerimi şöyle özetleyebilirim; halk türküleri ortak bir sanattır, fakat bu söyleyişte de bir ortaklık olacak demek değildir. İçinde bulunduğumuz kültür, ister istemez birtakım kişisel anlamlar getirecektir, söyleyişe. Önemli olan bu söyleyişlerden hangisinin zevkimizi daha ileri götüreceğidir.” Ruhi Su

1964 yılında, sonradan Boğaziçi Gösteri Sanatları’na yol açacak o zamanki Robert Kolej Folklor Derneği’nin dergisinde. Başka hiçbir yerde yok!

Bizimle paylaşan, o zaman ki R. K. Folklor Derneği başkanı Sayın Tuncer Özmen’e paylaştığı ve yazıya katmamıza izin verdiği için minnetle… 

 

Ayşe KİLİMCİ

07.06.2020

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.