UCUBE NE, ACAYİP KİM?

13 Ocak 2011 23:12 / 1200 kez okundu!

 


Bu toprakların heykelleri de insanlarımız gibi çilekeş, sanatçıya ve yapıtına zulümden, sanatın evrenselliğinden habersizlikten, hatta düpedüz kötücüllükten neler çekti, çekiyor, görünen o ki daha da çekecek…

Başbakanın barış heykeline ucube dediğini çok ayıpladım. Bir zamanlar Selamet Partisi marifetiyle (Ecevit’le koalisyon kurdukları sıra) yerinden kaldırılan güzelim Akdeniz heykelini anımsadım. Matbaa geç geldi diye tasalanırken, heykelle ülfetimizin hala başlamadığını gözden kaçırıyoruz. Elbet usta heykeltıraşlar söz meclisinin dışında, onlar yapıyor da, anlayan var mı? Ya da şöyle demesi daha doğru sanırım, heykelden ne anlıyoruz? Atatürk’ün sahici ve çakma heykelleri dışında, Mevlevi yahut kılıç kalkanlı Osmanlı, tümeniyle Kuvvacı ve Karacoğlan heykeli ötesine uzanabiliyor mu toplumsal bilincimiz? Esaslı heykellerini büyük kentlerin, kaçımız fark ediyor, parklardaki edebiyatçı heykellerini ruhumuza buyur edebildik mi? Esaslı heykellerimiz nerelerdedir biliyor muyuz?

Garabet ucube olarak nitelenen heykelde değil, bizde olmasın? Biz acayibiz diye mi yazılıyor bu hazin hikâye?

Son günlerde yazılı görsel basın manşetlerine çıkan Mersin N.Kodallı Güzel Sanatlar Lisesi’nde olanlara, olabileceklere, önceden olmuş bitmişe kim kulak verecek? Sorun yumağı haline getirilen, müzik ve resim bölümleri gibi yeterince zor dalların ağırlığı yetmez gibi, bu okullara spor bölümü de eklenince, farklılaşan bu liseler sıradanlaştırılmak isteniyor olmasın? Onu ekle bu bölümü yama, yönetim kavgası yaratacak atamalar ve uygulamalarla kaynayan kazan haline getir, öğrenciyi, velileri hedef tahtası yap… Çocuklara, velilere değil, yöneticine şefkat göster... Bakın görürsünüz ‘yok bişey, ilgili makamlar bakıyor, müfettişe havale edildi, söylendiği gibi değil, rahat olun’ denecek, il milli eğitim bişey yok, bişey yok diyecek ve kapatılacak…

Ben üç yıl önce kimseye duyuramamıştım bu lisedeki kimi olağan dışı uygulamaları, yönetim keyfiyetini.

O kadar şikâyet dilekçesi verdim, ilgililere sözlü olarak da ilettim, güzel sanatlar liseleriyle ilgili bir sempozyumda sunulmak üzere Müzed aracılığıyla uygulama hatalarını rapor ettim.

Boşuna. Dikkat çektiğim noktaları kimse umursamadı, yönetici de ‘öğrenci velisinin çocuğunu kaydettirmediği’ şeklinde verdiği ifade ile aklandı. Ben çocuğumun kazanılmış hakkından çoktan geçmiştim oysa, derdim geride kalanlarlaydı, onlar için çırpınıyordum.

Çok ayıplamıştım, okul bağışına varıncaya kadar her yükümlülüğümü yerine getirdiğim halde, sırf yöneticinin hainane, hasmane, tarafgir ve kötücül tutumu yüzünden, kayıttan vazgeçmeme yol açan bu anlayış reva görüldüğü için… Güzel sanatlar liselerinden görebildiğim kadarına din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin, üstelik yönetme becerisi tartışılacak olanların yönetici olarak atanmasındaki ısrara hala şaşarım… Çocuğumun okuma hakkının gasp edildiğine, üst yönetimin başarısız yöneticiyi tıpışladığına şaştığım gibi.

Ben o anlayışa çocuk emanet edemezdim, etmedim, çocuğumun müzik eğitimini, sınavı kazandığı halde engellemek zorunda bırakıldım, ama geride kalan çocuklara yapılması olası haksızlıklar için şikâyette bulundum, dikkate alınmadı.

Pansiyona onarım koyulmuş, zaten bitse de öğrenciye verilmesi kesin değilmiş? Niçinmiş? Çünkü maaş durumunuz emekli de olsanız belli bir miktardır, oysa o miktar yoksulluk sınırı civarındadır, olsun, maaş maaştır. Gidiniz, borcunuzu kanıtlayınız. Gölgede 45 derecede bankaları geziniz, dökümler alınız heyhat, borç kesintisinden artan meblağ da çok sayılır, pansiyon sıfır bütçeli olana verilirmiş.

‘Üstelemeyin, bölge çocuğunun hakkını gasp etmeyin. Böyle bir okulda çocuk okutmayı kesenize güveniyorsanız göze alacaksınız, gücünüz yoksa burada işiniz ne?’

Yöneticinin şefkati göz yaşartıcı değil mi? Başkaldıran öğrencilere de şefkat gösterildiğinden eminim.

Nalet olsun, demiştim, nalet olsun, eksik olsun! Sen vatandaşsın, zulme müstehaksın! Terör bir değil ki, bin, bu da onlardan biri işte…

Biliyordum, ne dilekçe, ne şikâyet, ne suç duyurusuyla sonuç alamayacağımı, içimde köz olacağına ilgililerin kulağına kar suyu kaçırayım, közüm söz olsun, belki çare olur diye düşündüydüm…

Bana sorarsanız, soran olmadığını biliyorum, Mersin Güzel Sanatlar lisesindeki uygulamalardan yakınanların söylediklerinin eksiği vardır, fazlası yoktur. Kendi payıma düşenleri anlattım, orada yaşananlara kulak verilmeli, öteki güzel sanatlar liselerine de öyle…

Sanatın içine tükürmeyi marifet bilenlerin, darbeci zihniyetin ‘ilk hedefiniz resim sergileridir, heykellerdir, sanatçılardır’ emrini verenlerin, çaplarını, hadlerini çok aşan konularda eleştirmen kesilenlerin ‘siline, kaldırıla, benim gibi düşünmeyenin imi timi bırakılmaya” benzeri tehditler savurması kolay, iş sonrasında…

Sonrayı düşünmek gerek… Düşünmeyi bilmek gerek. Elbet haddi aşmamayı da…

Belki hepsinden önce, kinden vazgeçmek, öfkeyi dizginlemek, ben bilirimcilikten vazgeçmek…



Ayşe Kilimci

12.01.2011


Çizim: Firuz Kutal




Son Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2011 15:44

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.