TAŞLAR MESİRESİ

19 Ocak 2021 21:14 / 1459 kez okundu!

 

 

Şâir Nigar, “Yine taşlarda öyle bir günde/İçtima eylemişti çok kişiler/ Kimi sâkin, kimisi pek zinde/ Gülüyor söylüyordu bir şeyler” der, Taşlar Mesiresi’nde.

Kalbimde bu dizeler, dilimde duayla dolaştım İzmir’in gömüye kapalı Gaziemir mezarlığını. Anneme uğradım, ananemle aynı kabirdeler, oradalar mı sahiden? Ah bizim bu, kendimizi kandırışlarımız…

 

****

 

TAŞLAR MESİRESİ

 

 

Şâir Nigar, “Yine taşlarda öyle bir günde/İçtima eylemişti çok kişiler/ Kimi sâkin, kimisi pek zinde/ Gülüyor söylüyordu bir şeyler” der, Taşlar Mesiresi’nde.

Kalbimde bu dizeler, dilimde duayla dolaştım İzmir’in gömüye kapalı Gaziemir mezarlığını. Anneme uğradım, ananemle aynı kabirdeler, oradalar mı sahiden? Ah bizim bu, kendimizi kandırışlarımız…

Anne sinesi soğuyunca anlıyor kişi, artık çocuk olmadığını, bundan böyle yetişkinliğe müebbed olduğunu. Bu küçük kabristan yerleşim yerinin ortasında. Hayattakilerle, duvarın dışından geçen pattiz sovancı ve sütçüüü’yle uyumlu, sanki sâkin bir mahalle. Dışarı mahalleler gibi altıyla üstüyle rastgele olan bu yerde sürekli hısım gömüsü yapılıp, yeni taşlar dikiliyor, bunlar iki âlem arası özel kalem gelen evrakı gibi. Belki girişe sevgili G.Akın dizeleri düşülse yaraşır: ‘Düşünmeden, konuşmadan yaşayanlar/ Düşünmeden, konuşmadan yaşayanların geleceğini bekliyor…’

Eski yazılılar başta olmak üzere, kabir başucundaki taşlarda yazanları hep merak etmişimdir. Son bir söz, son çığlık, arz-ı hal olarak görürüm onları. François Villon’un Asılmışların Balladı’nı anımsarım(çevirisi O.Veli’nin) Onca uzun şiir bir taşa sığmaz, ben onu dünyamızın tüm asılmışlarının ortak mezartaşı diye algılarım: "Olmayın bu kadar katı yürekli/ Ey dünyada kalan insan kardeşler; Allah da sizden razı olur belki/ Sizler acırsanız bizlere eğer: Şurada asılmışız üçer beşer/ Kuş südüyle beslenen şu bedene/ Bir bakın dağılmadan günden güne; bakın kül olan kemiklerimize/ Gülmeyin dostlar bu hâle düşene: Tanrı’dan mağfiret ileyin bize/ Kanun nâmına öldürüldük diye/ hor görmeyin bizi, kardeş bilin/ Dünyada herkes akıllı olmaz ya/ Biz de böyle olmuşuz, neyliyelim/ Madem alnımıza yazılmış ölüm/ İsa Peygambere dua edin de/ Yanmaktan cehennem ateşlerinde/ Esirgesin bizi, acısın bize/ Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere/ Tanrı’dan mağfiret dileyin bize/ Görmedik bir gün olsun rahat yüzü/ Yağmur sularında yıkan dık, yunduk/ Kurda kuşa yedirdik kaşı, gözü/ Gün ışıklarında karardık, yandık/ Kuş gagalarıyla kalbura döndük/ Durmadan kah şu yana kah bu yana/ Esen rüzgarla sallana sallana…/ Kargalar geldi kondu üstümüze…/ Sakın siz katılmayın bu kervana/ Tanrı’dan mağfiret dileyin bize…”

Bir taşa rastgelmiştim, ‘kimseden çekmedi görümcesinden çektiği kadar’ yazıyordu, kim bilir neçe canı yanmış yaşarken ve bu taşı ne tembihlerle kime yazdırmış…

Aynı mezarlıkta genç bir ölünün taşında “Gâyesi bilinmez mukadderatın/ Ölümdür en büyük sırrı hayatın” yazılı.

“Bugün yine efkarlıyım/ Çünkü yalnızım yapayalnız/ Yine sana olan aşkımı/ Sevgimi yalnızlığımla paylaşıyorum/ Bilmem neden bu ayrılık bizi buldu/ Suçumuz ney sevmekmi” yazıyor bir diğerinde, imlayı aynen aldım…

‘Kaderim Böyleymiş”…Haklı…Ama, tabanca çizmişler, vurulmuş olsa gerek…

“Ne geri dönecek yolun olacak/ Ne tutunacak dalın kalacak/Korkarım pişmanlık sonun olacak/ Yalnız kalacaksın günün birinde.” Çileli Kardeş. Bu taşın altına yoldan aşağı düşen bir araç resmedilmiş…

“Şişe büyük, Allah Rahmet Eylesin”

Mezar taşı kalp biçimi mermerden: Biz değil, ikimizi ayıranlar utansın. Seni seviyorum.

Yaşasın Laik Cumhuriyet…Gözümle görmedim, internet resmi, montajlanmış olabilir, Yaşasın Padişahlık yazsa kırarlardı muhtemelen.

Çok severdi deyip Yeni Rakı yazılı şişe çizilmişi e var, adı bende saklı….

“….Mezartaşıma Beşiktaş yazılacaksa, öyle ölüm hoş gelmiş sefa gelmiş…”

“Özledim” şarkısının sözlerinin yazıldığı mezartaşı da var.

“Sevgini taşımak değil/ Hasretini çekmek zor/ Gülmeyi özlemek değil/ Ağlamaya çalışmak zor/ Sevmek ya da ölmek değil/ Özleyince görememek zor.” Eh işte…Mermercide imla mafiş…

Vites Mehmet’in kabir taşı paylaşılırken, ‘soyadımı ben bile unuttum, gömenler ne yapsın?” denilmiş.

“Kebabı köz öldürür, ateşi su söndürür/ Yiğidi kılıç kesmez/ Bir acı söz öldürür” Rahmetli acı sözden gitmiş olmalı.

“Mezarımı ziyarete yüzü olanlar gelsin” (Bu ve aşağıdaki alıntılar, Iğdır ünv.dr.öğr.üyesi İsmail Abalı’nın 2018 yılı tez çalışmasından)

“Pazartesi günü çamaşır yıkarken vefat etmiştir.”

“Karılarının ve anasının kavgalarından/ Karı dırıltısından hakrolarak ölen Osman Ağa”

“Çok iyi bir Atatürkçü ve Cumhuriyet Halk Partili idi.”

“Totocuydu, futbolcuydu bir zaman/ cemiyette efendiydi her zaman”

“Çok sevdi Hüda etmedi niyaz/ Unutmadık, unutulmazsın Kiraz”

“Canlı yayın sona erdi”

“Saatin pili bitince eylemez tık tık/ Zamanı gelince ruhuna derler çık çık/ Allaha hakkıyla kulluk eyle/ Zira Âhirette dinlemezler hık mık.”

“Şükürler olsun kocacığım/ en azından nerede olduğun belli.”

“Yaşadı coşa coşa/ yoruldu koşa koşa/ adı deliye çıktı/ deliler ondan bıktı/ sevmeyince deliler/ merak etti veliler” (Boyraz 2003, bu ve öncekilerin çoğu…)

“…../evladından sana olsun nasihat/ O dünyada malın varsa, sat baba…”

Sanırım en ilginç mezar taşlarından biri yüz yıl önce Ramazan bayramının ilk günü şehrin içkici ve esrarcı tayfasının Edirnekapı’da kendi meşreplerince içerek ziyaret edip, şişenin dibini de kabirlere dökerek gazel atanların, Bekri Mustafa ile ünde 50 dirhem afyon çeken ve 143’üne kadar yaşayan 1801 yılında terk-i hayat eden Urfalı Hacı Ahmed Ağa’nın kabir taşında yazılı olandır. (Bilgi Murat Bardakçı’nın 16.12.2001 günlü Hürriyet’teki Ayyaşlar Bayramı köşe yazısından)

1908’e kadar asırlarca aksamadan süren bir gelenekmiş bu. Gazelhan, ‘ben şehid-i bâdeyim dostlar demim yâd eyleyin/ Neyle, meyle bir alay mahbub ile her dem gelin/ Bezm-i cem âyinini kabrimde mu’tad eyleyin’

Ulusların tapu kayıtları, mezartaşları. Kültürün, folklorun izlerini taşır, o zamanların izlerini, yaşayış âdetlerini…O günden geçmişe açılan kapı olan mezar taşları, kabristan başka yere taşınırken yok olur. İzmir Kâtipzâde Konağı (Hükümet Konağı) yakınındaki Suluca Mezarlık bu aile üyelerinin gömüldüğü aile mezarlığıdır, bütün rahmetliler doldurulur kepçeye, götürülürler semt-i meçhule…Geriye tek bir kadının, Kâtipzâde gelini olan bir hanımefendinin şimdi müzede olan taşı kalır, geçmiş neyimiş, atıver gitsin...

Namlı içkiciler “Bekri Mustafa ve Urfalı Hacı Ahmed Efendinin Edirnekapı’dan Eyüp’e inen yolun solundaki küçük mezarlıktaki kabir taşları bekçi tarafından sökülüp, bahşiş karşılığı meraklısına gösterilmek üzere orada bir kulübeye taşınır, derken kaybolur. Taşın burada (sözkonusu yazıda) yayınladığım fotoğrafı 70 yıl önce (şimdi 90 yıl önce) çekilmiş ve üstünde “Meşhur yevmiye elli dirhem sulümen ve afyon ekliden (yiyen) 134 yaşında fevt olan Rühâvies –Seyyid el-Hac Ahmed efendi ruhuna fâtiha. Sene 1216 Muharrem (Mayıs 1801) Bekri Mustafa’nın taşı da aynı âkıbete uğradı. Biri Edirnekapı öteki Eminönü’nde olan iki ayrı taş zamanla kayboldu.”

Osmanlıca yazılmış mezar taşlarını okumaktan mahrumuz…Sebeb olanlar sebepsiz kalsın…

İslamiyet öncesini hele hiç bilmiyoruz, Seyhan Çağlar Emen, İslam öncesi ölenin kabrine Balbal denen taş dikildiğini, İslamiyetle şereflenen milletin inancımız gereği mezarlığı önemseyip, taşları nakşettiğini, Ahlat’ta bulunan Selçuklu dönemi mezar taşlarının şâhaser olduğunu yazıyor. Türkistan başta, Türk dünyası mezar, sanduka, türbelerinin sanat eseri olduğunun altını çizerek.

“Delil yetersizliğinden beraat etti/ Kalp yetersizliğinden gitti.”

Bir arkadaşım taş maş istemediğini söyler, ekseni üstünde dönen ve hava koşullarından etkilenmeyen bir bobin hayâl ederdi. Hayal edip, heves edip yaşayamadıklarını, bu dünyada gerçekleştiremediklerini, gönlünde kalanları, diyemediklerini yazacakmış, gelen geçen okuyacakmış. Öyle çokmuş ki diyecekleri, ancak bir bobine sarıp, diğer eksen üstüne dolanıp tertiplice duracağını hayal ederdi. “Umdum, edemedim/ sevdim varamadım/ hayatı müsvedde sandım/ temize çekemedim” diye yazdır bâri, dedim, dinlemedi.

Ya sırasız gidenler? Şehidler, mülteciler, göç yolunda ziyan olan çocuklar, hesabı verilemeyecek olanlar? Dünyanın bütün taşları, kalemleri, keskileri yetmez onları söylemeye…

 

Ayşe KİLİMCİ

18.01.2021

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.